1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. MÜSLÜMANCA FAİLLİĞİN OLUŞUMU
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMANCA FAİLLİĞİN OLUŞUMU

A+A-

 

Faillikten neyin kastedildiğini belirtmekte yarar vardır. Herhangi bir fiil sahibi olan kişiye fail diyoruz. Fiil sahibi olmak demek, edimlerde bulunmak demektir. İnsanın edimleri, insanın yapıp ettikleridir. Daha çok, hukuki bir kavram olarak kullanılan failin “olmak” haline “faillik” diyoruz.

“Müslümanca faillik” dediğimiz zaman, İslam’ın belirleyici olduğu edimler akla gelmelidir. Yani bir Müslümanın sergilediği fiil ve eylemleri oluşturan bilgi, bilinç ve iradenin İslam paydasında buluşmasını, “Müslümanca faillik” olarak ifade etmekteyiz.

Müslümanca bir failliği, gayet doğal olarak, Müslümanların oluşturduğu hayat tarzı ile eş anlamlı olarak da kullanabiliriz. Eğer Müslümanların, Müslümanca bir hayat tarzları varsa, o zaman Müslümanca bir faillikten de söz edebiliriz. Aksi takdirde, kendilerini Müslüman olarak adlandırmalarına rağmen, Müslümanca bir faillikten söz etmek yanlış olacaktır.

İnsan olmanın, akıl ve irade sahibi olmanın, tercihlerde bulunmanın doğal sonuçlarından birisi de arzu ve isteklerdir. Kimi arzu ve istekler, ihtiyaç mesabesinde olduğu için, o arzu ve istekleri karşılamak olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Kimi arzu ve istekler ise ihtiyaç mesabesinde olmadığından, yerine getirilmediği zaman, hayatın akışında bir bozulmaya, bir fesada ve bir çıkmaza sebep olmaz.

Yaşanan hayatın rengini istek ve ihtiyaçlar belirlemektedir. Her insanın hayatını oluşturan mahremiyet ve aleniyeti, sahip olunan duygu, düşünce ve inançlar oluşturur. Güven içinde yaşadığımız, barındığımız evimiz ne ise, duygu, düşünce ve inançlarımızın oluşturduğu tasavvur da aynı şeydir. İçinde barındığımız evimiz bizi dış tehlikelerden, içimizde bulunan evimiz olan tasavvurumuz da bizi iç tehlikelerden korur.

Miquel de Cervantes, Don Quıjote adlı eserinin önsözünde, insanın hür iradesi ve failliğiyle ilgili şunları yazmaktadır: “…Ruhun kendi bedeninde; gayet yetenekli, hür bir iraden var; evindesin ve kralın vergilerin efendisi olduğu kadar, sen de evinin efendisisin; bilirsin herkes kendi evinde kraldır. Bütün bunlar, seni her türlü saygı ve mecburiyetten azade kılıyor; kısacası, kötü söylersen karalanmaktan, iyi söylersen ödüllendirilmekten korkmadan, istediğini söyleyebilirsin.”

İnsanın istediğini söylemesi, failliğini gösteren en önemli özelliğidir. İnsanın istediğini söylemesi, sorumsuzca hareket etmesi anlamına gelmemektedir. İnsanın istediğini söylemesi, sahip olduğu bilgi, bilinç ve inanç doğrultusunda hareket etmesi anlamına gelmektedir. İnsanın keyfince hareket etmesi de aynı anlam doğrultusunda değerlendirilmelidir. Çünkü insanın keyfi de insanın istekleri de insanın inandıklarına aykırı olamaz, olmamalıdır.

Müslümanca failliğin oluşumunda, Müslümanın ne istediğini bilmesi ilk ve en önemli basamağı oluşturur. İster Müslüman ve isterse başka bir insan olsun, fark etmez, eğer insan ne istediğini bilmiyorsa, herhangi bir failliğe de sahip olamaz. Bir insanın failliğinin olmaması, o insanın insanlığının da olmaması demektir. İnsanın en büyük kaybı, insanlığını kaybetmekle başlar. İnsanlığını kaybeden bir insanın, kategorik olarak, iradesiz varlıklardan daha alt seviyelere düşeceğini, Aziz Kur’an bizlere bildirmektedir.

Bir insanın failliği, faili olduğu fiili, aklını ve iradesini kullanarak yapıyor olmasına bağlıdır. Müslüman bir insanın bütün fiilleri, İslam’ın çizdiği sınırlar dâhilinde olmak zorundadır. Bu, böyle olduğu için, Müslümana Müslüman denmiştir. Müslümanca bir faillikte, Mübin ve Kerim Kur’an, elden düşmemesi gereken bir hidayet rehberidir.

Müslümanların gündemini işgal ederek enerjilerini sorumsuzca tüketen ve böylece yalan ve sahte gündemlere mahkûm eden, kan davaları misali bitmez tükenmez tartışmalar, Mübin ve Kerim Kur’an’ın hayattan çıkarılmasının bir sonucudur. Belki dünyadaki en büyük trajedi, Müslümanın Kur’an’ı hayatından çıkarmasıdır. Müslüman, Kur’an’ı hayatından çıkardıktan sonra, Müslümanca bir failliğe sahip olması mümkün olabilir mi?

Mübin ve Kerim Kur’an’ın, Müslümanca bir failliği oluşturması ve böylece rehberliğinden yararlanılması için okunması gerekir. “Kur’an’ın okunması” hususu gayet açık ve anlaşılır bir husus olduğu halde, Müslümanlar arasında ayrılıklara sebep olan bir hususa dönüşmüştür. Bu, sadece bugünün bir sorunu olmayıp yüzyıllardır var olan bir sorun durumundadır. Ne kadar hazin bir durum değil mi? Bir gerekliliğin bir gereksizliğe dönüşmesi kadar hüzün veren bir durum olamaz: Müslüman olmak Kur’an okumayı gerektirirken, bu gerektirme durumu üzerinde, ahlaksızca kavgalara girmek, evet, ahlaksızca kavgalara girmek, hüznü besleyen bir yok oluştur.

Okuma derken neyin kastedildiği önemlidir. Bir kere okumanın en önemli gerekliliği anlamaktır. Neyi okuyorsanız onu anlamak için okuyorsunuzdur. Anlamdan yoksun okumalara okuma denmez. Bir kere bu net bir şekilde bilinmeli ve buna göre konuşulmalıdır. Bir diğer husus, okuma eylemi, sadece matbaadan çıkan kitapları okumaktan ibaret değildir. Okuma eylemi aynı zamanda, varlıklar ve varlıkların sahip oldukları ilişkiler üzerinden de olmalıdır. Bu varlıklar içindeki en önemli varlığı insanın oluşturduğunu da hatırlatalım.

Müslümanca bir failliğin oluşumu için, en önemli olmazsa olmaz koşul, Kur’an’ı okumaktır. Kur’an’ı okumak, mesajını anlamak içindir. Kur’an’ın mesajını en iyi anlayan ve hayata en iyi uygulayan örnekliği hiç şüphesiz Peygamber Efendimiz oluşturmaktadır. Peygamber, izinde gidilmesi gereken bir örnekliktir. Peygamberle ilgili yapılacak değerlendirmelerin kaynağını da yine Kur’an oluşturmalıdır. Bu konuda Peygamber Efendimizin, bizim fazladan yapacağımız yüceltmelere bir ihtiyacının olmadığını akıldan çıkarmamak gerekir. Çünkü bu konuda Yahudiler ve Hıristiyanlar büyük günahlara imza attılar. Ne yazık ki bu hususta her gün kıldığımız namazlarda şu kadar Fatiha okumamıza rağmen, anlamından uzak olduğumuz için, Yahudi ve Hıristiyanların düştükleri günahlara biz de düşüyoruz. İçinde olduğumuz en önemli açmazlardan birini oluşturan bu konu her zaman gündemimizi meşgul etmiştir. Çünkü etkin olma vasfımızla değil, edilgin olma vasfımızla hep hareket ede gelmişiz.

Müslümanca bir failliğin oluşumu için en önemli çareyi, etkin olma vasfına sahip kılacak okumalar oluşturmalıdır. Kur’an özelinde bu okumalar yapılırken, vahiy ilk defa indiriliyormuş bilincini hep önde tutmak gerekir. Dünyada olup bitenlere bakışta da özne olma vasfına sahip olunmalıdır. Müslüman nasıl bir dünyada yaşadığını bilmezse, nasıl hareket edeceğini de bilmeyecektir. Öyle ise yapılması gereken, ufkumuzu yerelden evrensele açmalı, ayak bağı olacak seküler oyun ve eğlencelerden de uzaklaşmalıyız. Bütünüyle özgür, bağımsız ve adil olacak hakikat timsali birer şahsiyet olmanın yolu, sorumluluğunu üstlendiğimiz bir Müslümanca failliği oluşturmaktan geçer.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.