1. YAZARLAR

  2. Ferhat KENTEL

  3. Monşerler ve “muhafazakar” korkuları
Ferhat KENTEL

Ferhat KENTEL

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Monşerler ve “muhafazakar” korkuları

A+A-

Sanıyorum iki üç ay oldu; hangi kanalda olduğunu hatırlamadığım bir programda gayet monşer kılıklı, şıracı ve bozacı ilişkisini çatlatacak kadar iyi geçinen iki adam İslam dünyasını Hıristiyanların nasıl ele geçirdiğini anlatıyorlardı.

 
Çok derin konulara girip girip çıktılar; çok etkileyiciydiler!
 
Fakat, Türkiye’nin en mühim tehlikesi olarak “dinimizi elden götürmeye niyet etmiş misyonerleri” gösteren MGK’cılar ya da Rahşan Ecevit kadar “inandırıcı”, olan bu adamlardan birinin bir ara ekrana taşıdığı buluşu duyunca “işte bu!” diye heyecandan yerimden fırladım.
 
Söz konusu adam gömlek düğmelerinin (bildiğimiz düğme yani) “dört” deliğinin aslında “haç”ı sembolize ettiğini bir anda ifşa ediverdi! Pardon, adam o kadar monşer ve o kadar batılıydı ki aslında, haça “haç” değil, “cross” diyordu!
 
Bu vesileyle okurlara önemli bir mesajı verelim: düğme bulunduran her türlü giysiniz ile aslında Hıristiyan dünyası lehine büyük bir propaganda faaliyeti yürütüyorsunuz demektir! Ve tabii ki Hıristiyanlar bu masum görünüm vasıtasıyla cennet vatanımızın İslam dinini, milli değerlerimizi en derin şekilde ele geçirmektedir. Lütfen dikkat ediniz...
 
Tabii ki, bu monşerler vasıtasıyla mesela Türkiye’de bir zamanlar yapılan camilere gizli kilise süslemeleri yapıldığını, dolayısıyla dinimizin nasıl tehlike altında olduğunu, her an elden gittiğini de ruhumuzda hissettik.
 
İlginç bir zamanda yaşıyoruz. Birileri bir zamanlar canla başla Ergenekon’un, Balyoz’un varlığını ispat etmeye çalıştılar. Yakın geçmiş bir zamanda bu davaların tutukluları serbest bırakılırken, aynı “birileri” “esas düşman”ı göremedikleri için, söz konusu davaların müsebbibinin cemaatçi polisler, savcılar ve yargıçlar olduğunu söylemeye başladılar ve çok özür dilediler...
 
Bunların yakında kalpaklı Atatürk fotoğraflı Türk bayraklarıyla sokaklara çıkıp, ulusalcılarla birlikte el ele kola mitinglerde buluşmalarını da beklemek çok sorun olmaz kanaatimce.
 
Ergenekoncular vs. serbest bırakılırken, şimdilerde “emperyalistlere”, “Pensilvanya” ve benzeri “yabancı güçlere” karşı “milli değerlerimiz” söylemli senaryoları yazanların, bu senaryolara ilişkili “propagandayı” yürütme işini fularlı, afili, adeta bir moda dergisinden çıkmış adamlara yaptırmaları çok ilginç...
 
Adeta bir zamanlar çok moda olan Erich Von Daniken’in “Tanrıların arabaları” adlı kitabındaki mantığa benzer şekilde, bunların “uzaydan geldiler, içimize işaretler bıraktılar!” türünden başvurdukları teknikler ve taktikler ABD’de TV’lerden tele-din propagandası yapan şarlatanlarınkine benziyor...
 
O kadar masalsı, ancak aynı zamanda korkular ve travmalarla bezeli toplumumuz için o kadar tekrarlanmış yöntemler söz konusu ki, “haç”a “cross”  diyen bu “batı düşmanı beyaz batılı amcalar” mesela camilerimizin “kubbe” fikrinin bile Bizans kilisesinden geldiğinin farkında değiller (ya da bal gibi farkındalar ama bunu hatırlamak ve hatırlatmak hiç işlerine gelmiyor).
 
İşin garip tarafı şu: her daim, her dönemde sürekli birileri devreye giriyor ve varolan iktidar odağının meşruiyet savaşını yürütmek için çok klasik yöntemlere başvuruyorlar. Ve kendisini gayet muhafazakar tanıtmaya çalışan ve kapitalist bir sınıf iktidarını bütün acımasızlığıyla tesis etmeye çalışan bir hükümetin meşruiyeti için bu “beyaz güruh” da “halkımızın karşısındaki dış mihrak” lafını bol bol kullanıyor.
 
Bu tür operasyonel adamların oynadıkları en önemli işlev ise, postmodern 28 Şubat darbesiyle birlikte açık ve seçik olarak öğrendiğimiz “etiketleme” sanatı... Kişi “kültleştirmesi” (ya da putlaştırması) yaşayan her düzende olduğu gibi, bugünkü Erdoğancılık ve onun uzantıları da rakiplerini insanlıktan çıkarma, yabancılaştırma taktikleri uygulamak konusunda çok kesin ve organize çalışıyorlar.
 
Haftaya bu “etiket” meselesinden devam ederiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar