1. YAZARLAR

  2. Yusuf KAPLAN

  3. Müslüman zihni, nasıl inşa edilebilir yeniden?
Yusuf KAPLAN

Yusuf KAPLAN

Yusuf KAPLAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman zihni, nasıl inşa edilebilir yeniden?

A+A-

Önce hayatî bir tespit: Medeniyetler arasındaki ilişki ve alışveriş, esas itibariyle form'lara dayanır. Tarih boyunca böyle olmuştur bu.

Ama bu ilişki, insanlık tarihinde ilk kez, modernlikten itibaren norm'lara dayanan bir ilişkiye dönüştü. Bu da diğer medeniyetlerin normlarının deliş deşik olmasıyla sonuçlandı. Ve çağı, diğer medeniyetlerin kendi çağrılarıyla irtibatlarını tersyüz eden, tastamam bir çağ körleşmesi sorununun yaşandığı devâsâ bir ağ'a dönüştürdü.

MÜSLÜMAN ZİHNİ VE ÇAĞ SORUNU

Müslümanların en temel sorunu, sanıldığı gibi siyasî, ekonomik, stratejik filan değil, varoluşsaldır: Müslümanların zihni, Müslümanca işlemiyor.

Zihin, Müslümanca işlemeyince, davranış da Müslümanca olamıyor. O yüzden çağrımız çağını kuramıyor. Çağını kuramayan bir çağrının varlığından sözedilemez oysa.

Çağını kuramayan bir çağrı'nın bağlılarının varlığından sözedilebilir mi peki? Hayır.

Demek ki, öncelikli sorunumuz çağ sorunudur: Çağ'ın bizi nasıl ağlarına aldığını, idrak kapılarımızı nasıl kapattığını, zihnimizi nasıl iğdiş ettiğini, medeniyet dilimizi nasıl yok ettiğini idrak edebilme sorunu.

Çağın ağlarını aşabilme ve çağrımıza hakkıyla nüfûz edebilme meselesi.

İslâmî bir idrak biçimine, İslâmî bir düşünme, duyma, yaşama biçimine, İslâmî bir dile ve duyarlığa kavuşabilme meselesi, özetle.

ŞAHSİYET İNŞASININ ZEMİNİ: MÜSLÜMAN ZİHNİ

Müslüman zihin inşa edilince, Müslümanca bir hayatın yaşanabileceği bir zemin de inşa edilir.

Zihnin, Müslümanca işlemediği, İslâmî bir dilin ve duyarlığın geliştirilemediği bir yerde, Müslümanca bir hayatın yaşanabileceği bir zemin de tesis edilemez.

Zihin inşası, şahsiyet inşası demektir. O yüzden Mekke döneminde önce, çağın ağlarından ve bağlarından arınmış, tastamam ümmîleşmiş bir Müslüman zihni inşa edilmişti: Müslüman zihni, Müslüman şahsiyetin hayat bulmasını sağlayan yegâne kaynaktır çünkü.

MÜSÜMAN ZİHNİNİN KAYNAĞI VE IRMAĞI: VAHİY VE SÜNNET

Zihin kaynak, hayatsa ırmak'tır.

Müslüman zihninin kaynağı, insana hayat bahşeden vahiydir. Müslüman hayatının kaynağı ise, vahyi, kanatlandırıcı, ruh üfleyici, gürül gürül akan bir ırmağa dönüştüren Sünnet-i Seniyye'dir.

Eğer bugün Müslüman hayatı donmuşsa, bunun en temel nedeni, ırmağın kuruması, Sünnet-i Seniyye ile irtibatın kopmuş olmasıdır.

Sünnet-i seniyye ile irtibatın kopması ise Müslüman zihninin köklerinin kurumasına, kaynak'la irtibatını kanatlandırıcı bir ruhla kuramamasına yol açıyor.

Müslüman zihni, zaman-mekân sınırlarını aşan derûnî bir ufuk üzerine kurulmuştur: Allah (cc), insana ruhundan üflediği ve emaneti yüklemiştir çünkü.

Özetle: Müslüman zihni, bu ilâhî ruhu kuşanarak ve ilâhî emaneti taşıma şuuruyla donanarak inşa edilmiş, doğrudan hayata ruh üfleyecek bir ruh atılımının -Mekke sürecinde- kişide hayat bulduğu, -Medine sürecinde- toplumda hayat olduğu, -medeniyet sürecinde ise- bütün varlığa ve dünyaya hayat sunduğu bir şahsiyetin tohumlarının ekildiği bir zihindir.

Müslüman zihni, hakikatin, bütün çağların ve içinde yaşanılan çağın tanığı, özünü melekût âleminden alan, mülk âlemine ruh üfleyecek bir şahsiyetin ve dünyanın özsuyu ve özkaynağıdır.

KURU DEĞİL, ARI-DURU, HAYAT KURUCU BİR ZİHİN

Müslüman zihni, seküler zihin gibi hayattan kopuk, kuru ve her şeyin kökünü kurutucu bir zihin değildir. Aksine, ilâhî kaynaktan fışkıran ruhla kurulan, arı-duru, arınmış ve durulmuş, kurucu ve koruyucu derûnî bir zihindir.

O yüzden üç tanıklık / şahitlik özelliğinden ötürü, her dâim diri, her dem diriltici, 'ölü ruh'lara bile hayat üfleyici kanatlandırıcı bir zihnin adı ve adresidir Müslüman zihni.

İşte bu nedenledir ki, Müslüman zihni'nin ve bu zihnin inşa ettiği Müslüman şahsiyetin, bütün zamanları seferber eden, bütün zamanları kendi çocuğu kılabilen ve bütün zamanların çocuğu olabilen bir emaneti hayat hâline getirme yolculuğunu üstlenmesi, insanlığın insanca bir hayat kurabilmesinin yegâne umut ve ufuk kaynağıdır.

Bu şu demektir: Eğer biz, hakîkî Müslüman zihnini inşa edebilirsek, insanlığın karşı karşıya kaldığı ve varoluşsal yokoluş felâketine dönüşen çağ körleşmesinin aşılmasında insanlığın önünü ve ufkunu açabilecek bir yolculuk armağan edebiliriz insanlığa.

MÜSLÜMAN ZİHNİ, NASIL İNŞA EDİLEBİLECEK?

Tam bu noktada üzerinde kafa patlatmamız gereken yakıcı sorun şu: Bu Müslüman zihni nasıl inşa edilebilecek çağımızda?

Ümmîleşerek…

İçinde yaşadığımız çağ, bizim çağrımızın kurmadığı bir çağ olduğu için, ümmîleşmeden, çağla da İslâm'la da aslâ sahici ve verimli bir ilişki kuramayız.

Ümmîleşmeden İslâm'la kuracağımız ilişki büyük ölçüde çağın dili, kavramları, bakış açıları üzerinden kurulacak bir ilişki olacak... Bu durum, çağ körleşmesinden, idrak kapılarımızın kapanmasından ötürü Batılı algılama biçimlerini, kavramları İslâm'a giydirmemizle sonuçlanacak…Tıpkı şimdiye kadar olduğu gibi…

O yüzden ümmîleşmemiz, zihnimizi çağın ağlarından ve bağlarından, kavramlarından ve bağlamlarından arınabilmemiz yani çağı reddetmemiz gerekiyor. Tıpkı Gazalî gibi.

Ama çağı tanıyarak reddedebiliriz ancak: Tıpkı Gazalî gibi.

İnsanlık tarihinde yeni bir durumla karşı karşıyayız: Bütün insanlığın algı kapılarının kapanmasına, yani bir yandan Batı'ya mahkûm olmasına, öte yandan kendi'nden, kendi idrak biçimlerinden mahrum olmasına yol açan varoluşsal bir sorun daha önce yaşanmadı insanlık tarihinde.

Çağı tanıyacak bir kazı yolculuğu yaptığımız zaman, çağın zihnimizi nerede ve nasıl körleştirdiğini görmemiz imkân dâhiline girecektir.

İşte ondan sonra çağın dilinden ve idrak biçimlerinden, kavramlarından ve ağlarından arınarak İslâm'la kuracağımız irtibat bizim arı-duru bir zihinle İslâm'ı idrak edebilmemizi, İslâmî bir idrak biçimine ve zihne kavuşabilmemizi mümkün kılacaktır.

FELSEFE'DEN HİKMET'E… ÜMMÎLEŞME YOLCULUĞU

İşte tam bu noktada çağın hem ruhunu hem de dilini oluşturan felsefeyi tanımadan (ve tıpkı Gazalî gibi zehirin panzehiri olarak kullanmadan) çağı aslâ tanıyamayacağımızı ve çağın algılama biçimlerini İslâm'a giydirmekten kurtulamayacağımızı özenle hatırlatmak istiyorum.

İslâmî kaynaklara nüfûz edebilme kaygısıyla yola çıkan bir insanın felsefeyle işe başlaması, hem çağı ve ruhunu tanıma işini kolaylaştıracak, hem de zamanla belli bir yetkinliğe eriştikten sonra felsefeyi terkedip hikmetle buluşmasına imkân tanıyacaktır.

Felsefe gibi varoluş alanı insan aklıyla sınırlı bir beşerî faaliyet alanından ürken bir zihnin, ümmîleşebilmesi ve İslâmî idrak biçimlerine kavuşabilmesi, elbette ki hayaldir.

Ama çağın ruhunu felsefe oluşturduğu için, felsefeyi ihmal eden bir zihnin, algı kapılarımızı kapatan çağ körleşmesini farkedebilmesi ve aşabilmesi de, çağ körleşmesi nedeniyle delik deşik olmuş bir zihinle hikmetle buluşabilmesi de imkânsızdır.

Önce çağ tanınmalı, çağın ağları ve bağları aşılmalı ki, arı-duru bir zihne ulaşabilmek ve hikmet yolculuğuna soyunabilmek mümkün olabilsin.

Hikmetle buluşan, hikmetin diline kavuşan bir Müslüman zihnin, çağ açacak ve çağ aşacak bir zemine ve derinliğe ulaşması böylelikle imkân dâhiline girmiş olacaktır.

Zira çağın ağlarından arınarak ulaşılan Müslüman zihni, esinini ve besinini melekût âleminden aldığı için, kişide muhkem bir şahsiyet inşa edebilecek, karşılaştığı bütün beşerî (sınırlı) felsefeleri, dünyaları ve hayatları dönüştürebilecek, kısacası, kişiye bütün zamanları ve mekânları aşabilecek bir derinlik, bir ufuk çizgisi armağan edebilecek yegâne zihin olma katına nihayet yükselebilecektir yeniden. Allah-u a'lem.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.