1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Muharrem, Kerbela ve Aşura
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Muharrem, Kerbela ve Aşura

A+A-

Toplumlar, insanlar değerleriyle var olurlar. Daha doğrusu sahip olduğu değerlerin, kendi toplumsal ve bireysel hayatlarında ne kadar yer edindiği, ne derece yaşandığı gerçeğiyle orantılı olarak varlıklarını korur ve devam ettirirler. Hatta o oranda dünya üzerinde kişilik kazanırlar, değer görürler.

İslam Ümmetinin bu yönüyle bitmez-tükenmez bir hazinesi vardır. Ama tabiidir ki, Ümmet bu hazineye sahiplik etmesi/edebilmesi şartıyla. Bu hazineleri böyle sınırlı bir yazıda ne tam olarak sıralayabiliriz ve ne de tam olarak ifade edebiliriz. Ancak yıldönümü münasebetiyle bu değerlerden birisi olan Seyyid-i Şüheda, ‘İmam Hüseyin ve Kerbela’ Olayından birazcık da olsa bahsetmek istiyoruz. Zira bu muazzez değeri ne kadar koruyabilir ve yaşayabilirsek; ümmet olarak o derece kişilik ve değer sahibi oluruz…

Evet, Tahhar İmam, İmam Hüseyin, Muhammed (sav)’in pak yolunu, davasını devam ettirmek namına, zalimlere karşı o tarihi ve bir o kadar da şerefli ve ibret dolu kıyamda bulunmuştur. Ümmetin şerefini ayaklar altı edilmesine asla müsaade etmemiştir. Ümmetin izzetini hasetsen kendisi ve bilahare de bir avuç yaranıyla en kâmil manada, tarihe yön verircesine muhafaza etmiştir. Acı bir tecrübe olmuştur, ama tabiri caiz ise; yeniden ‘Hendek’i kazmış ve saflar yeniden belirlenmiştir. Bu olay, İslam tarihinde eşine asla rastlanamayan/rastlanamayacak bir öneme sahiptir. İmam Hüseyin; kendisinden sonra gelen ümmetin en önemli yol gösterici köşe taşlarından biridir. Bu gerçeğe parmak basarken, asla herhangi bir cemaatin, meşrebin veya mezhebin olumlu veya olumsuz taraflarını izah etme gayreti ve bahtsızlığını işlemek niyetinde değilim. Zaten âcizane, ne böyle bir niyetim, gayretim olabilir ve nede böyle bir hadsizliğim ve densizliğim olabilir. Ama âcizane; bütün bir iyi niyetimle yozlaştırdığımız bir noktaya dikkat çekmeyi de bir erdem ve bir görev olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum…

Kerbela kıyamı; Müslüman’ın hiçbir şekilde zalimden yana olamayacağını; tam tersine kendisinin hakkı, adaleti, Tevhid’i her türlü zalim ve zulme kaşı muhafaza ve müdafaa etme gibi bir zorunluluğunun olduğunu bütün bir canlılığıyla izah etmektedir. İlahi ahkâmın zalimler eliyle icra edilemeyeceğini; bu ahkâmın; bu ahkâma teslim olmuş sadık müminlerin eliyle icra edilebileceğini izah etmektedir.

Kerbela Kıyamı, bu gün ümmet tarafından algılanması, inanılması ve yaşanması gereken noktadan fersah, fersah uzaklarda yer almaktadır. Hatta Müslümanların yolunu aydınlatan bu nurun karartılması çabaları bile; bazı bahtsız Müslümanlar tarafından sergilenmektedir. Bu yapılan çalışmalar da, belki de güya iyi niyet ve dindarlık adına yapılmaktadır.

Şöyle ki: Kerbela kıyamı, Aşura gününe denk gelmektedir. Yani Muharrem ayının onuna denk gelmektedir. On Muharrem yani Kerbela ve aşura; aslında zulme karşı kıyamın, Allah(cc)’ a tam bir teslimiyetin ifadesidir. Kerbela ve aşura; Allah Resulünün davasının tavizsiz yaşanması ve yaşatılması mücadelesidir. Kerbela ve Aşura; tefrikaya, hileye, zulme karşı vahdetin, sadakatin ve adaletin mücadelesidir. Kerbela ve aşura; İslami bilincin, şuurun, takvanın, kıyamın, hakka adanmışlığın göstergesidir. Kerbela/Hüseyni kıyam; Al-i Resulün tertemiz ve korunmuş olan yoludur. Fakat günümüz Müslümanlarına baktığımızda, çeşitli bahanelerle bu asil kıyamı unutturma gayretleri, gölgeleme gayretleri, görmezden gelme gayretleri ve hafife alma gayretleri vardır. Bu gayretlerin çerçevesinde aynı güne denk getirilen onlarca olay sıralanıp durulmaktadır. Hazreti Âdem’in cennetten yeryüzünegelmesinden; Hazreti Yunus’un balığın karnından kurtulmasın kadar. Hazreti Yusuf’un kuyudan ve zindandan kurtulmasından; Hazreti Eyyub’un şifa bulmasın kadar… Hazreti Nuh’un gemiyle felah bulmasından; Hazreti Musa’nın Tur’a çıkmasına kadar… Evet, bazı vaizlerin, hatiplerin bal akan sözlerinden(!) bu türden önemli vakıaların devamı gelir de gelir. Yine yanlış anlaşılmaktan endişelenerek, sözlerime devam ettiğimi belllirteyim… İsmi geçen bütün peygamberler elbette ki Allah (cc)’ın aziz kıldığı peygamberlerdir. Hepsinin de biz Müslümanlar için apayrı bir yeri ve değeri vardır. Ve elbette ki Rabbimiz, nasıl ki onların arasında herhangi bir fark gözetmiyorsa; bizlerin de aynı şekilde fark gözetmememiz, üzerimizde bir vecibedir. Ama şu noktayı vurgulamak istiyorum. Bütün bu olup-bitenlerin hepsi gele, gele aşura günü mü vuku bulmuştur? Bütün bunların o gün vuku bulduğuna dair kesin vesikalar var mıdır? Bütün bu olayların o gün yaşandığına dair ayetlerde sarih ifadeler var mıdır?

Bu sorulara net bir şekilde evet demek mümkün değildir.Çünkü insanlık tarihindeki bütün önemli olayların, hep yılın aynı gününe denk gelmesi de mümkün değildir. Ama İslam tarihine baktığımız zaman; sultanlara bağlılık sağlansın diye pek çok olumsuzluklarla yüz yüze gelmekteyiz. Sultanın zulmü, fasıklığı, cahilliği, ölçüsüzlüğü belki de göz ardı edilerek /ettirilerek bunlar yapılmıştır/yaptırılmıştır. İşte Peygamberler tarihine yeni yorumlar(!) getirilmekte, yeni bilgiler keşfedilmektedir! Ama bu bilgilerin arka planında Muhammedi İslam’ın unutturulması, Hüseyni kıyamın kaybolması, tevhidi inancın zaafa uğratılmasının olmadığı ne malumdur!? Zira bu yönleriyle Müslümanların duyarsızlaştırılması; zalimlerin Müslümanları hegemonyalarının altına almaları imkânı verecektir! Müslümanların başına zalimlerin gelmesi, İslami kıyamı ve cihad ruhunun zayıflaması, çeşitli cahili anlayış ve düşüncelerin Müslümanlar arasında hayat bulması; Müslümanların çeşitli fırkalara ayrılması gibi pek çok planların gerçekleştirilmesinin önü açılmış olacaktır. Kerbela Ruhunun zaafa uğratılması; uysal bir Müslüman güruhunun oluşması sağlanacak, gerek yerli ve gerekse küresel zorbaların ümmet genelinde istedikleri gibi at oynatmaları sağlanacaktır. Hüseyni kıyamın unutulması; küresel emperyalizmin dünyayı bir çiftlik olarak görmesi ve bu çiftliği istediği gibi işletmesinin önündeki en büyük engelin bertaraf edilmesi demektir.

Hüseyni kıyamın bir taraftan unutturulması operasyonları sürdürülürken; bir yandan da Mevlana’nın; ‘kim olursan ol; yine gel’, Yunus’un; ‘sövene dilsiz, dövene elsiz gerek’ şeklindeki İslami şahsiyet ve ferasetle asla bağdaşmayan anlayışların yerleştirilmesi ve geliştirilmesi çabaları da, işin ayrı bir acı tarafı olsa gerek… Bu anlayışlarla İslam adına mistisizm anlayışının Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Hâlbuki Müslümanların yeryüzünde İlahi adaleti uygulamak gibi ulvi bir sorumlulukları vardır. Nerede bir zulüm varsa; elinde gelebilecek çabanın azamisiyle müdahale/bertaraf etmek durumundadırlar. Ne zulmederler ve ne de zulme rıza gösterirler! Bu anlayışın en büyük dayanaklarından birisi ise Kerbela kıyamıdır. Bu anlamda İmam Hüseyin mükemmel bir ölçüdür. Şerefiyle, izzetiyle, ferasetiyle, hareketiyle, ilmiyle, cihadıyla, takvasıyla, sadakatiyle el hâsıl bütün bir adanmışlığıyla Müslümanlar için mükemmel bir önder ve örnektir!

HÜSEYNİ KIYAMIN, BİLİNCİN, ŞUURUN, SADAKATİN VE TAKVANIN İZZET VE ŞEREFİN BÜTÜN YÖNLERİYLE MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN YENİDEN GEREĞİ GİBİ ANLAŞILMASI VE YAŞANMASINA AZMEDİLMESİ dua ve temennilerimle!!! Rabbim cümlemize yar ve yardımcı olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.