1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Miroğlu katiliyle buluştu!
Miroğlu katiliyle buluştu!

Miroğlu katiliyle buluştu!

A+A-
Kürt aydını Musa Anter'in son nefesini verirken yanında bulunan Taraf yazarı Orhan Miroğlu, cinayetin aktörlerinden Abdülkadir Aygan'la yıllar sonra Stocholm'da buluştu.

JİTEM'in kara kutusuyla yüzyüze gelen Miroğlu  bugünkü köşesinde o anı kaleme aldı:

- JİTEM"in, ta 1980"li yıllarda Diyarbakır cezaevinde başlayan itirafçılaştırma politikalarının ve sonuçlarının anlaşılması bakımından Aygan"ın anlattıkları şüphesiz büyük önem taşıyor.

O, beş yıl önce, JİTEM"in işlediği cinayetler hakkında Gündem gazetesine bildiklerini anlattı ve birçok olayın aydınlanmasını sağladı. JİTEM"in işleyiş mekanizmalarını gözlerimizin önüne serdi.

Daha önce hiçbir yerde karşılaşmadığım bir kişi Aygan. Geçen hafta Stokholm"de onunla buluştum.

Bu buluşma sırasında hissettiklerimi bir gün anlatabilir miyim acaba, bundan hiç emin değilim gerçekten. O buluşma anında, Aygan konuşurken, ruhsal bir bulantı gibi tıpkı, derin bir acı oluştu içimde. Hepsi bu.

Karşımdaki insan, hayatının bir aşamasında, seçimini; kendisinin de aynı dili konuştuğu, aynı kültürü paylaştığı ve akraba olduğu bir halka karşı, JİTEM"den yana yapmış bir savaş suçlusu muydu?

Bu soruya cevabım evettir benim. Bunu her defasında söyledim ve yazdım.

Onun konuştuklarını küçük bir kasete kaydederken, aklım savaş yılları boyunca kaybettiğimiz, tanıdığım ve tanımadığım masum insanlardaydı. Onlar artık yaşamıyorlardı. Çoktan infaz edilmişlerdi. Yüzlercesi, binlercesi, kuyulara gömülmüş, kazanlarda yakılmış ve toprağa gömülmüşlerdi. Çoğunun bir mezar hakkı bile olamamıştı.

Ama Aygan yaşıyordu. Onunla 18 yıl sonra, üstelik bir mahkeme salonunda ve Türkiye"de değil, Stokholm"de bir evde karşılaşmak; bana, zulmedenin mikrobunu kapmış ve aslında kendisi de zaman içinde bir kurbana dönüşmüş olan insanı yeniden düşündürdü.

O bugün belki bunun farkında veya değil. Belki bu suçlu geçmişin sebeplerini sadece başkalarında arıyor. Belki henüz vicdanıyla gerektiği gibi bir hesaplaşma yaşamaktan da uzak. Aygan"ın içinde bulunduğu acizliği, hiçliği, çaresizliği anlamak belki işin bir başka boyutu. Ama her şeye rağmen, Aygan konuşmaya devam ediyor ve bu onu diğerlerinden farklı kılıyor.

Biliyoruz ki, Aygan"ı bir bakıma kullanıp farklı bir biçimde bir kurban haline getirenler, yani asıl sorumlular hâlâ orta yerde yoklar ve susuyorlar.

OHAL valileri, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu susuyor.

Ergenekon sanıklarını üşenmeyip Esenboğa havaalanından İstanbul"a uğurlayan Süleyman Demirel susuyor.

Gölbaşı"nda savaş suçu belgeleri yaktıran Tansu Çiller, Mehmet Ağar susuyor.

Ama Aygan konuşmaya devam ediyor. Şimdiye kadar anlattıklarından belki de daha fazla ve çok şey bildiğini size hissettirerek konuşuyor.

Aygan"la birçok gazeteci görüştü ve söyleşiler yaptı. Benim Aygan"la görüşmemin yegâne sebebi Musa Anter cinayetidir. Buluşma yerine gitmeden önce üstünde düşündüğüm ve ona sormak istediğim soruların hemen tümü Anter cinayetiyle ilgiliydi.

Cinayetin öncesinde ve sonrasında neler olmuştu?

Musa Anter samimi itirafçılarla gerçekleşecek bir toplantıya nasıl ve kimler tarafından ikna edilmişti?

İkna işinde kullanılanlar kimlerdi?

Musa Anter"in bu kişilere inanması için ne gibi sebepler olabilirdi?

Musa Anter"i öldürmeye nerede karar verilmişti?

Diyarbakır JİTEM"de mi alınmıştı bu karar, yoksa bu kararın alındığı bir başka şehir mi söz konusuydu?

Aygan, bu sorulara "bildiği kadarıyla" cevaplar verdi.

Bana anlattıklarını ihtiva eden söyleşiyi mümkün olursa kısa bir süre sonra Taraf"ta okuyacaksınız.

20 Eylül 1992"de Diyarbakır"da Musa Anter"e düzenlenen suikast ekibinin içindeydi.

O gece, Yeşil"in yönettiği grubun içinde yer alan Cemil Işık (Hogır), Ali Ozansoy, Mustafa Deniz ve Abdülkadir Aygan cinayetin işlendiği Seyrantepe-Silvan yolunda farklı noktalarda bulunuyorlardı. Musa Anter"i öldüren Hamit Yıldırım bu ekiple buluşamadı. Nedenleri biliniyor. Aygan da bu buluşmamızda bu nedenleri biraz daha ayrıntılı olarak anlattı.

Hamit, Yeşil ve ekibiyle buluşabilseydi, o gece bizi oraya götüren taksinin şoförü ve ben bugün hayatta olmayacaktık. Aygan konuşmamız sırasında eline bir kâğıt kalem aldı ve cinayet gecesinde kimin nerede bulunduğuna dair ayrıntılı bir kroki çizdi ve onu bana verdi.

İsveç basını ve kamuoyunun az çok bildiği bir isim Aygan. İsveç"te iadesiyle ilgili tartışmalar sürüyor. Türkiye"nin iade talebi konusunda önümüzdeki aylarda İsveç"te alınacak karar bekleniyor şimdi.

Bu ülkede yaşayan Kürtler de hükümetin alacağı kararı merakla bekliyorlar. Konuştuğunuz Kürt gazeteciler, yazarlar, politikacılar Aygan"ın iadesi meselesinde kamuoyunda oluşmuş belirli bir hassasiyeti dile getiriyorlar hep.

En önemlisi de, Musa Anter"in İsveç"te yaşayan kızı sevgili Rahşan Anter ve oğlu Anter Anter, Aygan"ın Türkiye"ye iadesine sıcak bakmıyorlar ve Aygan"ın İsveç"te yargılanmasını istiyorlar. Şüphesiz onu korumak gibi bir amaçları yok. Aygan"ın Türkiye"ye iade edilmesi halinde başına bir şeyler gelebileceği endişesi taşıyorlar. Ergenekon davasının başlamasından bu yana meydana gelen şüpheli intiharlar, GATA"da olup bitenler bu endişenin temel kaynağı.

Türkiye"den gelen iade isteminin gerekçesi ise Aygan"ı da hayrete düşürmüş durumda. Çünkü Aygan JİTEM içindeki faaliyetlerinden dolayı değil, PKK"li olduğu ve Musa Anter"i öldüren ekibin içinde yer aldığı için isteniyor.

İlker Başbuğ"un Ergenekon"u aklayan, soruşturmayı önemsizleştiren basın toplantısını Stokholm"den izledim ve iki gün sonra da Aygan"la buluştum.

Başbuğ, basın toplantısında Ergenekon"un gizli tanıklarından rahatsızlığını açıkça dile getiriyordu. Oysa JİTEM"in faaliyetleri ve işlediği suçları sadece gizli tanıklar anlatmıyor bugün. Aygan kendini gizleyen bir tanık değil ve o da beş yıldır bildiklerini anlatıp duruyor. Bana anlattıklarını, gazetede yayınlandığı zaman Sayın Başbuğ okusun isterim. Bir genelkurmay başkanı olarak bu anlatılanlar karşısında ne düşündüğünü eminim benim gibi kamuoyu da merak edecektir.

Aygan"ın bana anlattıkları eski Genelkurmay Başkanı Sayın Yaşar Büyükanıt"ın da ilgisini çekecektir muhakkak. O da Emniyet"in kendilerini dinlemiş olmalarından şikâyet ediyor bugün. Oysa bu dinlemeler ve devletin istihbarat kurumları arasında yaşanan çatışmalar, yüzlerce faili meçhul cinayeti de engellemiş olabilir.

Hanefi Avcı"nın Diyarbakır"da görülen JİTEM davasında dinlenmesine karar verilmesi bu bakımdan çok önemli. Hanefi Avcı, 28 Şubat sürecinde sırf bu merakı yüzünden açığa alınmıştı. Diyarbakır"da görev yaptığı yıllardaki tutumunu Aygan"da iyi hatırlıyor ve onu bu tutumu nedeniyle ayrı bir yere koyuyor.

Hanefi Avcı, bana kalırsa 1997"de, Meclis Susurluk Komisyonu"na fazla bir şey anlatmadı. Bunun anlaşılabilir bir hayli sebebi var tabii.

Aradan on iki yıl geçti. Bu on iki yıl içinde cinayetlerde tetiği çekenlerin bir kısmını tanıdık. Ama Türkiye şimdi artık o noktada duramaz. Daha fazlasını bilmek, anlamak ve bu savaş suçlarıyla yüzleşmek zorundayız.

Bu yüzden, Hanefi Avcı gibileri eğer bugün, o dönemde topladıkları istihbaratı, JİTEM"in savcılarıyla paylaşırlarsa, Anter cinayeti dahil, birçok cinayetin gerçek sorumlularını, gerçek karar vericileri tanıma imkânımız olacaktır.

Yoksa korkarım bu karar vericiler suçla dolu geçmişlerinin bütün faturasını Aygan ve onun gibilerine yıkmaya devam edecek ve hesap vermekten bir şekilde kurtulmayı başaracaklardır.

Kaynak:
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.