1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Milli Kimlik
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Milli Kimlik

A+A-

Bu yazıda Türkiye’deki Kürd açılımıyla bağlantılı olarak Hamid Rıza Celayipur’un on sekiz yıl önce Kürdistan ve Kürdlerle ilgili yaptığı bir çalışmadan söz edeceğim.

 

Bu vesileyle hem Kürd meselesiyle ilgili Türkiye-İran mukayesesi yapma imkanı olacak hem de okuyucular, söz konusu çalışmadaki milli kimlikle ilgili önerileri değerlendirme imkanını bulacaktır.

 

Kitabın adı, ‘Kürdistan’. Alt başlığı ise, ‘İslam İnkilabından Sonra Bunalımın Devamının Nedenleri’ şeklindedir. (Kürdistan İlel-i Tedavüm-e Buhran an Pes ez İnkılab-e İslami)

 

Hamid Rıza Celayipur, devrimden hemen sonra İran Kürdistanı’nın Nağada ilçesinde 1,5 yıl kaymakamlık yapmış. Arkasından çok politik bir yer olan ve Kürd Cumhuriyetinin kurulduğu Mehabad ilçesinde 4,5 yıl kaymakamlık görevinde bulunmuş. Sonra da Kürdistan’ın merkezi olan Senendec’de 4 yıl vali yardımcılığı yapmış bir bürokrattır. Tam on yıl Kürdistan’da görev yapmış bir bürokrat ve aynı zamanda bir gözlemci ve analisttir.

 

Türkiye’de yaşayanlar, yazarın bürokrat oluşuna bakarak, adı geçen eserin resmi söylemle yazılmış bir kitap olduğunu düşünebilir haklı olarak. Çünkü bizde evvelen bürokratlar böyle konularla ilgili kitap yazamaz, yazsa bile resmi söylemin klişelerini tekrardan öteye geçemez.

 

Celayipuru’un eserini bizdeki çalışmalarla kıyaslamak gerekirse, Doğu Ergil’in çalışmalarıyla mukayese etmek gerekir. O çapta akademik ve tarafsız sayılabilir.

 

Kitabı ilginç kılan bir diğer konu da, İran dışişleri Bakanlığınca basılmış olmasıdır. 18 yıl önce bir bürokrat tarafından Kürdlerin tarihini, genel olarak bütün bir Kürdistan’ı ele alan ve İran Kürdistanı üzerinde yoğunlaşan ve ciddi çözüm önerileri sunan böyle bir çalışmanın yapılmasını ve Dışişleri Bakanlığınca basılmasını, Doğu Ergil’den şimdi aktaracağım şu alıntıyla karşılaştırırsak, Türkiye’nin Kürd meselesinde gelişmeleri en az yirmi yıl geriden takip ettiği sonucuna varabiliriz. Doğu Ergil Star Gazetesinin 30 Ağustos 2009 tarihinde kendisiyle yaptığı röportajda şöyle diyordu:

 

‘Kürt sorunu çalışmaktaki amacım, Türkiye’yi eksilten, gerileten, insanları birbirine kırdırtan meselenin anlaşılması içindi. 15 yıl üzerinde çalıştım. İlk kez resmi çevreler, ‘Biz sorunu anlamak ve çözmek için bu bulgulardan faydalanıyoruz’ dedi Bundan büyük mutluluk olamaz.

 

15 yıl önce Kürt bile diyemiyorduk. Bu çalışma nedeniyle DGM’lerde yargılandım. Vatan hainliğiyle suçlandım. Üniversitede dışlandım, hep sakıncalı adam oldum. Yüksek düzey memur bir arkadaşım dedi ki “devlet sana küstü”. Ağır bedeller bunlar ama bu ülkenin yararına olduğu için direndim yoksa çeker giderdim.

 

Beni çok üzdüler. O kadar çok üzerime gelindi, Çölaşan gibi medya tetikçilerince hakaretler edildi ki annem bile ‘Sokağa çıkmaya utanıyorum’ dedi. Hiç bir şey diyemedim. Yıllarca arabanın altına baktım, bomba var mı diye.”

 

Bizde Kürd ve Kürdistan kelimeleri yasak iken, İran’da bürokratlar tarafından bile önemli çalışmalar yapılmıştır.

 

Celayipur, eserinin sonunda milli kimlik konusunu tartışma ve değerlendirmeye açıyor ve milli kimliğe ilişkin üç görüşü aktarıyor:

 

Birinci görüş Fransızların görüşü olarak bilinen ve bir insan topluluğunun belirli toprak parçası üzerinde kurduğu ‘devlet teşkiline’ dayanan görüştür. Birleşmiş Milletler, dünya halklarını ve devletlerini bu esas üzere 175 ülke olarak tanımıştır.

 

Celayipur, bu tür bir tanımın, siyasi bakımdan bazı sorunları çözmüş olsa da gerçekte şekilsel olduğunu ve yerkürenin birçok yerindeki ulusal sorunları görmezlikten geldiğini ifade ediyor.

 

İkinci görüş, Alman görüşü olarak bilinmektedir. Bu görüşe göre, aynı ırkı, aynı dili ve aynı dini paylaşanlar bir ulustur ve ortak bir milli kimliğe sahiptir.

 

Celayipur, bu görüşün de farklı etnik yapıları barındıran ülkelerdeki durumu açıklayamayacağı inancında.

 

Üçüncü görüşe göre milli kimlik, ‘halkların uzun tarihi süreçler boyunca birlikte yaşam iradesini göstermesi’ esasına dayanır.

 

Celayipur, bu görüşü önemsemekle beraber yeterli bulmamaktadır. İran halklarının inanç bakımından İslam, dil bakımından Farsça gibi ortaklıkları paylaşmasına ve uzun müşterek bir tarihe sahip olmalarına rağmen savaş ve barışlarda birlikte yaşam iradesini göstermiş olsalar da yine de üçüncü tanım açısından bakıldığında İran halklarının zaman zaman bu iradeyi göstermediklerine dikkat çekiyor. İran’ın neredeyse tüm sınır bölgeleri Fars olmayanlardan oluşuyor. Beluçlar, Türkmenler, Azeriler, Kürdler ve Araplar İran’ın sınır bölgelerinde yaşıyor ve sınırın öteki tarafında soydaşları yer alıyor.

 

İran’da merkezi hükümet zayıfladığı zaman bu uluslar birlikte yaşam iradesinin aksine siyasal bir davranış içine giriyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Mehabad’da Kürd Cumhuriyetinin ve Tebriz’de Azerbaycan Cumhuriyetinin ilanı, 1970’teki Belucistan buhranı, Türkmenistan sınırındaki tarihi çatışmalar ve İran-Irak savaşının başlangıcındaki sınır bunalımları ve Irak’ın Huzistan üzerindeki iddialarını, birlikte yaşam iradesinin askıya alındığı dönemlere örnek olarak zikrediyor

 

Celayipur, İran’ın büyük şehirlerinde yaşayan devlet adamlarının, araştırmacıların, sanat ve edebiyatçıların ve uzmanların genelde milli kimliği önemsediklerini ve ulusal kimliklere dikkat etmediklerini hatırlatıyor. Nasıl ki milli kimlik bütün İran ulusları arasında birliği sağlıyorsa, kavmi kimlik de ilgili kavme mensup insanlar arasında birliği sağlıyor ve kavmi kimlik kimi zaman milli birliği pekiştiriyor ve kimi zaman da merkezden kaçışı  sağlayan güce dönüşüyor diyerek kavmi kimliklerin önemsenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

 

Celayipur, dört boyutlu bir milli kimlik öneriyor. Kavmi, milli, İslam dünyası ve küresel boyutları olan bir milli kimlik.

 

Ulusal kimlikten kastının, İran’daki farklı uluslara mensup insanların kendi aralarındaki birliktelikleri ve taşıdıkları ortak hüviyettir. Kürd, Beluç, Türkmen, Arap kimliği gibi.

 

Milli kimlik, İran halkları ve kavimleri arasındaki birliği oluşturan özelliklerdir ve İranlıyı diğerlerinden ayırmaktadır. Milli kimlik birçok alanda kavmi kimlikle örtüşmekle beraber bazı alanlarda örtüşmemekte ve kavmi kimlik milli kimliğin önüne geçmektedir. Bir Kürd ve Beluç’un İranlı olmaktan önce Kürd ve Beluç olmasını önemsediklerini örnek olarak göstermektedir.

 

İslam dünyası hüviyetinin veya milli kimliğin İslam dünyası boyutunun, fiili durumda somut bir karşılığının bulunmadığını, bunun Cemaleddin-i Esedabadi, Abduh, İkbal, İmam Humeyni ve Mutahhari gibi büyük ıslahatçıların arzusu olduğunu, bu boyutun dil, ırk ve coğrafya farklarının üstünde inanç ortaklığına dayandığını ve bütün dünyadaki Müslümanlar arasında birlik oluşturmayı hedeflediğini ifade ediyor.

 

Celayipur’un anlatmak istediği ümmetçi düşünce olsa gerek ama her nedense ümmet kavramını kullanmıyor.

 

Milli kimliğin küresel boyutuyla ilgili de şunları ifade ediyor: Dünyadaki insanlar, sonuç itibariyle kendilerini farazi bir toplum olarak kabul ediyor. Bu dünya toplumunun da milli toplumlar gibi kendine özgü birliktelik anlayışı vardır; kurumları, kuruluşları, örf ve adetleri vardır. Bu birliktelik yenidir ve henüz ameli olarak tam olarak gerçekleşmemiştir. Ama dünya kimliğinin dili son yıllarda revaç bulmuştur; nükleer silahların yayılması, çevre sorunları, nüfus artışının olumsuz sonuçları, sanayileşmiş ve metropol haline gelmiş şehirlerdeki yaşam sorunları gibi beşeriyetin ortak problemlerine eğilen bir dil gelişmiştir.

 

Bu kimliği savunanlar, beşeri uyandırmaya ve onlar arasında ortak bir duygu oluşturmaya çalışıyor. Bu düşüncenin gün geçtikçe kuvvetlendiğini ifade ediyor.

 

Celayipur, bu dört boyutun birbiriyle ilintisinin fevkalede önemli olduğunu ve birbirlerini dışlamaması gerektiğini dile getiriyor.

 

Celayipur, eserinin sonunda Dr. Mehrdad Meşayihi’nin kimliklerin dinamik oluşu görüşüne dayanarak bu konuyu ele alıyor. Milli kimlik kavramının dinamik bir kavram olduğunu, milli kimliği statik saymanın büyük bir yanılgı olduğunu dile getiriyor. Her dönemde halk ile devlet arasındaki ilişkileri güçlendiren etkenler, zamanın ihtiyaçlarına, siyasi ve sosyal şartların durumuna göre değişmektedir. Birliği güçlendiren etkenler statik ve durağan değildir. Örneğin bir zaman sömürgeci güçlere karşı mücadele etmek, bir diğer zaman da Batının dayatmak istediği değerlere karşı İslami ve yerel değerleri savunmak milli birliği sağlayan etkenlerden olabilir. Şu anda da aynı etkenlerin, geçerli olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki, kalkınma ve halkın yaşamıyla ilgili temel sorunları çözme, şimdiki zamanlarda birlikteliği güçlendiren unsurlardandır.

 

Celayipur, kitabının sonlarında bütün yetkililere ve müessir insanlara şöyle bir çağrıda bulunuyor: “Milli kimlikle ilgili bu dört boyutu görerek ve özellikle milli kimliğin dinamik oluşunu dikkate alarak boyutlardan birini ötekinin lehine veya aleyhine yok saymayın.”

 

Celayipur’un değerlendirmeleri, İran’daki fikri gelişmeler ve Kürd sorunuyla ilgili değişimler hakkında önemli bilgiler verdiği gibi farklı kavimleri barındıran bütün İslam ülkeleri için de tartışmaya değer unsurlar içermektedir.

 

Kürd sorununu çözmede Irak ve İran’ın gerisinde kalan Türkiye’nin komşularındaki gelişmeleri doğru görmesi ve yerinde değerlendirmesi gerekir.

 

Kürd açılımının tartışıldığı bu dönemin, Türkiye’de Kürdlere ve genel olarak tüm farklılıklara yaklaşımın esastan ve müsbet yönde değişmesine zemin hazırlayacağını umut ediyorum.

 

Not: Bir önceki yazıda Kürdistan’daki ıslah konusuna devam edeceğimi belirtmiştim. O konuya ilişkin görüşlerimi farklı bir formda okuyuculara ulaştırmak istediğim için sitede aynı konuya ilişkin yazılara devam etmeyeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.