1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. MİLLİYETÇİLİK VE TOPLUMSAL KIRILMA
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

MİLLİYETÇİLİK VE TOPLUMSAL KIRILMA

A+A-


Milliyetçilik tarihsel ve siyasal dinamikler içerisinde farklı versiyonlar üretmiş ve toplumların kültürel değerlerine göre eklemlenmeler ile görünür olmuştur. Sosyal bir çevrede yaşama zorunluluğu olan insan, ait olma duygusu ile bir yere veya topluluğa ait olmayı ister. Bu nedenle sosyal ilişkiler ve etkileşim duygusal bir paradoks üzerinden kişiyi şekillendirmiş olur. Üretilen pratikler milliyetçiliğe içkin bir toplumsal kimlik algısı ile kendince bir geçerlilik sağlamış olur.

 

Milliyetçilik (asabiyetçilik), koruma refleksi ile korkular ve karmaşık paradokslar üzerine kendini inşa etmeye başlayınca toplumsal yaşamda tamamen bir ayrıştırma öğesi olur. Müşterek yaşamda artık ilişkileri ve birliktelikleri belirleyen yegâne değer, korunması gereken asabiyetçi değerler olur. Fetişleştirilen semboller kimliksel bir toplumsal değer olarak kabul edilip dost ve düşman tanımı en keskin şekilde ayrıştırıcı bir tanımlama olarak ortaya konulur. Tek geçerli olgu milliyetçilik olup farklılıklar tamamen düşman ilan edilir.

Tecrübe edinmiş olduğumuz yaşanmışlıkları temaşa ettiğimizde büyük bir imtihan ile karşı karşıya olduğumuzu idrak etmekteyiz. İlahi hükümler ile aramızdaki mesafe gün geçtikçe açılmakta ve gayri İslami, gayri insani değerler ile olan mesafe ise gittikçe daralmaktadır.

İlahi hükümler ile tanımlanmış olan hakları bile milli duygularımıza feda ederek, fetişleştirdiğimiz yapay sembolleri kutsallarımız olarak canhıraş bir şekilde sahipleniyoruz. Bir Müslüman için kutsal olan değerler net ve bellidir. Kutsal ve değer arasındaki ince çizgiyi yok saymakla elde edeceğimiz tek şey hüsran olacaktır. Bir sembol veya temsiliyet değer olabilir ama kutsal değildir. Bu hakikat göz ardı edildiğinde toplumsal kırılmanın ve ayrışmanın yaşanması kaçınılmaz bir duruma dönüşmektedir.

Her insanın, her kavmin, her toplumun sahip olması gereken evrensel haklar vardır. Bu haklar için mücadele etmek ve alan yaratmak kadar doğal bir şey olamaz. Şiddete başvurmadıkça, etik ve edep sınırları gözetildiği müddetçe engellenmeye çalışılmamalıdır. Engellenen, şiddet ile bastırılmaya çalışılan her hak arayışı başka yollara başvuracaktır. İletişim kanalları açık olan bir toplumun her sorun için makul bir çözüm yolu her daim olacaktır. Asabiyetçilik; farklı etnik, din ve kültürlerden meydana gelen toplumların iletişim kanallarını kapatan en başat nedenlerden biridir.

Milliyetçiliğin toplumdan topluma değişen bir tanımlamasının olduğunu biliyorum. Ama emin olun ki cihan genelinde günümüzde menfi yönü dışında bir karşılığı olduğunu kimse iddia edemez. Bir insanın etnik ve toplumsal değerlerine sahip çıkması illa milliyetçilik ile bağdaştırılır demiyorum. Her insan veya topluluk kendi değerlerine sahip çıkacaktır ve değerli de görecektir. Ötekiler de ötekinin değerlerine ahlak ve erdem çerçevesinde evrensel değerler ile ters düşmüyorsa saygı gösterecektir. Kendi kutsal, değer ve sembollerine saygı istiyorsan; ötekinin kutsal, değer ve sembollerine saygı duyacaksın. Sayı ve güç ile zayıf olana büyüklenip asabiyetçilik yapmayacaksın.

"Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz. Hayır; öyle olmayın, yakında bileceksiniz. Hayır; gözünüzü açın, yakında bileceksiniz. Dikkat edin, şayet yaptığınızın sonucunu kesin olarak bir bilseniz! And olsun ki Cehennem'i göreceksiniz, sonra, o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz." (Tekasür Suresi)

Mekke'nin fethedildiği gün Peygamber Efendimiz (s.a.) ezanı, Kâbe’nin üzerine çıkartarak Hz. Bilâl’e okutur. Müşrikler Hz. Bilâl'i tahkir etmişlerdi. Bunun üzerine, şu âyet-i kerime nazil oldu: Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır. (Hucurât sûresi, 13)

Her milletin milliyet değerlerinin değerli ve saygın olması gerekir. Bu saygınlığın hukuku; erdem, ahlak, hak, adalet, ötekine saygı ve hikmet değerleri üzerinden var olmalıdır.

İslam dünyasının etnik, mezhepsel ve bölgesel milliyetçiliğin zararlarından korunmasının yegâne yolu, Allah’ın hükümlerine takva ile sarılmaktır. Allah indinde makbul olmanın tek ölçüsü takvadır. Kendini üstün görme, diğerini küçük görme hastalığı şeytani bir illettir. Herkes kendini değerli görecektir, ötekini de değerli görmeyi bilecektir, bilmelidir. Bu da ancak ortak akıl ve eğitim ile toplumsal bir değere dönüştürülüp yaşamsal kılınabilir.

Her insanı, her kavmi değer olarak kabul etmek/edebilmek ancak erdemli ve muttaki toplumların fiiliyatı olabilir. Toplumsal ifsada sebep olan, başkasının değerlerine saldıran, zulmeden için elbette olması gereken tedbir ve cezalar olacaktır. Milliyetçilik ile kendini diğer kavim ve toplumlara üstün gören her kişi ve topluluk tedavi görmesi gereken bir hal üzeredir.

Aslında kavmiyetçilik kendini küçük görmektir, kendi değerlerine güvensizliktir. Bir başkasının kendi öz değerleri ile kendini tanıtması bir başkasında korkuya sebebiyet veriyorsa ortada gizlenen başka bir sebebin olduğuna inanmak gerekir. Ya bir çıkar vardır ya örtülmeye çalışılan bir gerçeklik vardır ya da kraldan çok kralcı olunarak bir yerlere yamanmaya çalışılmaktadır. Günümüzde çeşitli milliyetçiliklerin aslında o topluma veya değere ait olmayan insanlar tarafından çok daha militanca ve sloganvari bir saldırganlık ile ortaya konulduğuna şahitlik etmekteyiz.

Kendini bilen insan ve toplumların ölçülü ve makul bir değerler manzumesi ile insanlığa kendi öz değerleri ile güzellikler kattığına da insanlık şahitlik etmiştir. Akıl ve hikmet ile makbul olunduğunu, üstünlüğün ırk, coğrafya, güç ile alakalı olmadığını, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın muttakilere, takva ehline üstünlük verdiğini idrak etmekteyiz.

Allah’ın soya ve kavimsel bağa değer vermediğinin en güzel örneği, Hz. Nuh (a. s.) ile oğlunun kıssasıdır. Bir Peygamberin oğlu iman ehlinden olmayabiliyor, iman ehli olmayan bir aileden de muttaki ve iman ehli çıkabiliyor.

Kavim ve milliyet ile övünüp kendilerini üstün görenler şu hadisi tekrar tekrar okusunlar.

"Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe (asabiyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, câhiliyye ölümü üzere (kâfir olarak) ölür." (İbn Mâce, Fiten 7)

Her kavmin kendi değerleri ile yaşaması ilahi bir haktır, bir başkasının hakkını gasp etmediği sürece bunu engellemek zulümdür. Hayali düşmanlıklar, hayali korkular ve geçmişin hatalarıyla çok iyi oynayarak kendi çıkarları için halkların maslahatına olan, olması gereken değerleri karanlıklara hapsedenler her daim mevcuttur. İnsanın eşref-i mahlûkat olması idrak etme hakkından gelir, elbette her kavim veya birey idrak etme hakkını kullanarak bir karara varmaktadır. Bu kararın birlikte yaşayan farklı din, kavim ve değerler için maslahat üzere yer edinmesi, milliyetçiliğin alanının daraltılması ile direk alakalı olduğunu idrak etmemiz gerekir.

 

İnsanlığın yaratılış şifresi imtihandır. İmtihan, idrak etmek demektir. İdrak ise iyi ve kötüyü seçme hakkına sahip olmaktır. İyi olan tercih edilerek yaratılış şifresi doğru çözümlenmiş olur. Kötü olan tercih edilerek İlahi gazap seçilmiş ve büyük hesap gününe yol alınmış olunur.

İmtihan şifresini doğru değerlendirmeyen toplum Müslüman toplum olursa o zaman toplumsal kırılmanın fay hatları daha derin ve daha yıkıcı olacaktır. Bunun en büyük şahitliğini bugünün yaşayanları olarak temaşa etmekteyiz. İslam coğrafyasının gerçekliğini ve Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz halin acıklı hakikatini izlemekteyiz.

İnsanlığa yeniden umut ve öncü medeniyet gücü olmak için ilahi hükümlere Müslümanca uymak ve toplumumuzda yaşamsal kılmak kâfidir.

                    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum