1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. MEZOPOTAMYA MİRASI
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

MEZOPOTAMYA MİRASI

A+A-

Yaşam alanı gittikçe daraltılan Mezopotamya halkı, kendisine bahşedilen tüm doğal  kaynakları gün geçtikçe hoyratça tüketmekte ve yok etmektedir. Yaratıcının bahşettiği zenginlikleri değerlendirememenin acısını tüm bölge fazlasıyla ödemektedir. İlk insan topluluklarının yerleştiği, medeniyetlerin inşa edildiği, bilim ve tekniğin ortaya çıktığı mümbit bölge… İnsanlık tarihi burada başladı. Tarihi kaynakların bir kısmına göre Hz Adem (a.s.)’ın cennetten çıkarıldıktan sonra yerleştiği bölge olan Aden bahçesi de burada yer almaktadır. Diğer peygamberlerin çoğunun da mücadele sahası burasıydı. Dünyanın ilk şehir devletinin ortaya çıktığı, ilk yazılı kanunların yazıldığı, ilk düzenli orduların kurulduğu  ve daha nice ilklerin gerçekleştiği merkez konumunda olan bir coğrafyanın adıdır Mezopotamya. Sayısız uygarlık ( Sümerler, Akâdlar, Babilliler, Elamlılar ve Asurlular) gelip geçmiş buralardan.  Burayı sahiplenen burayı ele geçiren, dünyayı da sahiplenmiş ele geçirmiş oluyordu. Önceleri sadece yüzeyde görülen akarsular ve ovalar burayı önemli kılmaktaydı.

Zamanla bu önemli unsurlarla beraber yüzeyde görülemeyen daha değerli bir madde keşfedildi. Rengi kapkara olan ve bulaştığı her şeyi kirleten olağanüstü bir madde bulunmuştu. Bölge var olan stratejik öneminin yanında, uğruna iki dünya savaşının yaşanmasına yol açan, tüm dünyanın kaderini değiştirecek kadar değerli bu kaynakla daha da önem kazanacaktı. Tarımdan başka geçim kaynağı bilmeyen,  kaderleri yağacak yağmura bağlı olan bölge insanının çaresizliği ve bilgisizliği sayesinde egemen güçler tarafından çok önceden parsellenen ve asıl sahiplerinden habersiz alınıp satılan bir bölge durumuna düşürülecekti. Halkların kardeşliği ve paylaşımcı düşüncenin ortadan kaldırılması ile işe başlamak gerekiyordu. 1789 Fransız İhtilalı sonucu mülk ve toprak edinmeye başlayan küçük burjuva sınıfının; zenginliğinin, mülkünün, (toprağının, sermayesinin yani birikmiş maddi gücünün) artması, daha da zenginleşmek ve zenginliğini koruma altına almak için yönetimi etkilemek temel amaç haline gelmişti. Avrupa kıtasında ilk önce İngiltere’ de başlayan sanayi devrimi için hammadde ihtiyacının ucuz ve kısa bir şekilde Avrupa ya aktarma isteği tüm gözleri tekrar bu bölgeye çevirmiştir. Avrupa’nın açgözlü ve hırslı politikacılarının Ortadoğu coğrafyasını ele geçirme hedefleri yavaş yavaş gerçekleşecekti. Kömürün yerini alacak olan petrol temel amaç haline gelmişti. Bu kaynağı kendi ülkelerine aktarmak için her türlü alt yapıyı hazırladılar Süveyş Kanalı projesiyle Afrika Kıtasına ve Ortadoğu bölgesine deniz yoluyla kısa sürede ulaştılar. İslam birliğini pekiştirme, askeri ve iktisâdi  amaçlarla kurulan hicaz demiryolu da bu işi ileride daha da kolaylaştıracaktı. Dev petrol tankerleri ve petrol boru hatları (pipeline) ile yapılan sevkiyatlar bir kırayı ve bölgeyi yoksullaştırıp köleleştirirken, diğer bir kıtayı da medenileştirip özgürleştirmiştir.

Hâkimiyet sahası tüm dünya olan İslam dini belli bir bölgeye ve alana hapsedilmeye çalışılarak bu dine gönül vermiş insanların hak ve talepleri görmezden gelinerek işler daha da kolaylaşacaktı. Ortadoğu halkları kendilerine verilecek sathi özgürlükler ve basit zenginliklerle oyalanırken egemen güçler hedeflerini çok daha geniş tutacaklardı. Hedefleri için on milyonlarca insanın ölmesi, şehirlerin ve kültür uygarlıklarının  ortadan kalkması pahasına bu süfli arzularını gerçekleştirmeleri gerekiyordu. Stratejik hedeflerini uzun vadede yüzyıllara dayayan emperyalizm günümüzde de aynı senaryoyu farklı bir şekilde önümüze koymaya başladı. Kısa vadede lehimize gördüğümüz basit özgürlükler, içerikten yoksun haklar ve içimizden bazı kişilere vaat edilen kısa süreli iktidarcıklar ileride kendi aleyhimize dönebilecek şekilde inşa edilmektedir. Yirminci Yüzyılda Ortadoğu coğrafyası uğruna verilen bölüşüm ve paylaşım savaşı günümüz koşulları düşünülerek sonuçlandırılmıştır. Halkları birbirine düşman kılarak, birini diğerine karşı destekleyerek oynanan bu oyunlara karşı duramayan yirminci yüzyılın insanları mücadeleyi kazanamadılar. Mezopotamya iktidarı emperyalizmin izin verdiği kadarıyla Türklerde, Araplarda ve  Persler arasında bölüştürüldü. Mezopotamya bölgesinin kadim halklarından olan Kürtler o dönemde devre dışı bırakıldı. Onlarca yıl acının her türlüsüne maruz bırakılan kan ve gözyaşıyla günümüze kadar getirilen Kürt halkı bu oyunu bozacak kadar ileri görüşlü olmak zorundadır. Geçmişten günümüze kadar sahip oldukları her şeyleri ellerinden alınan, dilleri yasaklanan, yaşam alanları sınırlandırılan, mabetlere ve  toprağa mahkum bırakılan bu halkın tek kurtuluş reçetesi kendi kaderlerini tayin etmede daha ilkeli ve tutarlı politikalar üretmekten geçer. Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılmalı. Kendi iktidarlarını kurmak için başkasının sırtına basma ilkesizliğini reddetmek gerekir. Başkasının acısı ve kanıyla elde edilecek özgürlükler sadece belli kesimleri memnun edecek düzeyde kalır. İktidar seçkinleri ve derin yapılanmalar geçmişte halkların kardeşliğine fayda sağlamadığı gibi bundan sonrasında da fayda sağlamaz ve sadece rollerin değişmesine yol açar. Yirmi birinci yüzyılda yaşayan günümüz halkları ve onurlu iktidarları bu oyuna gelmemek için ellerinden gelen çabayı sarf etmeliler. Ayrışmadan ziyade birliğe ve kardeşliğe götürecek adımların atılması gerekir. Özgürlüklerin önünü açacak projelerin hayata geçirilmesi, farklılıkları zenginlik unsuru sayarak her düşünceyi kendi boyasıyla boyamaya çalışmak, kültürel, iktisadi ve eğitim alanında gerçekleştirilecek köklü reformlarla emperyalist oyunlar boşa çıkarılabilir.

Kendi bölgemizde bulunan doğal kaynaklardan gereği gibi yararlanamamak, ve yokluk içerisinde yaşamak en büyük acziyetimizdir. Özgürlüğün, maddi imkânların bolluğundan, yaşam standartların yüksekliğinden kaynaklandığı bir dünyada bunlardan mahrum kalmak beraberinde en büyük esareti getirmektedir. Bize ait olan her şeyi bizden gasp edip tekrar bize pazarlayanlar, aralarındaki yapay sınırları kaldırarak zenginleşip özgürleşirken; bizler aramıza devasa duvarlar örmekte, sürekli beraber olduğumuz, aynı havayı soluduğumuz, aynı çevreyi ve sokağı paylaştığımız insanlarımızdan korkmakta onlardan kaçmaktayız. Böyle olunca da  günden güne eriyip yok olmaktayız. İnsan haklarını onlar bize öğretmekte, medeniliği, refahı, zenginliği onlar yaşamakta, adaleti, özgürlüğü, eğitimi ve kaliteyi onlar bulup dünyaya pazarlamaktalar. Kendi değerlerimizi koruyamamanın acısını bizden öncekiler yaşayıp bize miras bıraktılar. Bizden sonrakilere bırakacağımız hiçbir şeyimiz kalmadı. Övüneceğimiz tek bir değer kalmadı. Yüzeysel iktidarın sürekli el değiştirdiği gününüzde, iktidar değişikliğinden ziyade, hak ve özgürlüklerimizin teminat altına alındığı, eşitlik ilkesinin toplumun tüm katmanlarına yayıldığı, maddi refahın herkes için en üst seviyede tutulduğu, eğitim ve sağlık alanında yapılacak bilimsel projelerle çağdaş uygarlıklar seviyesine yükselen bir ülkede yaşama arzusundayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.