1. YAZARLAR

  2. Ahmet TAŞGETİREN

  3. Mustafa tartışmaları
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mustafa tartışmaları

A+A-

Altına da "Mustafa'daki Mustafa bu" diye döşenmiş. İşte onun Can Dündar'ın Mustafa'sında gördükleri: "Sarhoş. Kafayı bulunca ağlayan... Hoyrat. Soğuk. Kalpsiz. Çevresine eziyet eden... İtiraz edeni asan... Arkadaşlarını satan...

Goygoycuların dolduruşuna gelen...

Milletten bihaber. Hatta milleti küçümseyen...

Alay eden. Hesabını kitabını bilmeyen...

Batı hayranı. Sefa düşkünü. O balo senin... Bu balo benim, gezen. Zampara. Cephede bile karı-kız düşünen... Savaşmadığı için sıkılan...

Ordu varken, çete kurmaya kalkan... Devrimleri intikam için yapan... Dinsiz. Kendi heykellerini diktiren... Megaloman. Bencil. Günde 3 paket sigara içen. Usul usul intihar eden... Psikolojik bunalımda... Yalnız. Çaresiz. Basiretsiz. Zavallı bir adam.

Mustafa'daki Mustafa bu

Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan... Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri...

Başkomutanlık Meydan Muharebesi desen...

Taktiğini falan başkasından araklamış zaten." Peki gerçekten bu mu Mustafa'daki Mustafa? Mustafa'yı pazartesi akşamı ben de seyrettim. Bu yargılama hem Can Dündar için hem bizzat Mustafa Kemal için çok kıyıcı. Aslında Can Dündar, filmin genel bütünlüğü içinde, Mustafa Kemal'in "insan dünyası"nda yer alan "zaaf"ları, herkesin içine sindirmesi konusunda ciddi bir çaba gösteriyor.

Can Dündar'ın yorumları, "Bunlar var ama... Atatürk de Atatürk'tür" gibi bir hüküm cümlesine götürüyor. Mustafa tartışmalarında problem, bence Can Dündar'da değil, Mustafa Kemal'i savunma sadedinde onun filmine gösterilen tepkilerde... Tepkiler, zaaf gibi telakki edilen şeyler üzerine oluşunca, tepkiyi seslendirmek isteyenler, hep zaaflara vurgu yapmışlar.

Dolayısıyla film, sanki zaafları vurgulayan bir film haline dönüşmüş. Eleştiriler filmi izleyecek olan insanlara "zaaflara odaklanın" gibi bir çağrı yapıyor sanki. Mesela Yılmaz Özdil, filmde başka formatlarda hikayeleştirilen ve mazur görülmesi istenen şeyleri, olabildiğince yalınlaştırarak sayıp dökmüş. Filme gidenler, bu sayıp dökülenlere ister istemez odaklanacaklar.

O zaman da ortaya, Özdil'in çizdiği "Mustafa Kemal profili" çıkacak. Burada bir de, zaman ve zihniyet değişimi farkı önem kazanıyor. İnsanlar ister istemez, bir devlet yöneticisi olan Mustafa Kemal'i, bugünkü statülerle kıyaslamaya gidiyorlar. Şöyle bir soru insanların zihninden geçtiğinde cevap, ister istemez karmaşıklaşıyor:

-Abdullah Gül, Çankaya'da içkili, sazlı sözlü sofralar düzenleseydi...

Abdullah Gül, falanca partiye sahip çıksaydı. Abdullah Gül'ün evlilik ve aşk hayatı Atatürk gibi olsaydı...

Mesela Hakkı Devrim'in Radikal'deki sütununda, Rahmi Turan'dan naklen bir Atatürk hikayesi anlatılıyor:

"Bursa'da Çelik Palas Oteli'ndeyiz. Harika bir sofra, davetliler arasında Münir Nurettin Bey de oturuyor. Yemeğe ve rakılar içilmeye başlandı. Bir ara Atatürk, elini arka cebine atarak silahını çıkarıp Münir Nurettin'e dönerek: "- Münir Bey sesin çok güzel, çok yüksek perdeden de söylüyorsun. Bakalım cesaretin de yüksek mi? Şu rakı bardağını al da başının üzerine koy, demez mi?" "Sofradakiler heyecanlanmış. Ama Münir Nurettin hiç tereddüt etmeden söyleneni yapmış. Atatürk nişan almış, şaka etmediği de anlaşılmış. "Paaat!" bir silah sesi ve Münir'in hemen arkasındaki direkte bir kurşun izi...

Münir kalıp gibi, kılını kıpırdatmadan oturmaya devam ediyor. Atatürk de ona "Hadi şimdi güzel bir şarkı oku da neşelenelim!" diyor. "Ve şu cümle: Meğer Atatürk tetiği çekerken silahı yukarıya doğru tutmuş." Böyle bir "devlet başkanı" profili, tabii ki, bugünün insanının tahammül edeceği bir profil değildir. Onun için Atatürk, insani zeminden çıkarılıp, efsanevi kişiliği ile var kılınıyor. İnsan yanıyla sunulduğunda da, "yıkılır" endişesi ortaya çıkıyor.

Tartışma bunun tartışması. Bu tartışmada yeni durum, aslında Kemalist dünyada var olduğu düşünülen insanların yeni Atatürk profilleri çizmek üzere harekete geçmiş olmaları...

Vaktiyle Kemal Tahir tepki görmüştü. Sonra sonra "Atatürk değil mi yapar yapar, ne yapsa ona yakışır" savunmaları oldu. İpek Çalışlar'ın Latife'si, belki de kitap halinde bulunduğu için hazmedildi. Ama Can Dündar, olayı film ortamına taşıdığı ve burada daha etkili bir zaaf görüntüsü algılandığı için Brütüs rolünde görünüyor. Türkcell ipten dönmüş sayılır. Peki ya sponsor olan Sabancılar ne diyor bu işe? Zor mesele bu mesele. İletişim çağında korumalı alan oluşturmak zorun zoru.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.