1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. MÜSLÜMAN İÇİN SAMİMİYET ESASTIR
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMAN İÇİN SAMİMİYET ESASTIR

A+A-

 

Müslümanın en kıymetli varlığı imandır. İman üstün bir bilinç ve kavrama düzeyidir. Zira imanla birlikte insan, Yaratıcının, yaratılanın doğuştanlığına yerleştirdiği yasaların farkına varır, Yaratıcının failliğini apaçık bir şekilde görür. “Görür” kelimesini gerçek anlamıyla kullanıyorum. Üstün bir bilinç ve kavrama ile gerçek anlamıyla görme aynı duruma işaret etmektedir.

 

Biz biliyoruz ki eğer iman etmede tereddüt söz konusu olursa, o zaman imanın zayi olması da söz konusu olur. O sebepten iman, maddenin sınırlarını aşan, çok detaylı ve çok boyutlu bir okumanın adı olmaktadır.

İman ile ilgili yukarıdaki izah, bize Müslüman şahsiyetin niteliğini bildiren bir izahtır. Bundan dolayıdır ki, Müslüman şahsiyet denince, bilincin en yüksek düzeyinde okumalarda bulunan kişi akla gelmektedir.

İman, yaratılanlara karşı bir bağımsızlığın, Yaratana karşı bir bağımlılığın izahıdır. O Yaratan ki her şeyi var etmiştir. Eşyanın hakikatine esmasını tecelli ettirmiş ve bu yolla kendisini bize haber vermiştir. O’dur insana akıl veren ve verdiği o aklı kullanarak hikmete aşina olmasını dileyen. Her şeyin sahibi ve maliki olan Allah, aynı zamanda mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. Bu bilinçle, bu samimiyetle Allah’a dayanan ve bağlanan şahsiyetli Müslüman için bir yeis, bir keder ve buna bağlı olarak bir yenilmişlik hissi ve bir mağlubiyet söz konusu olamaz.

İman, sahip olduğu içerik dikkate alındığı zaman, peşin olarak galibiyet ve zafer demektir. Böylece diyoruz ki, esas olan imandır, gerisi ise teferruattır. Bu iman, sahip olduğu içerikten dolayı, insanın sahip olabileceği en büyük “imkân” durumundadır. Bulunduğumuz dünyevi mekândaki yolculuğun sıhhatini, ancak imanın oluşturduğu imkânlarla birlikte koruyabiliriz. Böylece her Müslüman birer şahit/şehit olarak, ruhu sarmalayan hayret ve ibretle oluşan tanıklıkla, dosdoğru bir yürüyüşü gerçekleştirebilir. Yapılan yürüyüş dosdoğru olduğu sürece her türlü eylem üzüntünün değil, olsa olsa sevincin sebebi olabilir.

Mü’min için ve müminin tabiatı gereği, zillet ve alçaklığı kabul etmek, zillet ve alçaklığa prim vermek söz konusu değildir. Fakat imanın oluşturduğu hassasiyetten uzaklaşmak ve dünyevi ihtirasların peşinde ve pençesinde yaşamak, insana zillet ve alçaklığı getirir. Anlaşıldığı üzere zillet ve alçaklık imandan nasiplenmemenin sonuçlarıyla ilgili bir durumdur. Aslına bakılırsa insan paydasında buluşan herkes için zillet ve alçaklık kabul edilemez bir durumdur.

İman ile üstünlük, doğru bir orantıya sahiptir. Müslüman, imanla en sağlam kulpa tutunmuş olan kimsedir: En yüce olandan, en üstün olandan, en mükemmel olandan… gelene kucak açan kimsedir. Müslüman, öte’yi dikkate almadan sürdürülen dünya hayatının aldatıcı bir metadan ibaret olduğunu bilir. (Al-i İmran 3:185) Yine aynı şekilde Müslüman, dünya hayatının ancak bir oyun ve eğlence misali olduğunu da unutmaz. (Muhammed 47:36)

Rabbimiz her ne demişse, her ne vaatte bulunmuşsa o bir hak ve hakikattir. Dünya hayatının aldatıcılığına ve şeytanın da Allah’ın affına güvendirerek aldatmasına karşı uyanık olmak gerekir. (Lokman 31:33) Dünya menfaatinin hiçbir öneme sahip olmadığını, sakınıp sorumluluğunu bilenler için ahiretin daha hayırlı olduğunu akıldan çıkarmayandır Müslüman. (Nisa 4:77, Ankebut 29:64, Hadid 57:20, Kehf 18:46)

Kerim kitabımız Kur’an’dan destekli olarak, dünya hakkında yapılan tespitler bize gösteriyor ki, asıl olan dünya değil ahirettir. Aslı dikkate almayan yaşantıların akıbetinin hüsran olacağını tahmin etmek zor değildir. Öyle ise bu noktada durup ciddi değerlendirmeler yapmak önemli bir zaruret halini alıyor. Öncelikle yaptığımız tespitlerde samimiyeti elden bırakmamak gerekir. Çünkü samimiyetle beraber insan, düşülmesi ihtimal dâhilindeki çelişkilerden emin olur. Rabbimizin bize gönderdiği mesajlara iman etmede samimiyet, en esaslı hususlardandır. Samimiyetin içinde olmadığı bir Müslümanlık sahih olmaz.

Peygamber döneminin Medine’sinde, münafıkların en başat özelliği samimi olmamalarıydı. Samimiyetten yoksunluğun neticesinde münafıklar ikiyüzlü davranmakta, yalan söylemekte, sözlerinde durmamakta ve emanete hıyanet etmekte bir sakınca görmüyorlardı. Bu, imanın hakikatine ermemenin oluşturduğu bir güven tahribatıydı.

Dini Allah’a has kılmanın ifadesidir samimiyet. Samimiyetin ilk muhatabı insanın kendisidir. Yani insan, önce kendisine karşı bir samimiyet içinde olmalıdır. Daha sonra Allah’a ve en sonunda da diğer insanlara karşı samimiyet içinde olmalıdır. Samimiyetle yapılmayan bütün amellerin geçersizliğini rahatlıkla söyleyebildiğimize göre, en başta kendi kendimizi aldatmanın abesliği içinde olmamaya dikkat etmeliyiz.

Dünya hayatında gerek fert ve gerekse toplum olarak, varlık amacımızı seküler amaçlarla paralel ve çakışır bir hale getirmek, çok büyük bir sapma içinde olmak demektir. Ahireti ıskalayan bütün amaçlar, peşinde olunan bütün dünyevi ikballer, haddi zatında büyük bir gafletin göstergesidirler. Varlık amacını zedeleyen fikri ve fiili travmalar, neticede Müslümanın samimiyetini de zedeler.

Biz Müslüman olarak samimiyetimizi kaybettiğimiz zaman, amacımızı da kaybederiz. Bu durumda hayat bizim için fırıldak gibi her tarafa döndürülebilen bir dönme dolaba dönüşür. Ekonomik hayat, siyasi hayat ve en önemlisi de hukuki hayat ilkesiz bir duruma dönüşür. İnsanın zararsız ve masum olarak gördüğü, samimiyeti zedeleyen küçük sapmalar, zamanla zemin kaybına sebep olarak, insanı farklı mecra ve dünyaların içine savurur.

Şeytanın insana her taraftan saldırıya geçmemesi için, samimiyetimizden ödün vermemeliyiz. Şeytanın insanda ilk yıktığı tarafı samimiyetidir. Samimiyetin zevali, takvanın zevali demektir. Samimiyetle beraber, insanın kişiliği muhkem bir yapıya kavuşur. Hakkı ve batılı bilmek, buna göre tavır sahibi olmak, böylece imkân dâhiline girer.

Müslümanın samimiyeti, Müslümanın kişiliğinin oluşumunda çok önemli bir etmendir. Samimiyetini kaybeden kişiliğini de kaybetmiş sayılır. Kişilik kaybı içinde olmak, her türlü olumsuzluğa kapı aralayan bir davetiye gibidir. Bunun neticesinde, pragmatist bir ilişkiler ağına sahip olunur. Netice itibariyle, bir oyun ve eğlence misali olan bir dünyada, düşülen yolda düşmek suretiyle yol kazası yaşanmış olur. Bu gibi durumlar, Müslümanlar arası ilişkilerde de onulmaz yaraların açılmasına sebep olmaktadır.

Müslüman olarak, imanımızı yeniden sorgulamalıyız. İnandıklarımızın mahiyeti ile sahibi olduğumuz samimiyeti, tekrar gözden geçirmeliyiz. Kardeşlerimiz olarak gördüğümüz Müslümanlarla gerçekten kardeş olup olmadığımızı tartıp biçmeliyiz. Sevgimizin de nefretimizin de niçin olduğunu kontrol etmeliyiz. Belki bundan sonra feraset ve basiretimiz açılır da ortak dertler ve ortak sevinçler paydasında birleşebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.