1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Müslümanlar özgür değil!
Müslümanlar özgür değil!

Müslümanlar özgür değil!

A+A-

İLKAV Başkanı Mehmet Pamak: "Bu ülkede Müslümanların özgür olduklarını iddia etmek en büyük yalandır. Müslümanlara yönelik 80 yıllık baskı, yasak ve ideolojik zulümler kör gözlerin bile görebildiği, sağır kulakların bile duyabildiği derecede açık ve halen yaşanan bir gerçektir. Bu kadar açık gerçeğe rağmen, bunların olmadığını iddia etmek, başlı başına yeni bir zulüm, utanmazca bir iki yüzlülüktür. Bir de bu açık gerçeği örtmek için yaygara koparıp, üste çıkmaya çalışmak ise, ancak zalimlere yakışan büyük bir ahlaksızlıktır."

 

Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'de Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'ndeki "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlükleriyle ilgili sıkıntılar yaşıyor" şeklindeki sözlerine karşı laik kesimlerden gelen "Müslümanların hangi özgürlüğü kısıtlanmış ki, Müslümanlar her konuda özgür" eleştirisine karşı İLKAV Başkanı Mehmet PAMAK da, Müslümanların bu ülkede son 80 yıldır ve halen hangi hak ve özgürlük ihlallerine muhatap kılındıklarını açıkladı. Bu ülkede Müslümanların çok boyutlu baskı ve yasaklara muhatap olduklarını ifade eden Pamak şunları söyledi:

 

"Türkiye halkları, yaklaşık 80 yıldır, kendi içinden çıkan Batıcı elit tarafından ve Batı desteğinde zorla sekülerleştirilmeye / Batılılaştırılmaya çalışılmıştır. Şiddete dayalı jakoben politikalarla halkımızı İslami kimlik ve değerlerinden koparıp, baskı ve zorla modernleştirme amacı güden bir toplum mühendisliği projesi uygulamaya konmuştur. 80 yıllık süreçte halkın İslami kimlik ve değerleri "ötekileştirilip" "tehdit ve düşman" konumuna oturtulmuş, eğitim ve kültür politikaları halkı Batının paganist/pozitivizt  kültürü istikametinde dönüştürmek için tam bir "öğütüm" ve beyin yıkama aracı olarak kullanılmıştır. Böylece köklerinden, İslami kültür ve değerlerinden koparılarak kendine yabancılaştırılmak, zorla batılı kılınmak istenen halk, sonuçta, kendisi de başkası da olamayan, niteliksiz, bunalımlı ve köksüz bir toplum olmuştur.

 

Bu tür baskı ve dayatmalar sonucunda, materyalist eğitim çarkında tek tipleştirme politikalarıyla bu ülke insanının kendisini özgürce gerçekleştirmesi engellenmiştir. Tam bir ideolojik tornadan geçirilen insanların, egemen oligarşinin tercihleri istikametinde itaatkar vatandaşlar olması temin edilmeye çalışılmıştır. Genelde tüm kurumlar, özelde okullar, bir yandan resmi ideolojik kuşatma altında, seküler kutsalların dayatıldığı törenler, dinsel ritüeller ve ideolojik söylemlerle resmi seküler dinin tapınakları haline dönüştürülmüştür. Diğer yandan da, askeri vesayetin belirleyiciliğinde militarist kuşatma altında, resmi ideolojiyi ve militarizmi dayatan ders kitaplarıyla, militarist tören ve uygulamalarla kışla haline getirilmiştir. İşte seküler tapınak ve kışla işlevi de gördürülen bu beyin yıkama merkezlerinde körpe zihinler vahşice işgal edilmiş, ruhlar kirletilip fıtratlar bozulmuştur. Sonuçta, Türkiye halklarının, kendi öz kimlik ve değerlerinden kopuk, tarih boyu kendine anlam, değer ve şahsiyet kazandırmış olan vahyi değer ve ölçülerden uzak, kimlik bunalımı içinde, niteliksiz yığınlar haline gelmesi temin edilmiştir.

 

İşte bu politikaların uygulanmasında sonuç almak için, despot yönetimlerce hukuku ve temel hakları ayaklar altına alan baskılar, yasaklar uygulandı, keyfi cezalar verilerek, halk bu Batıcı ve İslam karşıtı projeye itaate zorlandı. Ülkemizi işgal eden emperyalist devletler, sözde ülkemizden kovulduktan sonra, onların yapmaya cesaret edemeyecekleri şeyler, onların seküler kültürü adına yerli kadrolarca gerçekleştirildi. İşte bu sebeple de, darbecilik ve çetecilik geleneği, halka ve halkın İslami kimliğine düşman olmanın ve onu zorla dönüştürme politikaları uygulamanın kaçınılmaz bir gereği olarak İttihat-Terakki'den bu güne sürdürülerek getirildi. Halka rağmen kurulan, halk düşmanı olan, yabancı bir kültürü ve onun seküler değerlerini halka dayatan İslam karşıtı despot sömürücü düzeni sürdürebilmek, ancak darbecilik ve çetecilikle hukuku askıya alarak, adalet ve özgürlükleri yok ederek gerçekleştirilebilirdi ve öyle de oldu.

 

Kemalist sistem, halka rağmen ve halkın dinine, kültürüne, kimliğine karşı düşman bir çizgiye oturtulunca kaçınılmaz olarak, halkın doğal ve haklı tepkilerine ve yeniden özgün kültür ve kimliğine yönelme "tehlikesi"ne karşı kendini koruyacak tedbirleri almaya yönelmiştir. Sistem bu amaçla öncelikle despotizmi esas alıp hukuku askıya alan yasalar yapmış, her türlü şiddet ve terörü bu amaçla kullanmanın yanında, hukuka aykırı yasalarla yargı gücünü de terbiye edici bir kırbaç gibi kullanmıştır. İşte bu amaçla, İstiklal mahkemelerinden DGM'lere ve bugünün son derece cüretkâr ideolojik kararlarına uzanan süreçte, geniş kitlelere hukuk adına büyük hukuksuzluklar yapılmış, büyük ıstıraplar, acılar yaşatılmıştır. Ve maalesef bu tür adaletsizlikler, haksızlıklar halen hem de yaygın bir biçimde devam ettirilmektedir.

 

Halkın İslami kimlik ve kültürünü tehdit ve düşman ilan edip, büyük ve yaygın bir zulmü topluma hâkim kılanlar, doğal olarak, zulmün muhatabı kitlelerin bir gün uyanıp itiraz etmelerinden, zulüm sistemini sorgulayarak özgürlük talep etmeleri ihtimalinden sürekli korkmuşlardır. Bu sebeple, yasalarla oluşturulan baskılar, yasaklar, ideolojik yargı kararları ve hukuka aykırı cezalar yetmeyince illegaliteyi de devreye sokmuşlardır. Halkın değerlerine, inancına karşı çıkıp, Batı kültürünü ve değerlerini dayatan, iktidar ve rantı ele geçiren oligarşi, kaçınılmaz olarak, halkın doğal ve haklı tepkilerine karşı kendini koruyacak her türlü tedbirleri, legal ve illegal boyutta almaya yönelmiştir. Bu amaçla halk bir yandan süreklilik arz eden asker ve yargı darbeleri ve muhtıralarıyla sindirilmeye çalışılırken, diğer yandan "derin devlet "adı altında çeteler oluşturulmuş, başlangıçtan beri devletle iç içe çalışarak, halkı bölmek ve sindirmek üzere provokasyonlar, suikastlar yapması temin edilmiştir. Böylece, halkın İslami kimliğine dönmesine engel olmaya, İslam ve özgürlük karşıtı düzen ne pahasına olursa olsun sürdürülmeye çalışılmıştır.

 

Bu sebeple, en başta, en fazla, en yaygın ve en sürekli olarak İslam'a, İslami kimliğe ve Müslümanlara olmak üzere resmi ideolojiyle bağdaşmayan tüm düşünce ve inançlara büyük ve acımasız zulümler yapıla gelmiştir. İslam "irtica" olarak karalanıp birinci öncelikli tehdit ve düşman ilan edilip, Müslümanlar çok boyutlu insan haklarının muhatabı kılınmışlardır. Buna rağmen Türkiye'de Müslümanların hiçbir yasakla, baskıyla muhatap olmadan özgürce yaşadıklarını söyleyenler en utanmaz yalancılardır. Müslümanlara yönelik 80 yıllık baskı, yasak ve ideolojik zulümler kör gözlerin bile görebildiği, sağır kulakların bile duyabildiği derecede açık ve halen yaşanan bir gerçekliktir. Bu kadar açık gerçeğe rağmen, bunların olmadığını iddia etmek, başlı başına yeni bir zulüm, utanmazca bir iki yüzlülüktür. Bir de bu açık gerçeği örtmek için yaygara koparıp, üste çıkmaya çalışmak ise, ancak zalimlere yakışan büyük bir ahlaksızlıktır.

 

Seksen yıllık süreçte gerçekleştirilen ve hala devam eden, İslami kimliğe yönelik yasaklar, baskılar ve cezalardan sadece bir kısmı aşağıda sıralanmıştır

 

A-    Yasaklar

1-    Lozan Anlaşması gereğince Hıristiyan ve Yahudi cemaati kurmak serbestken, Müslümanların İslami cemaat kurmaları yasaktır, bu yüzden ancak dernek ve vakıf şeklinde örgütlenebilmektedirler.

2-    Müslüman çocuklarına da ideolojik, laik seküler eğitim dayatılmaktadır. Tek tip ideolojik eğitim dayatan tevhidi tedrisat kanunu ile İslami eğitim yasaklanmıştır. Doğru bir uygulamayla kilise, sinegog, havra ve ruhban okullarındaki din eğitimine karışılmamakta, müdahale edilip programları laik devletçe belirlenmeye kalkışılmamaktadır.

3-    On yıllarca tamamen yasak olan Kur'an öğretimi ve Kur'an kursları için bugün de 12 ve 15 yaşa kadar yasak getirilmiştir. Laik devletin kontrol, denetim ve belirleyiciliğinden uzak özel mekanlarında Kur'an öğretimi yapanlara 1 yıl hapis cezası getirilmiştir.

4-    On yıllarca camilerin (bar, gazino ve ahır haline dönüştürülüp) amacı dışında kullanıma tahsisi söz konusu olmuş ve Arapça ezan yasağı uygulanmıştır.

5-    Bugün okullarda ve tüm kamu alanında başörtüsü yasağı uygulanmakta, on binlerce kızın eğitim ve öğretin hakkı gasp edilmekte, binlerce asker ordudan atılmakta, on binlerce meslek sahibinin (doktor, hemşire, avukat, öğretmen vb) sırf başörtüsü sebebiyle mesleklerini icra etmeleri yasaklanmış bulunulmaktadır.

6-     Laik diyanetten bağımsız cami ve mescid açmak yasaktır. Doğru bir uygulamayla kilise, sinegog ve havraya karışmayan laik devlet, İslam söz konusu olduğunda, cami ve mescid açılmasına da, din görevlisi kadrosuna da, yaygın eğitim anlamındaki hutbe ve vaazlara da tepeden karar ve yön vermektedir.

7-     Laik devletten izinsiz Cuma namazı kılmak yasaktır.

8-     İslam'ı tebliğ etmek tam anlamıyla serbest değildir. Laik devletin ilkeleriyle ters düşmemek kaydıyla sınırlı bir tebliğe imkan tanınmaktadır. İslami düşünceleri açıklama ve ifade etmeye yönelik ceza kanunu maddeleriyle ve uygulamada bir çok yasak getirilmiştir.

9-     Eğitim kurumlarında ve diyanet alanında temel İslami kavramları kullanma yasağı getirilmiştir.

10-Lozan'ın güvencesi altında azınlıkların dini günlerinde çalışmak zorunda bırakılmaları ya da resmi makamlarca davet edilmeleri, mesela vergi dairelerine ya da mahkemelere çağrılmaları yasaktır. Bu sebeple azınlık dini cemaatlerin kutsal (Cumartesi ve Pazar) günleri resmi tatil yapılmak suretiyle bu kurala uyulmak yoluna gidilmiştir. Çalışan Müslümanlara ise Cuma namazı izni bile verilmemekte, hatta ezan saatleri laik sistemin mesai saatlerine uydurulmaktadır. Devletin işlerinin verimliliği düşünülerek mesai saatini iftar saatine göre düzenlemesi ise, RP'nin kapatılma gerekçelerinden birini teşkil etmiştir.

11-Sırf Kur'an eğitimi de aldıkları için, İmam Hatiplilere üniversiteye girişte katsayı engeli konulmuştur.

12- Çok boyutlu müdahaleler ile İslam'ı, bireysel ve toplumsal hayata yansıtma yasağı söz konusudur. (İslami hayat tarzının yok edilmesi).

 

B - Baskılar – Keyfi ve hukuksuz cezalar

 

1-    On yıllardır süregelen haksız, keyfi ve ideolojik ağır cezalar

2-    Jandarma ve polis takibi, Kur'an kurslarına ve İslami ders yapanlara  ev baskınları

3-    "İrtica" yaftası altında tehdit ve düşman olarak ilan edilme, dışlanma, aşağılanma, "zenci" muamelesi görme

4-    Sivil ve askeri devlet görevlerinden atılma ve kamu alanlarına sokulmama

5-    Okullardan kovulma, memuriyete alınmama

6-   İstiklal mahkemelerinden DGM'lere on binlerce hukuksuzluk, siyasal ve ideolojik yargı baskısı

7-    TCK 163, 312, 216, 301. maddeleriyle gerçekleştirilen on binlerce insan hakları ihlali ve ideolojik kararlarla verilen hukuka aykırı mahkumiyetler

8-    Okullarda ve kamu alanlarda resmi ideoloji dayatması

9-   Şapka takmadığı ya da takke ve sarık taktığı için cezalandırılanlar

10-  Fitre, zekat ve kurban derilerine laik devletin el koyması

11- İslami eğitim ve Kur'an eğitimi için tahsis edilmiş vakıf mallarının devlet bütçesine devredilmiş olması

12- Cami ve mescidlerin laik devletin yönetim ve denetimi altında olması

13- Hutbe ve vaazların içeriğinin laik devletçe belirlenmesi ve resmi din dayatılması

14- Zorunlu askerlik uygulaması ve vicdani ret hakkının tanınmaması...

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.