1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Muhafazakâr açılımı
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Muhafazakâr açılımı

A+A-

Muhafazakârlar için ahlak, hayatın önümüze çıkaracağı sınavları aşmayı sağlayacak ve bizi korunaklı bir dünyada doğru yolda tutacak olan bir çıpadır.

 Muhafazakârların çok azı ahlakçıdır. Nitekim esas ahlakçılar sol ideolojinin takipçileri arasından, dindar âlemde ise bireyselliğe kayan Protestan püritenler arasından çıkmıştır. Ahlakçılık ise otoriter zihniyetin uzantısıdır ve muhafazakârların bununla pek işi olmaz… Bugün hükümeti eleştirenlerin bol keseden kullandığı otoriterlik yaftası, bu kesimin niçin muhafazakârları anlamakta zorlandıklarını da gösteriyor. Oysa muhafazakârlar, başkalarının ahlakını değiştirmeye çok hevesli değildirler. Ama kendi ahlak anlayışlarını korunaklı kılma konusunda fazla titiz davranırlar. Çünkü muhafazakârlık tümüyle modern bir olgu ve modernliğin bireyci ve sorumsuz savrulması karşısında bir içe kapanma, değerlere sahip çıkma kaygısını yansıtıyor. Muhafazakârlığın bir sosyal elitizme karşılık geldiği toplumlarda modernlik fazla sıkıntı yaratmayarak, söz konusu zümreyi maddi olanakların paylaşımı üzerinden modern tasavvurun parçası kılabilir. Ancak Türkiye gibi devletin muhafazakârlığı tümüyle dindarlığa indirgediği ve mahkûm ettiği ülkelerde, muhafazakâr elitler ya kültürel bireyselleşme yoluyla sisteme asimile olurlar, ya da kapalı bir cemaat dünyasının içinde yetişir ve kendilerine o dünyada ideolojik bir hegemonya alanı açarlar. Birinci grup modern dünyanın relativist ortamına adapte olarak, kendi hayat tarzını ve algı dünyasını estetize edecek, ideolojik açıdan ise milliyetçileşecektir. Diğer grup ise kendi kurtarılmış ‘yeraltı' dünyasında dinin derinliğine sığınarak kendine has bir sosyal alan üretecektir. Dolayısıyla yerele gidildikçe muhafazakârlık cemaatçi bir hayat ve ahlak anlayışını ifade eder. Doğru ve meşru olan o çerçevenin içinde, ‘yüzyılların' birikimi ile oluşur ve bu nedenle de hem değerlidir, hem de modern hayat algısına oranla çok daha köklü ve derindir.  

‘Yurtlar' meselesinde Başbakan'ın “meşru hayat vardır, gayri meşru hayat vardır” sözü epeyce naif bir biçimde, muhafazakâr âlemde ahlakın bir kenara konması durumunda ne denli çaresiz kalınabileceğini hatırlatıyor. Cemaatçi bir bakışla meşruiyetin temeli tabii ki ahlaktır, çünkü bir yandan sosyal hayatı dinin kurallarının dışına taşıma esnekliğini gösterir, diğer yandan da tepeden otoriter müdahalelerin önüne set çeker. O âlemde ahlak toplumsal hayatın sınanmış ve içselleşmiş kodlarından başka bir şey değildir ve topluluğun geleceğini kurgulamasında temel dayanaktır.

Sorun muhafazakârların kendi cemaatsel hayatlarının dışına taşarak toplumun tümünü yönetmeye soyundukları zaman ortaya çıkıyor. Yanlış anlaşılmasın aynı sorun laik kesim için de geçerli, ama onlar kendilerini ‘ileri' buldukları ve otoriter zihniyete fazlasıyla yatkın oldukları için kendilerini ‘ötekiler' ile sınama ihtiyacı duymuyorlar. Oysa muhafazakârlar kültürel olarak otoriter değil ataerkil zihniyete sahipler… Doğruyu göstermekten imtina etmiyorlar ama bunu zorla yaptırma gayreti de göstermiyorlar. Üstelik kendilerini sürekli olarak modern dünya ve laik kesim karşısında sınamada hissediyorlar. İlave olarak kendi kabuklarından çıkmış olmanın ima ettiği tehditler karşısında bocalayabiliyorlar ve ‘ötekilere' benzeyecek olma ihtimalinden çok korkuyorlar. Çünkü ‘ötekilerin' halinin hiç de iyi olmadığının farkındalar.

Ne var ki modern cemaatçi toplumlarda ahlak meşruiyetin temeli olabilme vasfını yitiriyor, çünkü hiçbir cemaatin ahlakı diğeri için anlamlı ve makbul değil. Toplum olma vasfının zayıf olması nedeniyle bu farklı ahlaklar arasında geçişlilik de az olmakla kalmıyor, taraflar kendi ahlak anlayışlarını siyaseten ötekine karşı tahkim etme yoluna girebiliyorlar. ‘Çoğunluğun ahlakı galebe çalsın' da denemiyor çünkü bu demokratik değil. Ayrıca ahlak yavaş değişse de sabit kalmıyor ve çevre koşullarının hızlı değişimi nedeniyle kimse yarının ahlakını bilmiyor. O nedenle ‘Türkiye toplumunun yapısı' türünden kalıpların içi boş… Ne böyle bütüncül ne de sabit bir yapı var. Meşru/gayri meşru ayrımı da ancak bir cemaatin iç dünyasında anlamlı. Türkiye'deki cemaatlerin her birinin kendine has bir kültürel tarihi bulunuyor ve bunlar birbirinden göreceli özerk konumdalar. Her birinde yaşananların algısı ve kültürleşme serüveni farklı, çünkü ardında birbirine benzemeyen ideolojiler ve zihniyetler var… Toplum olma yönünde böylesine sıkıntılı bir süreçte AKP sadece ülkeyi yönetmiyor, muhafazakâr dünyanın kendi kültürel kodlarını dışa açma ve sınama serüveninin de taşıyıcılığını yapıyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.