1. YAZARLAR

  2. Meryem GÖÇER

  3. MÜSLÜMAN BİREYLERDE TÜKETİM EĞİLİMLERİ ÜZERİNE
Meryem GÖÇER

Meryem GÖÇER

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSLÜMAN BİREYLERDE TÜKETİM EĞİLİMLERİ ÜZERİNE

A+A-

 

 

01011-004.jpg          Bu karikatürdeki çocuğu tanıyor musunuz?

 

Bu çocuk ünlü karikatür sanatçısı ve Filistin davası ile özdeşleşmiş olan Devrimci Naci Salim El Ali’nin tiplemesi olan bir kız çocuğu, adı Hanzala.

Naci El Ali 22 Temmuz’da Londra’da bir caddede bedenine saplanan mermilerle şehit olur ve geride 40 bin eser bırakır. Hanzala’nın model olarak seçiminde özel bir neden var ve yazının sonunda paylaşılacak inşallah.

Zalimleri bir karikatürden bu denli korkutan şey ne olabilirdi?

Bir karikatür bazen bir makale, kitap ya da müzikten daha etkili olabilir. Bu çalışmada amaç kişilere neyi tüketip tüketmeyecekleri ya da sınırını belirmek değil yanlış olan tüketim eğilimlerinin düzeltilmesi yönünde bilincin oluşmasını sağlayacak argümanları sunmaktır.

Tüketim eğilimleri üzerine konuşurken öncelikle ihtiyaç ve istek kavramlarının ayrıştırılması gerekir. İstek belli bir ihtiyacı karşılayacağı düşünülen nesne ya da duruma karşı duyulan özlem ve arzuya denilmektedir. Mesela kişiler 5 ya da 8 saat uyumayı isteyebilirler. İhtiyaç ise tatmin edildiğinde haz ve doyum, edilmediğinde acı ve üzüntü veren duygudur. Uyumak, su içmek, öğrenmek bazı ihtiyaçlardır. Dolayısıyla kişinin bir şeyi istemesi ile ihtiyaç duyması birbirinden ayrı şeylerdir.

Tüketimle alakalı en temel sorun ihtiyacı aşan tüketimin belirlenmesidir. Neden fazla tükettiğimiz ve sonuçları üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Halbuki tüketim azaldığında kişiler daha sağlıklı olup daha iyi düşünürler. Yoğun bir hayat tarzı mideyi, bedeni ve beyni oldukça olumsuz etkiliyor. Diğer bir problem ise aslında başkalarının hakkı olanı kullanmaktır. Sınırsız olduğu söylenilen ihtiyaçlar-ki sınırsız olan isteklerdir- var ise kaynakların özenli kullanılması gerekir. Halbuki yeterli kaynakların karşısında gerçekte adil olmayan bir bölüşüm ve aşırı tüketim sorunu vardır. 2016 yılında dünya nüfusunun %5 ine sahip olan ABD dünya kaynaklarının % 30 unu tüketiyordu yani tüm ülkeler ABD gibi tüketiyor olsalardı 3-5 dünyaya daha ihtiyacımız olacaktı ve dünyanın bir tarafında 800 milyon aç insan varken.

Bilinçli bir tüketici sahip olduğu üç değerin kıymetini iyi bilir; para, zaman ve bilinç. Böylece reklamların ya da markaların kendi üzerlerinde algı oluşturmasının bazı sakıncalarını fark edebilirler. TV ya da internette amaçsız videolar, reklamlar izlendiğinde kişilerin üzerinde birçok etki bırakırlar. Hem kişilikler hem aile ve toplum yapıları olumsuz şekillere bürünebilirler.

Öncelikle kişiliği oturmamış bireyler üzerinde rol-model olarak sunulan kişilerin etkileri görülür. Dolayısıyla ‘tüketiyorum o halde varım’ gibi bir anlayışın olduğu kişilik oluşur. Birey benimsediği karakterler gibi giyindiğinde, bu modelin gittiği restoranlara gittiğinde, aynı filmleri izleyip benzer müzikler dinlediğinde haz alıp kendini özgür-cool hisseder. Bu durum ise yönlendirilmeye muhtaç, algıların domine ettiği bir bilincin oluşmasına sebep olur. Bu tür davranış kalıpları aynı zamanda yanlış modernleşme anlayışının kişiliğe enjekte edilmesidir.

Dışavurumsal bir hayat tarzı benimseme ve bencil kişiliğe sahip olmanın ifadesi olan hedorizm ise tüketim alışkanlığının bir diğer nedenidir. Modern toplumlarda kişilerin en fazla ulaşmaya çalıştığı şey mutluluktur. İnsanlar mutlu olmak için popüler olmayı, prestij sahibi olmayı, mükemmeliyetçi davranmayı ve etki oluşturmayı isterler. Bireyler daha fazla fark edildiklerinde, değer gördüklerinde mutlu olacaklarını düşünürler. Son model bir telefon piyasa sürüldüğünde satın alabilmek için sabahlara kadar mağaza önünde bekleyen insanların çoğu satın alacakları telefonu sergilemekten haz duyarlar. Gerçekte Dubai’de ki yapay bir kayak merkezinde kendinizi mutlu hissetseydiniz bunu fotoğraflarla paylaşma ihtiyacı hisseder miydiniz? Kur’an’da ise mutluluk kavramı yerine felah ifadesi geçer ve felah her iki dünya saadetidir. O zaman mutluluk tarifimizi sorgulamamız gerektiğini ve bu gerçek mutluluğa giden yolu karıştırdığımızı anlarız. Sürekli farklılığı arayan ve dışavurumsal tavırlar sergileyen insanların tüketimleri kaydırıp artırmalarının gerçekte mutluluğa artı bir getirisi yoktur. Dolaba yerleştirilen ve ihtiyaç duyulmayan yeni bir ayakkabının marjinal faydası sandığımız gibi pozitif değildir ve duyulan haz dahi kısa sürelidir. Yapılan bazı anketlerin sonuçlarında bireylerin satın alma esnasında ve daha ileriki zamanda hissettikleri duyguların birbirinden farklı olduğu görülmektedir. Tüm bunların yanında paylaşmanın insan felahı üzerindeki etkisi kuşkusuz olumludur. Kişi kendine artanı paylaştığında öncelikle sorumluluğunu yerine getirmiş olacak ve bunun yaşama yansımasını huzur dolu yüreğinde hissedecektir. Bakara 219’da ‘’(Hayra) neyi harcayacaklarını da soruyorlar. De ki: Artanı! Allah, ayetlerini size böyle açıklar ki düşünesiniz. ‘’ Paylaşılanların getirisi bereket, huzur, felah, korunma ve malın eksilmemesi olduğundan matematiksel bir kayıp da söz konusu olmayacaktır.

Tüketime yönelik tutumların ihtiyaç sanma-olarak kabullenme anlayışıyla doğrudan bir ilgisi vardır. Bir reklamda ‘’Susadın mı? Hadi bir gazoz iç! ’’der halbuki doğru olan kişinin susadığında su içmesidir. Burada ki doğru ifadesinin kullanım nedeni suyun sağlık ve ihtiyaç karşılamayla olan ilişkisindendir. Dünyanın ikinci büyük çoğunluğu olan Müslümanların dünyadaki dengeleri değiştirebilecek gücü varken kardeşlerinin daha mağdur olmasının açıklaması ne olabilir ki! Zekat ve infaktan kaçınmada ihtiyaçlar öne sürülüyorsa ihtiyaçları sorgulamak gerekiyor. Şöyle ki kola tüketiminin sadece haz verdiği ve istekle alakalı olduğunu bir kenarda tutarsak, kardeşinizin daha acil olan gıda ya da ısınma ihtiyacı için kola içmekten kaçınıp o parayı infak etmek daha doğru bir tutumdur. Hz. Hüseyin bir Müslümanın kardeşinin derdiyle dertlenmediğinde imanını sorgulaması gerektiğini belirtmiştir. Mesela kamu kurumlarında yapılan harcamaların niteliği ile söz konusu mesken mahallindeki yoksul insanların ihtiyaçlarını karşılaştırmak gerekir. Hangileri istek hangileri ihtiyaç? Ayrıca ihtiyaçların da belli bir sıralaması vardır ve zorunlu olanların öncelenmesi gerekir. Maksat başkasının hakkı olan tüketimin üzerinde düşünmektir. Unutmamak gerekir ki Allah namaz kılmayanlarla yetim hakkını yiyenleri aynı kategoriye almıştır ve ateşin azabını tadacaklarını söylemiştir. Yine Hz. Ebu Bekir zekat vermeyen Müslümanlara savaş açmıştır tıpkı cihat ettiği gibi. Böylece Müslümanların tüketim yapma eğilimlerinin bu çerçevede korunması gerekir.

Ateş böceklerinin dişi olanı karanlıkta ışığını yakar, sinyal verir. Bu ifade erkek ateş böceğini çağırma anlamındadır. Erkek olan gittiğinde ise dişi ateş böceği onu akşam yemeği olarak yer. Kişiye kendisine bir şey sunulduğunda üzerinde düşünmesi gerektiğine dair güzel bir örnektir bu. Müslüman ailelerin evlerinde başka inançlara dair ikonların bulunması oldukça kritiktir. Modanın belirlediklerini giyme temayülü oldukça yaygındır. İçerisinde haram maddelerin olduğu veya sağlıksız ürünlere olan talep gereğinden fazladır. Bu gibi örnekler tüketim davranışlarının inançla olan karşıtlığını ve çelişkilerle dolu dünya görüşünü barındırıyor.

Kur’an’da helal-haram tüketimin sınırları belirlenmiş, haksız kazançtan uzak durulması gerektiği yer almaktadır. Yoksulu doyurma ifadesi birçok kez zikredilmiştir. Bilahare Kur’an merkezli bir yaşama tarzı doğru davranışlar sergilemek için yeterlidir ve Müslümanların tüketimine dair maddeler oluşturup piyasada nasıl davranacaklarını söylemeye hacet yoktur ki buna yönelik temel bilgilerde referans bellidir. Müslüman tüketimle alakalı davranışlarının başka insanlara, çevreye ve kendisine zarar vermesine izin verdiğinde silkelenmelidir. Bireysel tutumlar kitlesel sonuçlar doğurmakta ve İslam ülkelerine saldırı olduğu halde dahi zalimler Müslümanların paralarıyla güçlerini katlamaktadırlar. Bunca Müslüman varken eylemsizliğin sebebi acziyet mi, moda aşkı mı, ihtiyaç mı, prestij isteği mi yoksa mutluluk arayışı mı?

İşte bir model olarak Hanzala. Müslümanların arkalarına dönüp talebi azaltmalarından bu denli korkan zalimler uyanışın olmasından korktular. Mağaza vitrinlerinde belirledikleri giysileri giymememizden, gayri ahlaki filmleri izlemememizden, satın almayacağımız ürünlerinden dolayı zayıflamaktan ve parasal güçle mazlumlara saldıramamaktan korktular. Hanzala nın yüzü görünmüyor ve bu model Müslümana gerektiğinde aç kalmayı ama onurunu korumayı, moda uğruna Allah’ın emrettiğini çiğnenememeyi, nefsine sırtını dönebilmeyi sergiliyor. Sunulan herşeyin üzerinde düşünmeyi ve seçici olmayı, biraz daha lüks yaşamak için kardeşleri için vicdanını kilitlememeyi öğretiyor. Ayağında ayakkabısı olmayan Hanzala bir tarafta ümmetin yetim kalmış çocuklarını betimlerken bu zulümleri görmezden gelen Müslümanlara da sırtını dönmeyi öğretiyor. Her bir Müslüman Peygamber AS gibi Hz İbrahim gibi dünyadan vazgeçebildiğinde bize arkasını dönmüş yetim çocukların yüzlerini belki döndürebileceğiz.

Selametle

   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum