1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Muhafazakârlar ve diğerleri
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Muhafazakârlar ve diğerleri

A+A-

Hayatı meşru/gayrimeşru diye ayırdığımız anda, buna kimin karar vereceği sorusu bir yana, hayatın parçası olan siyasetin de meşru/gayrimeşru olarak ayrılabileceğini ve buradan hiç istenmeyen sonuçların çıkabileceğini tahmin edebiliriz.

 Dolayısıyla Başbakan’ın diline de yansıyan muhafazakâr norm ve alışkanlıkların bugünün Türkiye’si için yetersiz kaldığını kabul etmekte yarar var. Bu bağlamda ‘muhafazakâr demokrat’ terimi olumlu bir potansiyel içerebilir, çünkü iki farklı zihniyeti, yani ataerkillikle demokratlığı bir araya getirerek muhtemel bir sentez arayışının haberciliğini yapıyor. Ataerkil ahlak anlayışı cemaatin sınırlarının aşıldığı, çoğul bir toplumda anlamını yitirmekle kalmıyor, muhtemel çatışmalara da malzeme ve vesile oluyor. Oysa demokratlık ahlakın kategorik olarak kimseye ait olmadığını teslim ederken, toplum olabilmek için ortak bir ahlaka ihtiyacımız olduğunu da varsayan bir bakış. Dolayısıyla ‘muhafazakâr demokratlık’ muhafazakârların modern dünyada ötekilerle etkileşim içinde inşa edici olabilmelerinin ve değişime açık kılabildikleri ölçüde kendi değerlerine sahip çıkabilmelerinin önünü açıyor.

İçselleştirilmesi gereken gerçek şu: Bugünün dünyasında eğer kendi kabuğunuza çekilip yaşamakla yetinmiyor, dışınızdaki hayata ve imkânlara entegre olmak istiyorsanız, sizinkine benzemeyen ahlak sistemleriyle birlikte, iç içe ve karşılıklı etkileşimin muhtemel sonuçlarına hazır olarak yaşamak durumundasınız. İktisadi ve sosyal değişimin ahlaki kodlarda değişiklik yaratmamasını beklemek gerçekçi olmadığı gibi, bu noktada ısrar bizzat kendi cemaatinizin yeni nesillerini geleceğe taşımakta da ayak bağı olacaktır. Dolayısıyla muhafazakârların demokrat zihniyetin ima ettiği bir meşruiyet anlayışına doğru kayması herkes için hayırlıdır. Söz konusu anlayış her türlü farklı ahlak anlayışına özgürlük alanı açılmasıyla yetinmez. Farklı ahlak anlayışlarına sahip kişi ve toplulukların ortak bir ahlakı oluşturmak üzere etkileşim içine girmelerini, ancak bu ortak ahlaka tam olarak hiçbir zaman ulaşılamayacağı gerçeğini de içlerine sindirmelerini ima eder.

Muhafazakârlar bugün onlara sunulan ‘modern’ ve ‘liberal’ kelimeleriyle taçlandırılmış ortak hayat alternatifinin pek de matah bir şey olmadığının farkındalar. Zaman içinde ahlakın tümden yozlaşacağını, anarşiye dönüşeceğini düşünüyorlar ve bu nedenle doğal refleksleri kendini korumaya alma yönünde oluyor. Laik/modern/liberal/solcu kesim için Başbakan’ı eleştirmek çok kolay. Ama bu kesimin bizzat kendisine eleştirel gözlerle baktığına dair fazla bir belirti yok ve bu olmadığı sürece muhafazakâr kesimin Başbakan etrafında toplanmasından daha doğal bir sonuç da olamaz. Çünkü muhafazakârlar bu laik/modern/liberal/solculara baktıklarında özgürlükleri savunan ama ahlak arayışları olmayan bir kitle görüyorlar. Bireysel ve bencilce bakışın yanında, ilkesel eleştiriyi abartarak Başbakan nezdinde muhafazakârları aşağılama dürtüsü de epeyce açık bir biçimde gözlemleniyor. Bu yaklaşımın ortak bir hayat ve toplum kurmada engelleyici olduğu açık… Bugünün ‘liberalleri’ sosyal planda geçmişin muhafazakârlarına dönüşmekteler. Kendi hayatlarını yaşasınlar ve kimse onlara karışmasın istiyorlar. Ayrıca farklı hayat tarzına sahip olanlardan da gidip kendi köşelerinde yaşamalarını, gözden ırak olmalarını bekliyorlar.

Türkiye’de laik kesimin siyasi dili giderek toplum olma hayalini bir kenara itiyor. Ne var ki ‘benim hayat tarzım bu’ diyerek istediğiniz gibi de yaşayamazsınız, çünkü başkaları ile birlikte yaşıyorsunuz ve henüz başkaları ile nasıl birlikte yaşanır bahsini o başkaları ile konuşmadınız. Evrensel normları yardıma çağırmak da sonuç vermez… Çünkü somut, sahici insanlarla yaşıyorsunuz, kurgulanmış ve ‘evrenselleştirilmiş’ bir mahlûk olarak paketlediğiniz insanlarla değil.

Başbakan’ın dili muhafazakârların temel bir kaygısına tercüman olurken, o kesimin toplum olma yolundaki sıkıntısını da açığa çıkardı. Aslında aynı sıkıntı farklı kültürel kodlar içinde laik/modern/liberal/sol kesimde de mevcut. Onlar da henüz ötekilerle birlikte nasıl yaşanabileceğini, nasıl bir ortak ahlaki zemin üretilebileceğini bilmiyor ve üzerinde de düşünmüyorlar. Ne var ki muhafazakârlığın kazanamayacağı, ama modernliğin çoktan kaybettiği bir zemindeyiz. Toplum ise kendi mecrasında melezleşme yoluyla bir yeni ahlaki toprak oluşturmakta. Bunu da AKP temsil ederse kimse şaşırmasın, çünkü Başbakan’ın yanlışlarının arkasında diğerlerinde olmayan bir toplum olma kaygısı var ve bu farklılık gözüküyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.