1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Müslüman Şahsiyet ve Sorumluluklarımız (2)
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman Şahsiyet ve Sorumluluklarımız (2)

A+A-

Birliktelik sorumluluğunu en küçük zorluklarda veya yanlışta terk edecek olanlar ile toplumsal bir iklim yaratamayız. Hareket, cemaat mensubu olmak demek, değerler ve ilkeler ekseninde zorluklara ve sorunlara karşı ortak bir alan yaratarak fedakârca bir değerler zinciri var etmek demektir. Kırılgan ve karamsar kişilikler ile İslami mücadelenin sorumluluğunu ifa etmenin ve topluma örnek bir birliktelik sunmanın mümkün olamayacağını biliyoruz.

İslam, tüm yaşamımızın üzerine inşa edildiği temelimiz, varoluş hakikatimizdir. Yani İslami hareket, cemaat, cemiyetler hem yaşam alanlarımız hem de insan yetiştirme okullarımızdır.

İstikametimizi, tasavvur ve aksiyonumuzu bu mekteplerde birliktelik hukukunun sorumluluğunu, istişare değerlerimizi göz önüne alarak idrak ve inşa etmeliyiz.

Elbette başarıya tapacak değiliz, bizler mücadelenin gerekliliğini gücümüz nispetinde güçlü kılmaya çalışmakla mesul olduğumuzu biliriz. Geçmişin başarıları genellikle günü anlama ve çözüm geliştirmenin önünde en büyük engel olarak durmaktadır.

Aliya İzzetbegoviç der ki; “Mümkün olsaydı geçmişteki şaşalı eserleri yıkardım. Bazen bunları konuşmaktan şimdiyi ve geleceği kaçırıyoruz.” der. Sorumluluğumuz, istikamet üzere yolda olmak ve gayemize ulaşmak için Allah’ın ipine topluca sarılmaktır. İlla zafere odaklananlar bilsin ki, zaferin her daim Allah’a ait olduğunu bilmeliyiz. Bizler, iyi ve doğru birliktelikler ile Rabbimize kulluğumuzu ifa etmenin mesuliyetini kendimize şiar etmeliyiz.

Bunun için de Müslüman şahsiyet ve erdemli toplum inşasında sorumluluklarımızı eda etmenin fazilet ve basiretine hep birlikte yürekten sahip çıkmalıyız. Sorumluluk almalı, erdem ve fazilet sahibi insanların yetişmesi ve ahlaki değerler ile üzerine kurulu bir toplum inşası için Kur-an ve Sünnet membaımıza sadık kalmalıyız. Geçmişimize sırtımızı dönmeden, köklerimiz ile bugünün gereğini yapmalı ve odaklanıp ufkumuza yol almalıyız.

Bu süreçte öz değerlerimiz ile eylemsel faaliyetlerimiz arasında kuracağımız doğru bağın bize yeni imkânlar sunacağına yürekten inanmalıyız. Bir yandan iç muhasebemizi yaparken diğer taraftan bilinçli, erdemli ve itidal ile hikmetli bir inşa çalışmasının mücadelesini her alanda vermeye devam etmeliyiz. Bir ömrü Allah rızasının davasına adamış olan kıymet ehli değerlerimizin ve âlimlerimizin tecrübeleri ışığında nice güzellikleri inşa edeceğimiz umudunu her daim diri tutmalıyız.

Erdem, ahlak, hak, hukuk, adalet, özgürlük kavramlarının hakiki manada anlam bulduğu bir toplumsal yaşam için her birimiz, iyinin güçlü olması sorumluluğumuzu gerçek manada üstlenmeye devam etmeliyiz. Bu mesuliyet, içimizden bir gruba sorumluluk yüklenmesi ve geride kalanlarımızın temaşa etmesi ile gerçekleşmez. Her birimizin temel sorumluluğu, hem bu misyonu eda etmek, hem de bu misyonu taşıyacak kaliteli insan yetiştirmektir.

Elbette, amacımız nicelik değil; iman ve takva üzere yetkin ve etkin bir şahsiyet ile kişisel istikbal kaygısı olmayan, hasbi insanlar yetiştirmektir. Mazimizde ve tecrübe heybemizde olduğu gibi; adanmış, öncü, risk alan, cesur toplumsal dokunuşlar ile adım atmada kararlı ve ilkeli olmalıyız.

Hareket, cemaat, cemiyet olmanın hükmü Allah yolunda birliktelik sağlamaktır. Şu kâinatta var oluşumuzun asıl gayesi Allah’a kulluk ve takvadır. Tevhid inancı bunu ister. Bugün Müslümanların içine düştükleri hastalıkların başında birliktelik şuurundan mahrumiyet gelmektedir. Şu bir hakikattir ki, nefsini vahiy ile tezkiye eyleyemeyen, istişare ve takva üzere kurulmuş bir birliktelik disiplinine girmeyen ve Ümmet evrenselliğini anlayamayan kimse kâmil bir Mümin olamaz.

Yaşam alanımızda ve yeryüzünde sorumluluğumuzu paylaşacağımız birçok Mümin kardeşimiz var. O halde niçin nefsimiz ve şeytan ile baş başa kalalım. Ben zindanına kendimizi hapsedip “dinimi tek başıma yaşarım” demek, hiçbirimizi takvalı kılmaz, derdimizi dindirmez. Bu tür tercihler ancak konformizme, kolaycılığa köle olmuş nefsin ve maddeyi yaşam amacı idrak eden dünya ehlinin tercihi olabilir.

Bu dünyadaki her ameli ile ahiretteki yerini inşa ettiğini bilen bir Mümin, Allah Teâlâ'nın: "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın!"( Âl-i İmran/102-103) emrini göz ardı edemez.

Hiçbir Müslüman: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."(Tevbe/119) ayeti beni ilgilendirmiyor diyemez.

Her birimiz Allah’ın terbiyesi ile kendimizi edep ve hayâ ile şahsiyet sahibi kılmalıyız. Bunu yaşam şiarı edinip yaşam boyu devam ettirmek için birliktelik şuuru ile ümmet olarak birlik halinde olmak zorundayız. Hiçbir insan kendi başına hayata tutunamaz, zorluklara tahammül edemez, insanoğlu hayatını devam ettirebilmek için hep başkalarına ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç da tek başına kalmayıp cemaat, cemiyet, hareket olmakla mümkündür. Evet! Ne yazık ki bugün biz Müslümanların en büyük sorunu birlik şuurundan uzak olmamız ve birliktelik hukukuna riayetin ne kadar gerekli olduğunu unutarak çağın vebası olan bireysellik sorumsuzluğundan zevk alıyor olmamızdır.

Dinimiz tevhid dinidir ve biz Müminlerin tevhide kalben, aklen, amelen, kısacası yaşamımızla iştirak etmemiz gerekmektedir. İslam ancak birliktelik sorumluluğunu ifa etmek ile yaşanır. İnsanın kemalâtı cemaatle/hareketle tamam olur. Cemaat sorumluluğu ne denli zahmetli olsa bile kişinin bireysellikte bulduğunu zannettiği bütün rahatlıklardan daha hayırlıdır.

 

Yine Ali İmran/105. Ayette: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Böyle davrananlar için büyük bir azap vardır.” buyruluyor.

 

Başka bir ayet-i kerimede Rabbimiz, Müminlerin nasıl birlik hâlinde olmalarına işaret ederek şöyle buyuruyor: “Allah kendi yolunda, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.”(Saff/4)

 

Allah rızası için birlik ruhu taşımayan, bu sorumluluğu yüklenmeyen veya bu sorumluluğu gereksiz veya ağır bulan Müslümanların bu dini temsil etmeleri mümkün değildir. İslam’a birlik hâlinde sahip çıkmayanların, sırf kendi derdine düşmüş kimselerin doğru yolda olduğunu hiçbirimiz söyleyemeyiz. Bu temel üzere, Allah yolunda birlik olmanın sorumluluğunu, hikmetini ve hukukunu bilip gereğini yerine getirmek gerekir.

 

Birlik olmanın önündeki engellerden biri de kişiliğini inşa ettiğini düşünen kişi veya kişilerin cemaatçilik oynama arzusu, isteğidir. Özellikle gençlerde gözüken bu durum, var olan sorumluluk sahiplerini ve içinde bulundukları hareketlerin yapamadıklarını, yapabileceklerini düşünmeleridir. Gençlik ateşi ve tecrübesizliğin verdiği heyecanla hareket eden bu gençler büyüklerinin, hocalarının yaşadıkları tecrübeleri yaşadıkça, gördükçe en önemlisi insan ile uğraşmanın ne demek olduğunu öğrendiklerinde bir de bakıyorlar ki kendi içlerinden ne cemaatler çıkmış, ne dağılmalar yaşanmış. Kimileri de tamamen yoldan çıkıp başka yollara yönelebilmektedirler. Bu yüzden cemaatçilik oynamak yerine var olan birlikteliğimizi düzeltme, büyütme çabasında biz olarak mücadele edelim ki birliğimiz, dirliğimiz ve davamız güçlensin.

 

Kesinlikle şunu çok iyi bilmeliyiz ki, kişiler ve farklı cemaatler arasında hak ve hakkaniyet üzere kardeşliğin korunması ve güçlenmesi her Müslüman için bir sorumluluktur. Birlik ruhunu kaybeden toplumlar her şeylerini kaybederler. Tekfir ve tekelcilik zihniyeti bir vebadan daha zararlıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, Müslümanları birbirinin kardeşi ilân etmiştir. Dolayısıyla hangi düşünce ve gruba dâhil olursa olsun Müslümanlar birbirleri ile kardeşçe ve paydaşça geçinmek zorundadırlar.

 

Rabbimize hamdu senalar olsun ki bizleri İslam ile şereflendirmiş ve Hz. Muhammed (a.s.)’mın ümmetinden olmayı nasip eylemiştir. Bunun sorumluluğunu hakkı ile eda edebilirsek, yaşamımızı bu iki nimetin şükrüne adarsak, yine de yetmez diye düşünüyorum. Bizler için mukaddes bir nimet olan İslam dininin emir ve yasaklarına hassasiyet ile riayet edersek ebedi bir saadete mazhar olacağız inşallah.

 

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda birliktelik hukuku neyi gerektiriyorsa onu yapmak zorundayız. Müslüman şahsiyetler olarak sevgi, muhabbet ve inanç ile inandığımız değerlerimizi halkımıza daha güçlü taşımanın mücadelesini, daha iyiye ve ileriye taşıma şevk ve gayretinde olmalıyız.

 

Rabbim bizleri takva ve hikmet üzere birlik olan, Mümince yaşayıp Mümince can veren, Kur’an’a ve Resulullah’ın sünnetine topluca sarılan ve bu uğurda birlikte hareket eden sadık kullarından eylesin. Rabbim bizleri sorumluluk ehli ve salih kullarından ayırmasın. Âmin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.