1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Mutabakatın ulusalı olmaz!
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mutabakatın ulusalı olmaz!

A+A-

Ali Babacan ve Dışişleri mensubu çalışma arkadaşlarının geçen hafta İstanbul’da düzenledikleri bilgilendirme toplantısının önemli bir alt başlığı da ‘Ulusal Program’dı. Bakanın “gelecek reformların omurgası” olarak nitelendirdiği bu son derece geniş kapsamlı çerçeve belgenin hazırlanma süreci ile ilgili bilgiler, hükümetin dikkatli ve doğru bir tavır sergilediği izlenimini vermeyi amaçlıyordu. Bu yılın şubat ayında AB ile imzalanan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin gerekli olan reformları işaret etmesinden sonra hazırlanan taslağa, bütün bakanlık ve devlet kurumlarının yazılı onayı istenmiş ve akabinde 84 sivil toplum kuruluşuna ve 6 siyasi partiye gönderilmişti. Son hali Bakanlar Kurulu kararına muhtaç olan bu Program’a tahmin edileceği üzere CHP ve MHP’den ‘reddiye’ gelmiş, ancak diğer partilerden görüş alındığı gibi, sivil toplum örgütlerinden de bu ayın sonuna kadar genel bir değerlendirme beklenmekteydi...


Bu sürecin esas amacının örgütlü toplumu ortak bir ‘niyet’ beyanında buluşturmak olduğu anlaşılıyor. Çünkü sözü edilen ‘Ulusal Program’ın hangi somut reformu önerdiği belli değil... Eldeki belge sadece reform üst başlıklarına ilişkin çerçeve referansları ve olası zamanlamayı ifade ediyor. Takvim ise 4 yıl... Babacan çıkış noktasının reform ihtiyacı üzerinde bir mutabakat oluşturmak olduğunu, ancak o zaman söz konusu reformların içeriğine girilebileceğini ve ‘ulusal’ programa konabileceğini özellikle vurguluyor.


Bu tabii ki doğru bir çıkış noktası... AKP’nin kendi anayasasını yapmaya kalkmakla suçlandığı bir dönemin ardından, belli ki hükümet kendi ulusal programını yapmaya kalkmış gibi gözükmek istemiyor. Ancak bu noktada birbiri ile pek uyumlu olmayan bir varsayım ve bir tespite dayanma zorunluluğu da hissediliyor... Varsayım Türkiye’de AB üyeliğine ilişkin neredeyse siyaset üstü bir mutabakatın olduğu... Oysa şimdiye kadar bütün hükümetlerin ve bürokratik kurumların kullandığı söylemin aksine, bu alanda ciddi bir rahatsızlık olduğu açık. Çünkü AB yolu tamamen Türkiye’nin müstakbel siyasi sistemi ile ilgili bir dizi biçimlendirme ve yaptırım kriteri getirmekte. Diğer bir deyişle AB üzerine mutabakat, Türkiye’de demokrasinin nasıl anlaşılacağına ilişkin bir fikir birlikteliğini ima ediyor ve örneğin askerî vesayetin radikal bir biçimde tırpanlanmasının tartışmaya açılmasını gerektiriyor. Dolayısıyla da hükümetin ‘ulusal program’ etrafında aradığı mutabakat, kamusal alan üzerindeki erkin niteliğini belirleyecek bir siyaset hamlesini ifade etmekte. Buna yanıtın da ‘siyasi’ olacağı kuşkusuz... Nitekim söz konusu programın engellenmesi bir muhalefet siyaseti olarak belirginleşiyor...


Kısacası hükümetin varsaydığı mutabakatın gerçekleşme ihtimali yok, çünkü bunu engellemek epeyce destekçisi de olan bir siyasi tavır. Öte yandan Babacan’ın satır arasında dile getirdiği ve bu durumu belirginleştiren bir de tespit var. Onun sözleriyle “2007 ve 2008’de yaşananlar AB sürecinin ne kadar olmazsa olmaz olduğunu gösterdi.” Bu ‘yaşananlar’ neydi dersiniz? Bakan’ın kastettiği muhakkak ki Ergenekon’dan Genelkurmay bildirisine, oradan skandal niteliğindeki yargı kararlarına uzanan bir ‘engelleme stratejisinin’ varlığıdır. Darbe bu stratejinin olası sonuçlarından sadece biri... Diğer hedefler ise AB üyeliğine giden yolun kapanmasından muhafazakârları siyasetin dışına itmeye kadar uzanıyor.


Bizzat Babacan’ın değerlendirmesi, AB endeksli bir reform paketi üzerinde açık bir gerilim yaşandığını ve önümüzdeki dönemin ana siyasi malzemesinin bu olacağını ortaya koyuyor. O zaman hükümetin şu anki davranışının kamuoyu oluşturma açısından anlamlı olmakla birlikte siyaset oluşturmak açısından yetersiz olduğunun görülmesinde büyük yarar var.


Yapılması gereken şey, AB sürecini destekleyen tüm toplumsal ve siyasi oluşumlarla açık ve çok aktörlü bir işbirliği platformunun oluşturulmasıdır. Reformların toplumdaki çok daha geniş bir yelpazenin sahiplenmesini gerektirdiği açık... AKP’nin anlaması gereken basit bir gerçek var: Hiçbir toplum ideolojik olarak yeknesak olmadığı gibi, ‘ulusal menfaat’ diye üzerinde herkesin anlaştığı bir konum da yok. Zaten ‘siyaset’ dediğimiz uğraş, kendi hedefleriniz etrafında oluşturduğunuz kısmi toplumsal mutabakatları hayata geçirme iradesinden ibaret.


Hükümetin bu basit gerçeği idrak ettiğini gösteren bir stratejisinin olup olamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Öte yandan apaçık bir gerçekliğe de işaret etmeden geçmeyelim: Hükümet bu uğraşında tümüyle samimi... Laik kesimi AB’ye taşımak üzere ‘ihale’ kazanmış bir hükümetten değil, kendi geleceği için en “akılcı yolu” seçen bir toplumsal kesimden söz ediyoruz çünkü...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.