1. YAZARLAR

  2. Atasoy MÜFTÜOĞLU

  3. Mutlak trajediler
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Atasoy MÜFTÜOĞLU
Yazarın Tüm Yazıları >

Mutlak trajediler

A+A-

İslami varoluş bilincine sahip olan sorumluluk sahibi Müslümanlar, bütün bir dünyayı tanır ve bu dünya üzerinde kendi sistemlerini nasıl inşa edebileceklerine, bu sistemi nasıl gerçekleştireceklerine ilişkin bir yol belirlerler. İslami varoluş bilincine sahip olmayanlar ise, küresel sistem tarafından dünyayı ve olayları nasıl tanımlamaları isteniyorsa, dünyada nasıl yaşamaları isteniyorsa o yönde hareket ederler. Bu konuda nesne ya da eşya muamelesine maruz kalmakta bir sakınca görmezler. Sorumlu özne gerçeği görür, gerçeğin peşinde koşar, sorumsuz nesne ise, hiçbir şeyi doğru göremez.

İslam’ın geçmişte ne tür başarılar kazandığını, neler yaptığını anlatmak çok kolaydır. Çünkü bu başarıyı gerçekleştirenler bugün aramızda değildir. İslam’ın ve Müslümanların bugün ne yapmakta olduklarını, ne yapmak istediklerini anlatmak ise çok zordur. Çünkü bugün gereken İslami sorumlulukları yüklenemeyenler bizleriz ve hayattayız. Yeni/bağımsız/özgün bir sistem üzerinde çalışma/üretme yeteneğine sahip olmayanlar, bu sistemi gerçek kılma birikimine/cesaretine sahip olmayanlar yalnızca geleneği, göreneği sürdürür, statükolarla birlikte hareket ederler.
Seküler liberal diktatörlükler 
Bizler, bugün, tarihsel sürecin/koşulların ürünü olduğumuz için, İslam’ı/Kur’an’ı nasıl anlamalıyız bağlamında öteden beri bitmez-tükenmez tartışmaları sürdürürken, İslam’ı-Kur’an’ı nasıl gerçek kılmalıyız konusunda hiçbir çalışma yapmıyoruz. Bugün, kuramsal ve kavramsal anlamda bütüncül bir İslami çerçeveye bile sahip değiliz. Hayati konuları konuşmak/tartışmak/gündeme almak işimize gelmiyor. Çözümlenmeden bıraktığımız, çözümlenemez sandığımız, çözümlemeye cesaret edemediğimiz hayati sorunlar karşısında zihinsel/ahlaki bir boşvermişlik içerisindeyiz. Bu boşvermişliklerimiz sebebiyle, küresel kültür karşısında bütün yerel kültürler birer folklöre dönüşüyor. 
Seküler/neo-liberal kültürün referans olarak kullanıldığı, bu referanslar temelinde siyasal projeler oluşturulan bir toplumda yaşıyoruz. Toplumlarımız sekülerleşme doğrultusunda dönüşüyor. Paranın, zenginliğin, şöhretin, iktidarın, lüksün, tüketimin, bencilliğin diktatörlüğüne teslim olan Müslümanlar, bu teslimiyetçilikleri sebebiyle, seküler/liberal diktatörlüğün çürütücü etkisini hissetmiyor. İslami vakıflar/dernekler/kuruluşlar İslami dönüşüm üzerinde çalışmak yerine, İslam’ı bir kültür olarak araştırmak/yaşatmak üzere faaliyet gösteriyor.
1799’dan itibaren İslam toplumları büyük ölçüde, Batı’nın kültürel/siyasal/ekonomik/askeri üstünlüğü ile karşı karşıya geldiler. Bu üstünlük, toplumlarımızın sömürgeleştirilmesi, bağımlı hale gelmesi, aşağılanmasıyla sonuçlandı. Sözünü ettiğimiz tarihten sonra toplumlarımız Avrupa merkezci değerler/ilkeler temelinde tasarlandı. Bugün de, bu durumu değiştirmek bir yana, bu durumun tahkim edilmesine çalışılıyor. Hayati sorunlarımızı tanımlamak, yönetmek, sorunlara hakim olma iradesine bile sahip olmadığımızı hatırlamalıyız. Kültürel anlamda dünyanın taşrasında yaşıyoruz. Bilincimiz yaralandığı için, olayların sadece sonuçlarını konuşabiliyoruz.
Emperyalistlerden yardım almak
Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali karşısında (1979) ortaya çıkan Afganistan direnişi, Amerika’nın, Suudi Arabistan ile birlikte kendi jeo-stratejik çıkarları adına örgütledikleri, finanse ettikleri ve yönlendirdikleri bir direnişti. Sözü geçen dönemde gerçekleştirilen örgütlenmeler, işgal sonrası dönemde farklı isimler altında, farklı bölgelerde, bugün IŞİD örneğinde görüleceği üzere görevlendirildiler. Bu konuda Müslümanlar emperyalistlerden yardım istedikleri için sorumlu tutulabilir, ancak, bütün bu olup bitenlerden bizzat Batılılar sorumludurlar. İslam’ın yalnızca savaş ideolojisine, vahşet ideolojisine, korku ideolojisine indirgenmesi kadar vahim bir gelişme olamaz.
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, özellikle, Ortadoğu toplumlarında mutlak anlamda bir trajedi yaşanıyor. İslam toplumları tarihte benzeri görülmeyen çok şiddetli yarılmalarla karşı karşıya bulunuyor. Ölümcül iç savaşlar için ikna edici bir gerekçe bulmak mümkün olamaz. Ancak, bu savaşlar sırasında, bütün tarafların ideolojik/mezhepçi/etnik yakınlıklara göre, emperyal güçlerden yardım aldıklarını hatırlamak açıklayıcı olabilir.
Müslümanlar olarak ortak bir zihinsel/ahlaki iklime sahip olmadığımız için, çok büyük bir çıkmaza sürükleniyoruz. Toplumlarımız, düşünce ve kültür hayatımız soyut/ütopyacı/ırkçı Aydınlanma değerlerini ve bu değerler adına sürdürülen tarihi gereği gibi sorgulayabilmiş olsalardı, sömürgecilik tarihi bitmez tükenmek korkunç kötülüklerini sürdüremeyecekti. 
Yeni bir medeniyet inşası
Bizler, sömürgecilik öncesi geçmiş üzerinde yoğunlaşırken, sömürgecilik döneminde maruz kaldığımız emperyalist şiddet ve zulümler karşısında sergilediğimiz yetersizlikleri konuşmuyoruz. Kendimizi savunma gücümüzü nasıl kaybettiğimizi konuşmuyoruz. Bugün de, kendilerini İslam’a nispet eden kimi unsurlar, onarılması imkansız cinayetler-kötülükler, açıklanması mümkün olmayan aşırılıklar sergiliyor.
İslami bütünlük bilinci, modern ideolojilerde olduğu gibi, derin ayrımlara izin vermediği halde toplumlarımız bu bütünlük bilincini ve ahlakını yitirdikleri için etnik-mezhepçi çatışmalara sürükleniyor. Bugünün dünyasında Müslüman algıların merkezinde kapsayıcılık yok, cemaat/mezhep/milliyet fanatizmi ve bencilliği var. Müslüman algılarda ve değer yargılarında yaşanan değişkenliklerin nedenleri üzerinde çözümlemeler yapabildiğimizi iddia edemeyiz.
Dışlayıcı/bencil dil/söylem/yöntem ve akımlar, büyük fikirler, büyük düşünceler ve büyük kültür hareketleri üretemezler. Dışlayıcı dil/söylem/yöntem ve akımlarla yeni bir tarih yeni bir medeniyet inşa edilemez.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.