1. HABERLER

  2. MAARİF

  3. Müteveffaya Karşı Sorumluluklar/MAARİF
Müteveffaya Karşı Sorumluluklar/MAARİF

Müteveffaya Karşı Sorumluluklar/MAARİF

A+A-


 

Vefat edenlerin artık dünyada amel işleme imkanları yoktur ve Allah'u Taala’dan başka hiç kimse vefat eden bir kimsenin durumunun ne olduğunu bilmiyor. Dış görünüşe göre vaziyetin ne olduğunu tesbit etmek mümkün değil. Bunun için de bizden ölenleri hayırla anmamız istenmiştir.

 

Allah Resulü Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur:

“Kendi ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın. Çünkü cennetlik olurlarsa siz, iyilerin arkasından konuştuğunuz için günah işlemiş olursunuz, cehennemlik olurlarsa, o zaman içinde bulundukları durumda cehennem ateşi onlara yeterlidir.”

Elbette bu husus iman etmiş kimseler için geçerlidir. Kafirler bunun dışındadır. Tevbe suresinin 84. Ayetinde bu husus “…sizin ölünüz…” ifadesinden anlaşılmaktadır. Nitekim Allah Resulü'nün bu sözünden yararlanarak ölü için kılınan namazda şöyle diyoruz:

-“Allah’ım! Biz onda iyilikten başka bir şey görmedik ama sen onu bizden daha iyi tanıyorsun; Allah’ım! O eğer iyilerdense ihsanını artır ve kötülerdense onu affet…”

Cenazenin defnedilmesinden sonra yapılması müstehap işlerden biri de 40 müminin ölen kişinin iyi olduğuna şehadet getirmeleridir. “Allah’ım biz onda iyilikten başka bir şey görmedik ve sen onu bizden daha iyi tanırsın” demelidirler.

İnsan hakkının önemine binaen vefat etmiş birinin ardından yapılması gereken ilk şeylerden biri, hakku'n-nas kategorisine giren hakların ve ölen kişinin başkalarına olan borcunun ödenmesidir. İkinci aşamada ise İnsanın üzerindeki Allah’ın hakları, terk ettiği amellerin yerine getirilmesi gerekir. Ölenin hayatta iken yerine getirmediği namazları, oruçları, haccı, zekâtı vs… onun adına vekaleten yerine getirilmesi gerekir. Ölen kimse için yapılması gereken üçüncü amel ise onun için rahmet ve af talep etmek, ölenlerin ziyaretine gitmek, onlar adına müstehap amelleri yapılmaktır.

Konuyla ilgili iki hadisin aktarılması ibret açısınadn yararlı olur.

Allah Resulü Hz. Muhammed (sav), ölüler için hediye gönderiniz diye buyurdu. Ravi ölüler için nasıl hediye gönderilmesi gerektiğini sorduğunda da Allah Resulü şöyle buyurdu: Sadaka ve dua. Ölülerin ruhları her cuma günü dünya semasına gelir ve kendi evlerinin önünde dururlar. Her biri yakın sesle ve ağlarcasına şöyle seslenirler: Ey benim ailem! Ey çocuklarım, Ey annem ve ey babam! Ey yakınlarım! Bir zamanlar elimizde olup da bizim bedbaht olmamıza sebep olan ancak sizlerin onlardan yararlandığınız mallarımızla bizlere ilgi gösteriniz, bizler için harcayınız. Allah sizlere rahmet etsin…”

Ruhlar yakınlarına şöyle hitap eder:

''…Bizler için ihsan edeceğiniz bir dirhem, bir parça ekmek veya bir elbise parçasıyla bizleri hatırlayınız. Ola ki, Allah u Taala cennet elbisesi sizlere giydirir.''

Allah Resulü sözlerinin bu bölümünde ağlamaya başlar ve bizler de Allah Resulü ile birlikte ağlamaya başladık ve Allah Resulü öylesine şiddetli ağlıyordu ki, artık konuşacak durumda değildi. Biraz sakinleştikten sonra şöyle dedi: Bunlar sizlerin din kardeşlerinizdirler, bir dönem mutlu bir hayat içinde iken şimdi kara toprağa bürünmüş ve çürümüşlerdir. Bunlar şimdi feryat etmektedirler: Vay halimize. Eğer bir zamanlar bizler elimizdeki olanları Allah

yolunda ve onun rızası için infak edecek olsaydık asla sizlere muhtaç olmazdık…. Bunun için hasret ve pişmanlık içinde geri döner ve seslenirler: Ölülere sadaka vermede acele ediniz.

Ölülerin yakınları bazen ölülere hiç bir faydası olmayacak fiillerde bulunuyorlar. Göstermelik anma törenleri, figan ve ağlamalar, insanın kendine zarar verecek hareketlerde bulunması ve dövünmeleri gibi… Bunlar bazen haram bile olabilir ve kefareti gerektirdiği gibi ölüyü de zor durumda bırakabilir.

Günün birinde Resulullah (sav) yeni ölmüş birinin mezarının yanından geçiyordu. Ölü yakınları mezarın etrafına toplanmış ve ölen için ağlamaktaydılar. Allah Resulü şöyle buyurdular:

“Sizin hafif saydığınız ve önem vermediğiniz iki kısa namaz bu mezar sahibi için sizin tüm dünyanızdan daha hayırlıdır…”

Ölülerin hatırlanmasının önemi:

Ölümün ve ölülerin hatırlanması hem hayatta olanlar hem ölüler için büyük faydalar içerdiğinden bu konuda önemli tavsiyelerde bulunulmuştur.

Bir hadiste Allah Resulü'nden naklen şöyle deniliyor: Allah Resulü ashabından, ''Sizin en zekiniz kimdir biliyor musunuz? diye sorar. Sahabe, hayır Ya Resulullah diye cevap verirler. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurur: İnsanlar içerisinde en fazla ölümü ananlar ve her ketsen daha fazla ölüme hazırlıklı olanlardır” der.

Diğer yandan sürekli ölenleri hatırlamak ve onların mezarlarını ziyaret etmek insanların kendileri için de yararlıdır. Öyle ki, Allah u Teala Kur’an- Kerim’de Resulüne hitaben şöyle buyuruyor:

“Ve onlardan biri ölürse kesin olarak namazını kılma ve mezarının başında durma. Şüphe yok ki, onlar Allah'a ve Peygamberine kâfir oldular ve buyruktan çıkmış kötü kişi olarak öldüler.”

Emir’ul Muminin Hz. Ali (ra) da şöyle buyurmaktadır:

“Kendi ölülerinizin ziyaretine gidiniz. Çünkü onlar sizin ziyaretinizden mutlu olmaktadırlar.''

Kabir ahalisini, ölüleri ziyaret etmek birkaç açıdan hem yaşayanlar hem de ölüler için yararlıdır. Yaşayanlar için ilk olarak kabir ziyaretinin sevabı olması ve Allah’ın gufranına vesile olması bakımından önem taşıyor. İkincisi, insanlar üzerinde bıraktığı etki ve insanların ibret alması bakımından önemildir. Müteveffa için ise; hayatı boyunca amellerinin yetersizliği nedeniyle düçar olduğu azaptan kurtulmasına ve günahlarının hafifletilmesine vesile olması cihetiyledir.

Allah Resulü (sav) bu konuda şöyle buyuruyor:

“Kendi ölülerinizin ziyaretine gidiniz ve onlara selam veriniz. Bu sizin için ibret ve öğütten ibarettir.”

♦  Ufkumuz maarif grubu tarafından tedvin edilmiştir.

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.