1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Müslüman ve Sivil Toplum
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman ve Sivil Toplum

A+A-

 

 

Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla ne de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi iştendir, her şeyi görendir.”(Nisa, 4/58)

 

Toplumsal uzlaşının her toplumun ve medeniyetin arzuladığı ideal bir yaşam biçimi olduğu kesindir. Günümüzde bu ideal yaşam biçiminin güçlü kılınması sivil toplum kuruluşlarının etkinliği ile direk alakalı olduğu hepimizin malumudur. İslam medeniyetinde, sorumluluk esasına dayalı, devletten özerk bir sivil toplum geleneğinin olduğu edimsel bir kazanımımızdır. Dinimizin temelinde sivil bir toplumsal sorumluluk anlayışı bulunmaktadır.

"Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip, namazı hakkıyla ifa ederler. İşlerini istişare ile yürütürler, kendilerine nasip ettiğimiz imkânlardan hayırlı işlerde sarf ederler." (Şura-38)

Vahiy insana hak ile batılı göstermiş, bu ikisi arasında tercih yapma konusunu insanın iradesine bırakmıştır. Bu iradenin beyanı Müslüman bir birey için Allah’a kulluğun gereğini eda etmektir. Yaşadığımız toplumlarda yaşam alanlarımızı iyileştirmek, huzurlu bir toplum ve refah içinde saygın bir konum oluşturmak için sivil bir uzlaşma var etme bilincini inşa etmeliyiz. İslam tutucu bir siyasal yapılanmayı ve ya kurşun asker biçimi ideolojik bir yaşamı öngörmemiştir. Yaratılıştan gelen toplumsal çeşitliliği ilahi bir değer kabul ederek toplumsal uzlaşı katılımına açık olduğunu vahiy ve sünnet ile insanlığa sunmaktadır. Toplum içerisinde farklı düşüncelerin, eğilimlerin ve çıkarların olması toplum olabilmenin en doğal sonuçlarındandır. Bunu doğru şekilde tüm toplumun faydasına fırsata çevirmek sivil toplumun önceliği ve mesuliyetidir.

Toplumsal farklılıkları uzlaştırarak çatışmaya dönüştürmemek her zaman için kolay bir süreç değildir. Toplumsal uzlaşının sağlanmasında sivil toplum kuruluşlarının üzerlerine düşen görevi üstlenerek uzlaşma eylemine öncülük etmeleri gerekir. Bu öncülüğü Müslümanlar çok daha güçlü ve etkin bir şekilde geçekleştirmelidirler. Toplumsal çatışmadan uzlaşıya doğru gerçekleştirilecek bir fayda için bizler uzlaşma adresi olarak varlığımızı diri bir şekilde korumalıyız. Devlet ve birey arasında da sivil toplum kuruluşları, bireylerin kendi görüşlerini devlete karşı savunacak bir alan yaratma anlayışını üstlenme mesuliyetindedirler. Bunun örnekliğini İslam’ın ilk dönem uygulamalarında fazlasıyla okumaktayız.

Müslüman toplumu sivil toplum hareketlerinin varolamayacağı, gelişemeyeceği statik bir toplumsal alan olarak lanse ederler. İslam katı, otoriter veya totaliter bir devlet gayesiyle ortaya çıkmamıştır. Hatta devlet şeklini vermemiştir, yönetimin içeriğini ve işleyiş hükümlerini belirtmiştir. İstişare, hak, adalet, eminlik vb. hükümleri yönetim biçimi için belirlemiştir. Adil olmayı öncelikle yöneticiler, sivil toplum önderleri ve toplumun tüm bireyleri için sorumluluk addetmiştir. Sivil toplum liderleri sorumlulukları gereği öncü olmanın farziyetlerini iyi örneklemelidirler.

Sivil toplumun öncülüğü; erdem, bilgi, cesaret, feraset, basiret ve hikmet ehli insanlarda olmalıdır. Yoksa sessizliği tercih edenler, nefsini önceleyenler, zamanı ve mekanı okuyamayanlar, din ve siyaset ilişkisini doğru konumlandıramayanlar, kuşatıcı olamayanlar, özgür ve özgün bir iradeye sahip olamayanlar sivil toplum öncüleri olamazlar, olmamalıdırlar. Yöneticilik tek şahıs da değil de, istişare şeklinde ele alınmalıdır. Bu istişare kurulunun yerinde ve güçlü karalar alabilmesi için de, yönetici aklı/tecrübesi, maddi güç ve bilgi ehli mümtaz şahsiyetlerden oluşması bir gerekliliktir. Bu ortak akıl, olması gereken sosyal adalet, etik siyaset, onarıcı adalet, ideolojisiz refah devletine kadar geniş bir çerçevede yer alan çeşitli yaklaşımlar ile medeniyet değerlerimizi yeniden yaşamsal alanlara taşıyarak öncülük görevini yeniden ayağa kaldırabilir.

Öteki olanın kenara itilmesi sorunu Müslüman aklın vahiy terbiyesi ile çözümlenmelidir. Müslüman Sivil Toplum hareketleri burada topluma ve devlete ön açarak olması gerekenleri hem paylaşmalı hem de eylemselliğe geçirmelidir. Bu minvalde; farklı kültürlerin ve diğer farklılıkların yaşam alanları için gerekli olan alanı açarak uzlaşı sınırlarını genişletmek ve farklı olduğu için çatışacağı öngörülen kültürler arasında bir etkileşim ortamı veya çekim alanı yaratma imkanları varedilmelidir.

İslam’ın hak-hukuk, adalet, istişare, birlikte yaşam, cemaat, mahrem yaşam alanı, ticaret, paylaşım, vatandaşlık, görev ve sorumluluklar gibi değerlerin kaynağı olarak bu kavramları nasıl yorumladığı ve yaşamsal kıldığı kesinlikle ete kemiğe büründürülmelidir. Refah devleti ve huzurlu toplum için toplumsal uzlaşının önündeki farklılıkları engel görme zihniyetini kırmalı ve farklılıklardan elde edebileceğimiz değerlerin ortak maslahatımız olduğunu ortaya çıkarabilmeliyiz. Bu değerleri ortaya çıkarıp, ortak maslahat haline getirecek ve gelecek nesillere taşıma sorumluluğu ve yeterliliği bulunan kurum ise sivil toplum hareketleridir.

Sivil inisiyatif genel anlamda toplumun kendi yaşam alanı işlevini devlete bırakmadan hukuk ilkeleri içerisinde toplumsal uzlaşı ile kendisinin ifa etmesidir. İslam tarihinde güçlü bir sivil toplum hareketi geleneği olduğu

bir gerçekliktir. İslam’ın yayılması ve yayıldığı yerlerde kaim olması daha çok sivil dinamikler ile gerçekleşmiştir. Bunun için sivil toplum geleneğimiz güçlü temeller ile İslami ilkelere dayanmalıdır.

Bireyin etnik kökeni, inanç tercihi, cinsiyeti, kavrayış düzeyi, yetenek ve karakter unsurları temel boyutları ile farklılığın toplumsal yaşama katacağı değerler olarak kabul edilmelidir. Vatandaşlık insanları tek tipleştirmek değildir, farklı kimlik ve kişilikleri ortak değerin birlikteliğinde tahammül idrakı ile toplumsal kurumların paydaşı kılabilmektir. Bu dengeleyici yapılanmanın gücü ve temeli toplumsal sivil uzlaşıdır. Sivil toplum, bilinçli bir şeffaflık ile ne istediğini ve neyi hedeflediğini topluma açık kılmalıdır.

İstişare, tahammül, paydaşlık, güven ve sağlıklı bir iletişim içinde sivil toplum idealini hedefleyen bir toplum, devlet yapılanmasını da olumlu yönde ıslaha yönlendirecektir. Bu için de illa devlete karşı ve ye muhalif olmaya gerek yoktur. Devlet bütün vatandaşların ortak hizmet aracı olduğuna göre sivil toplum kuruluşları doğru zeminde ve doğru şekilde müdahil olabilirler. Bu kapsamda, devlet kurumları ve sivil toplum arasında iletişimi sağlayan denge unsuru olarak işlevsel bir değer ve mekanizma oluşturulabilir.

Realiteyi göz önünde bulundurursak, devlet kurumsal kimliği ve gücü ile toplumun üstündedir. Sivil inisiyatif bu üstünlüğü göz önünde bulundurarak dengeleme, denetleme ve frenleme görevini güçlendirmelidir. Yani sivil toplum kurumları toplum için maslahatı gözeten değer yüklü bir erdemliler hareketi olmalıdır. Toplumsal uzlaşı ve maslahatın huzur membaı olarak Müslüman ortak aklı sorumluluklarını hakkı ile eda etmelidir.

Yazımıza Hz. Ömer (r.a.) halife seçildikten sonra halka yaptığı değer yüklü konuşma ile son verelim. “Cenâb-ı Hak, beni işlerinize vekil tayin etti. Size faydalı olacağımı ümit ederim. Yüce Allah’tan da bana yardımcı olmasını, sizin haklarınızı korumak hususunda bana ilhamda bulunmasını niyaz ediyorum. Çünkü ben zayıf bir kulum. Bana ancak Allah’ın yardımı kuvvet verir. Halifelik vazifesini üzerime almış olmam, inşallah ahlakımdan hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. “Büyüklük Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Kulların büyüklenmeye hakları yok-tur. Hiçbiriniz, ‘Ömer halife olunca değişti.’ demesin! Ben hakkı kendi nefsimden önce düşünürüm. Onu daima başa alırım. Yaptığım işleri de size açıklarım. İçinizden haksızlığa uğrayan ve kendisine zulmedilen olursa bana haber versin. Çünkü ben de sizin gibi bir insanım. Siz söylemezseniz ben bilemem.” (Hilye, 1: 54.)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum