1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Müslümanlar, Dostluklar ve Kobani
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslümanlar, Dostluklar ve Kobani

A+A-

      İnanan insanlar olarak, hayatımızın her alanını Qur-an’a göre şekillendirmemiz gerekmektedir. İlahi hükümler, şüphesiz ki inanan bir insan için hayatının tümünü kapsayan temel kaidedir. Bu temel kaideyi asla ihmal etmemek, görmezden gelmemek zorundayız. Hayatın her alanında olduğu gibi, dostluklarda/düşmanlıklarda da ilahi ölçüler, kesin ölçüler olarak alınmadığında, umursanmadığında, Müslümanların ne hale geldiklerini şu anda hüzünle, esefle ve hayretle müşahede ediyoruz. İnsanlığa örnek ve önder olmaları beklenen Müslümanların, nasıl da ele-ayağa düştüğüne de aynı üzüntüyle şahit olmaktayız. Hal bu ki, bu konuda da Rabbimizin, hayat rehberimizde sarih emirleri bulunmaktadır.

     “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker (kötü ve İslam’a aykırı ) olandan da sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğu fıska sapanlardır.” (Al-i İmran, 110)  İnsanlar için ve insanların içinden çıkarılan hayırlı bir ümmettir Müslümanlar. Bu hayırlılık hayatın bütün alanlarını, yeryüzünün tümünü ve bütün bir zamanı kapsamaktadır. Çünkü ilahi beyanda bu konuyu kısıtlayıcı bir işaret olmadığı gibi, evrensel şümullüğü de beyan buyurmaktadır.

     Rabbimiz, Müslümanların insanlar içindeki önemini vurguladıktan sonra, bu önemi ve değeri koruyabilmenin sınırlarını da çizmektedir.“Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile hiçbir dostluğu kalmaz.” (Al-i İmran, 28)  Allah(cc) ile dostluğu kesildiği/kesileceği gibi; Müslümanların kendi aralarında da dostluğu, birliği, bütünlüğü kalmaz. Dostluğun kalmadığı gibi önderlikleri ve önemlilikleri de kalmaz. İzzetli hayat ve yol bırakılıp; zilletli hayat şekli ve yolu tercih edilince de, yaşanacakları düşünmek bile insana kâbus olmaktadır…

     Evet, miminler kimi dost edinip, kimi de düşmen edineceği konusunda da elbette ki ilahi ölçüleri mutlak ölçü olarak almak zorundadırlar. Aksi durumda günümüzde düştüğü hallere ve hatta daha da beter durumlara düşmekten kurtulamazlar. Bu gün ne acı kikimi Müslümanlar tarafından küresel anlamda ve siyasi menfaatler uğruna dost diye addedilen İslam düşmanları, asla Müslümanların hayrına uğraş vermezler. Ya tamamen Müslümanların zararına çalışırlar veya onları da kendilerine benzetme yoluna giderler. Unutulmamalıdır ki bu durumların hangisi vaki olursa olsun; tamamen Müslümanların aleyhinde sonuç verecektir. Ki tarih boyunca hep öyle olmuştur. Böyle dostluklar devam ettiği sürece Müslümanlar, aynı sonuçlara da maruz kalacaklardır. Günümüzde sıcağı sıcağında birkaç olaya değinecek olursak: ABD koalisyonunun IŞİD’ e karşı düzenlediği hava saldırılarının birinde 70 Irak askerinin dost ateşiyle/yanlışlıkla(!!!) öldürüldüğü gibi. Koalisyon güçlerinin genellikle petrol kuyularının bulunduğu yerleri korumaya çalıştığı gibi. ABD’nin daha önceki yıllarda Irak’a, Afganistan’a demokrasi(!) getirdiği gibi!!!  Sümüklü böceğin gezindiği yerlerde nasıl ki iz bırakıyorsa; tıpkı ABD’de gittiği her yerde kan, gözyaşı, kin, nefret, kargaşa, çatışma bırakmaktadır. Bunun dışında “hayır” adına şimdiye kadar hiçbir semeresi olmadığı gibi şimdide olmaz ve bundan böyle de olmaz, olmayacaktır…

       Ne yazık ki bu tür dostluklar ve bu tür yanlışlıklar(!) hep olagelmiştir ve bu gidişle daha da olacağa benzemektedir. Günümüzde ümmetin parçalanmışlığı ve istikbar tandanslı IŞİD ve benzeri yapıların da ümmet içinde yer bulduğu sürece daha çok çekeceğe benziyoruz. ’Mümin ferasetlidir’  nebevi vecizenin gereği düşünülmeli ve gereğinin ifasına yeniden kafa yorulmalıdır. Zira Müslümanlar çağımızda olması gereken asli yapılarından fersah, fersah uzaklaşmışlardır. Ümmet olarak asli kimliğe yeniden dönüşün yolları aranmalıdır. Tefrikayı körükleyici ve zihinsel, fikirsel, düşünsel olsun ve hatta akidevi anlamda olsun her türlü hastalıklardan, marazlardan, Qur-an’nın aydınlığıyla korunmalıyız. Ki bu şekilde İslami feraset, izzet, şeref, haysiyet ve kişilik sahibi olunabilinir.

      Müslümanlar tarafından dostlukların, yakınlıkların, ittifakların yapısı Rahmani ölçülerin dışına taştığı zaman; hayatın seyri de elbet ki aynı şakide değişecek ve Rahmani ölçülerin dışına taşacaktır. Zaten şimdiye kadar da hep o şekilde değişmiştir…

      Dost demek; dostu olduğu kişiye yakın,  onunla samimi, candan, faydayı gözeten, hayrı dileyen demektir. Sefayı da, cefayı da severek ve isteyerek paylaşan demektir. Haliyle müminler ancak müminleri dost edinebilirler. Ki müminler ancak birbirine karşı samimi, hayırhah olabilirler. Bunun dışındaki haller, tavırlar, tutumlar, eylemler ancak ve ancak müminler için şer olur, tefrika olur...

     “Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerdir. (Tevbe, 23)

     Evet değil ki babalarımız, kardeşlerimiz olsun; bu gün kendisini Müslüman olarak bilen, inanan ve böylece tanınan/kendisini tanıtan niceleri vardır ki, birtakım menfaatler uğruna yeryüzündeki en gaddar, en baği kafirlerle, zalimlarla bile dostluklar (!!!), ittifaklar kurmakta ve diğer taraftan da mümin olarak Rabbimizin tarif buyurduğu kardeşlerimizi düşman addetmektedir. Heyhat…

     Diğer taraftan İslam (!!!) adına ortaya çıkan ama fiilleriyle İslam’a savaş açan caniler çetesi IŞİD ise, madalyonun acı veren öteki yüzüdür. Yapıp ettiği ne varsa, Müslüman kanını akıtmaktan, cinayet işlemekten, zulme, küfre payanda olmaktan öteye geçmemektedir. Oysaki müminin kanı, canı, malı, ırzı mümine katiyen haramdır. Böyle bir cürümün işlenmesi kesinkes yasaktır.

     Biliyoruz ve inanıyoruz ki, bu çete de dünya istikbarının bir imalatıdır. Küresel istikbar; bir taraftan kendisine ait olan bu kirli ve şerli imalatı kendi bünyesinden temizlemektedir. Diğer taraftan da, hassaten İslam dünyasını karıştırma, Müslümanları birbirine düşürme ve ümmetin zenginliklerini sömürme aracı olarak imal ettiği bu kiri, Müslümanların arasına ihraç etmektedir.

     Kobani, bu gün kan ağlamakta, can çekişmekte ve zulmün en daniskasına maruz kalmaktadır. Bu zulme müdahale edebilme kudret ve yetkisine sahip olanlar ise sadece seyretmektedirler. Bu zulme seyirci kalarak ortak olanlar da, bizzat katiller kadar sorumluluk ve vebal altındadırlar. Diğer taraftan da Kobani bahanesi ile ayrı bir bağnazlık girişiminde bulunanların, ortalığı velveleye verenlerin, yakıp yıkanların da ne mazlum Kobani halkına, ne güya savundukları Kürt halkına ve ne de genel anlamda Müslümanlara bir yararı olması mümkün değildir. Kobani’deki Müslüman Kürt halkının, Müslüman kardeşlerinden yardım almalarına ihtiyaçları vardır. Bu yardım çerçevesinde maruz kaldıkları zulmün defi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Özellikle Türkiye bu konuda sorumluluk almalı ve kendi öz vatandaşlarının öz akrabaları olan bu mazlum halkın bir soykırıma uğramalarına asla meydan vermemelidir. Hiç bir bahane böyle bir soykırıma göz yumulmasına neden gösterilmemelidir. Zira mazlumun kimliğine, rengine, diline, inancına vb hiçbir ayırt edici vasfına bakılmamalıdır. En acilinden yapılması gereken mevcut ateşin söndürülmesi olmalıdır. Ayrıca böyle bir girişim; Türkiye’nin daha aydınlık ve güçlü bir geleceğinin de garantisi olacaktır. Kesinlikle unutulmamalıdır ki, eğer bu yapılmayıp, öz vatandaşları olan Kürt halkın güveni sarsılırsa tahmin edilemeyecek tehlikelere çanak tutulmuş olunacaktır. Son birkaç gündür gelişen olaylar hiç de iç açıcı olamamaktadır. Bu gün dost olduğunun, kardeş olduğunun; ümmet şuur ve bilinci içerisinde, gereğinin azamisi yapılmalı ve hiçbir gizli ve kirli hesabın içine düşülmemelidir. Batı emperyalizmi ve büyük şeytan Amerika’nın hiçbir planı, projesi, dostluğu(!) ne Türkiye’nin hayrına, ne Kürtlerin hayrına ve ne de genel olarak İslam âleminin hayrına asla olmayacaktır. Kürt siyaseti içindeki İslam inancını taşıyan siyasilere ve iktidardaki siyasilere bu gün her zamankinden daha büyük bir sorumluluk düşmektedir. Irkçılığın her türlüsü bir zehirdir, bir afyondur. Şimdiye kadar ırkçılığın, Müslümanlar olarak bizlere zarardan başka bir getirisi olmamıştır. Hiçbir bahane bu sorumluluğu öteleyememelidir. Eğer bu sorumluluk bu gün yerine getirilmezse, yarın çok geç kalınmış olunabilir.

     “Ey iman sahipleri! Kendi dışınızda hiç kimseyi sırdaş edinmeyin. Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı verecek şeyi pek severler. Ağızlarından nefret ve öfke taşımaktadırlar. Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür. Eğer aklınızı işletirseniz, Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir. “ (Ali İmran, 118)

     Allah(cc)’ın kardeş olarak buyurduğu insanların, bu ilahi kardeşliğin gereğini yapmaları, sorumluluklarının farkında olarak dostluklar (ve düşmanlıklar) kurmaları gerekmektedir. Üstünlüğün Allah(CC)’a, O’nun yolunu takip ederek O’na teslim olanlara ait olduğu ve bunu dışındaki bütün yol ve uygulamalarının mutlak bir hüsranla sonuçlanacağı unutulmamalıdır. “Kim Allah’ı, peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, Allah’tan yana olanlar şüphesiz üstün gelirler.” (Maide, 56)  Selam, muhabbet ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.