1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Mutlak iktidar
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Mutlak iktidar

A+A-

Topluluk hayatı yaşayan insanlar için birinci derecede çözülmesi gereken sorun “güvenlik”tir. İslam dini, imanla varlık ölçeğinde, somut hükümleriyle de toplumsal düzeyde güvenliği sağlar. Can, mal, din, akıl ve nesil emniyetinin olmadığı yerde kimse rahat değildir. Başlangıçta insanlar bunu sağladıktan sonra yönetimin bir teknik ve sistematiğe dönüşmesi demek olan siyasete geçtiler. Yönetim ve siyaset aşamasından sonra devlet ortaya çıkmış oldu.

Her aşamada değişmeyen “yöneten-yönetilen ilişkisi”nin tanzimidir ki, Efendimiz’in (sas) “Üç kişi yola çıktığınızda birini emir seçin.” (Ebu Davud, Cihad, 80) buyurması buna işaret eder. “Üç kişi bir kafiledir.”  (Ebu Davud, Cihad, 79; Tirmizi, Cihad, 4) Kafile yola çıkarken birini başına “emir” seçer, ancak işlerini aralarında şura ile yürütür. Beraber yol aldıkları sürece birinin fikir beyan etmekten vazgeçmesi doğru değildir, makul da değildir. Kafile kalabalıklaşır da başka kafilelerle ortak iş yürütecekse biri(leri)nin vekil seçilmesi lüzumu doğar.

       Şu halde yönetim ve siyaset, geniş manada toplumun kendini yönetmek üzere organize olmasıdır. Yönetimin şekillenmesinde doğru ve yanlış çok sayıda faktör rol oynamıştır fakat asıl konu değişmemiştir. Yöneticiler ya icap ve kabule göre (rıza) seçilir ya da güç kullanıp yönetimi ele geçirir.

“Siyaset” kelimesinin at terbiyecisi “seyis”le akrabalığı, siyasetin hakikatte ve olması gerektiği şekliyle bir yönetme bilgisi ve sanatı olduğunu ima eder. Ne var ki bu soyut bir etkinlik  değildir; nihayetinde söz konusu iktidar ilişkisinin düzenlenmesidir. Dört temel fonksiyon yönetimin uhdesinde yürütülür: Hükümranlık, iç güvenlik, ortak hizmetler ve dış güvenlik. Bu işler için yönetici/bürokratik kadroların tespiti ve tayini önemli yer tutar. İyi bir yönetim iyi bir görev tanımı yapar ve objektif tanıma göre formasyon (liyakat ve ehliyet) sahibi kimseleri görevlendirir. Tabii ki yönetici zümre, güç kullandığı için güç toplar, bu noktada bir tehlike belirir ki o da gücün asıl sahibinin gücünü ele geçirmektir. İşte tam bu noktada iktidar nedir, kim ve nasıl kullanır, soruları belirir.

İktidar temerküzünün iki yolu var: Biri soyut egemenliğin bürokrasi yoluyla kullanımı, diğeri maddi-mali kaynakların bölüşümü. Yöneticiye güç katan şey, bu ikisini temellük etmesidir. Zeydiye mezhebinin kelamcılarından Yahya bin Hüseyin’e (298/911) göre Kur’an’da yer alan “mülk” emir ve yasaklardır. Emir, mülkü ancak adaleti tesis etmek, mazlumların hakkını almak üzere kullanır. Mülk üzerinde tekel kuran, iktidarı temellük etmeye kalkışan yöneticiler zalim ve zorbadırlar, onlara karşı farz-ı ayn olarak mücadele edilir. Esasında kendi üstünde hukuk tanımayıp iktidarı temellük etmeye kalkışan mutlak mülkün kendisine ait olduğu Allah’ın hukukuna tecavüz etmiş olur. Müslümanlara düşen yönetimi meşru çerçeve içine çekmektir. Bu da siyasetin hukuk, ahlak ve sanat-estetikle şekillenmesiyle mümkün olabilir ancak.

Batı 9 asır süren sınıf ve mezhep savaşlarından sonra bu noktaya gelebildi. Batı siyaset tarihinden öğreneceğimiz çok şey var. Ama asıl yoğunlaşmamız gereken bizim tarihimizdir. Bugün siyaseti etkileyen Batılı toplumların tarihlerinde teşekkül etmiş bulunan kodlar değil, tarihi kodlarımızdır. Batı dünyası, belli periyotlarla iktidarı seçimle devretmeyi; çoğunluğun despotizmine ve yöneticilerin keyfiliğine karşı hukukun üstünlüğü ilkesini yerleştirmeyi, kuvvetler ayrılığı ve ifade özgürlüğünü güvence altına almayı başardı.

Bunlar bizde güvencede değildir. Seçimle veya darbeyle gelmiş olsunlar, Müslüman yöneticiler bilinçaltlarında Osmanlı padişahları gibi yönetimi kendi mülkleri, halkı kulları olan teb’aları görürler. Bu yüzden siyasi rakipleri onların hasmıdır. Hasma güvenilmez.  Rakibin üzerine ya tahakküm kurulur veya siyaseten katledilir. Tarihi kodlarımız, bugün hepimize acı veren kin ve husumete dayalı siyaseti belirliyor. Kin üzerine siyaset rakip tanımaz. Batı ise rakibe mücadele alanı tanır ve yerine göre iktidarı ona devreder.

“Neden mülk Allah’ındır?” Çünkü melikler mülkü temellüke kalkıştıklarında siyaset zulüm, husumet ve yağmaya döner. Mutlak iktidarı Allah’a, hukuku üstümüzdeki Münzel’e ve rızayı halka nasıl has kılacağız? Soru budur!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.