1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Merdomsalari-ye İslami
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Merdomsalari-ye İslami

A+A-

Herkes İran’da neler oluyor sorusuna cevap ararken ben İran ile ilgili ve biraz da son hadiselerle de alakalı başka bir konuyu paylaşıma açmak istiyorum.

Hatemi, sekiz yıl önce  İran cumhurbaşkanı olarak seçildikten sonra demokrasi ve Farsça karşılığı olan “merdomsalari” kavramlarını devrimden sonra İran’ın siyasi literatüründe açıkça kullanan ilk siyasetçi ve düşünce adamı sıfatını kazanmıştı.

Batı menşeli demokrasi kavramı sık kullanılmaya başlanınca, İnkılab Rehberi demokrasi kavramının yerine merdomsalari-ye İslami kavramını kullanmaya başladı. Böylece yeni bir siyasi kavram daha İran’ın siyasi literatürüne girmiş oldu.

Merdomsalari, halk hakimiyeti anlamına gelir. Merdomsalari-ye İslami, İslami olan halk egemenliği veya İslami çerçevede halkın kendi kendini idare etmesi manasına gelir.

Demokrasinin felsefi anlamı, halkın kendi kendini idare etmesi, halk egemenliği demektir. Halk egemenliği, halkın iradesi dışında bir şeyle mahdut edilemez. Ne var ki, bu tanım kitaplar arasında kalmış ve pratikte demokrasi kavramına misdak olacak bir yönetim modeli bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

İran’daki demokrasi/merdomsalari, dini çerçeve ile sınırlandırılmıştır. Yani halk kendini idare ederken dini değerler manzumesi çerçevesinde yönetim işini yürütmek durumundadır.

İran Müslümanları, devrimden bu yana kendi tarihi köklerine dayanarak  hem Doğuya hem de Batıya hitap eden siyasi bir sistem arayışı içindedir. Şahlık rejiminin yıkılmasını müteakiben yeni rejimin niteliğinin ve isminin belirlenmesinde ateşli tartışmalar yaşanmış, Demokratik İslam Cumhuriyeti önerisi üzerinde  bahisler yapılmış ve sonunda İmam’ın ne bir kelime eksik ne de fazla, İran İslam Cumhuriyeti görüşü kabul edilip referanduma gidilmişti.

İslam Cumhuriyeti terkibi de ‘İslam’ ile Doğuya, ‘cumhuriyet’ ile Batıya hitap etmekte, Doğu ile Batı arasında bir sentez yapıldığı izlenimini vermektedir.

Velayet-i fakih uygulaması ile de Şia’daki imamet ve Ehl-i Sünnetteki hilafet tezleri farklı bir nitelikte sistem içinde yer almıştır denebilir.

Siyasal İslam tarihinde hilafet ve saltanat modellerinin dışında siyasal bir modelden söz etmek imkansız. Siyasal sisteme ilişkin teori ve model mahdudiyeti, yeni bir örnek sunmayı doğal olarak güçleştirmektedir.

1979 yılından bu yana İran’da şekillendirilmeye çalışılan İslami temeldeki yeni siyasal modele ilişkin önemli ve tartışmalı bazı konuları özetlemekte yarar vardır.

Siyasal İslam tarihinde yeni bir model olan İslam Cumhuriyeti, referanduma sunularak uygulamaya konulmuştur. Devrimler tarihinde bu türden örnek hatırlamıyorum ki, devrim yapan bir kadro ve lider, uygulamak istediği  yönetim tarzını referanduma sunsun. Referandum, halkın doğrudan karar vermesini sağlayan bir mekanizmadır. İslam Cumhuriyeti modeline halk doğrudan karar vermiştir.

İmam Humeyni ve devrim kadrosunun referandum yolunu seçmesinin en önemli yanlarından biri, referandumda “evet” kadar “red” ihtimalini de göze almış olmalarıdır. Referanduma gitmek, halkın ‘evet’ kadar ‘hayır’ kararına da tabi olmak demektir. İmam Humeyni’nin referanduma gitmesinden şu sonucu çıkarmak kaçınılmazdır: Eğer halk İslam Cumhuriyeti’ne hayır deseydi, İmam farklı bir alternatif sunacaktı. Belki de o zaman Demokratik İslam Cumhuriyeti seçeneğini referanduma sunacaktı. İmam’ın referanduma gitmesi, İslam devletinin ancak halkın istemesi durumunda uygulanabileceğine inandığını göstermektedir.

2500 yıllık saltanat sistemine son veren devrim önderliğinin yeni yönetim tarzını referandum yoluyla belirlemesi, örneğine ender rastlanan en ileri demokrasi ve merdomsalari uygulamasıdır. İran’a demokrasi dersi verenler, özgürlüklerden söz edenler önce kendi rejimlerini referanduma sunmalılar. Demokrasi ve özgürlüklerden söz eden kaç tane rejim, referandum yoluyla teşkil olunmuştur? İslam dünyasına demokrasi açısından örnek gösterilmeye çalışılan Türkiye’deki Cumhuriyet referandum yoluyla mı şekillenmiştir? Ortadoğu’da hangi devlet referandum yoluyla siyasi varlığını  ilan etmiştir?

İran  referandum  yöntemini Filistin sorununun çözümü için de önermektedir. İran, Filistin topraklarında yaşayan ve Filistin’e ait olan tüm halklar Yahudiler de dahil özgür bir referandum yoluyla kendi siyasal sistemlerini belirlesinler biz de referandum sonucunu kabule hazırız diyor. Ama demokrasi havariliği yapan Batılı ülkeler bu öneriyi görmezlikten geliyor.

İran halkı merdomsalariyle ilgili bir adım daha ileri giderek siyasal sistemin tayiniyle ilgili referandumun belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini de tartışmaya açıyor. Elli yıl önce yapılmış bir referandumun elli yıl sonraki nesli bağlamayacağı tezi tartışılıyor. Avrupa ve Amerika ülkeleri dahil hangi demokratik ülkede var olan bir rejimin, siyasal yapının tümden ve kökten değiştirilmesinin referanduma sunulması gerektiğini tartışılabiliyor? Amerika’da İngiltere’de Fransa’da ve Türkiye’de böyle bir tartışma yapılabilir mi? Bizim anayasada devletin temel ilkelerinin tartışmaya açılamayacağı ve tartışılmasının teklif dahi edilemeyeceği yazılı değil mi?

İran İslam Cumhuriyeti, daha oluşum safhasında iken attığı referandum adımıyla tüm demokratik ülkeleri geride bırakmış ve çok ileri bir model sunmuştur. Bu referandum, İslami iktidar ve yönetim modeliyle ilgili üzerinde ciddi çalışılması gereken tarihi bir vakadır.

İran İslam Cumhuriyetinde parlamenter sistem ile başkanlık (cumhurbaşkanlığı) sistemine yer verilmiştir. Parlamenterler ve başkan, doğrudan halk oyuyla seçilir. Veliy-yi Fakihi (Rehber’i) Hubregan Meclisi seçer. Hubregan Meclisi üyelerini de yine halk doğrudan seçer. İran’da parlamento, başkanlık, Hubregan Meclisi ve Belediyeler olmak üzere dört ayrı seçim yapılmaktadır. İslam dünyasında en çok seçimin yapıldığı ülke durumundadır. Halk iradesini yansıtan seçimler ve seçim sonucu belirlenen yöneticiler, bu yeni modelin merdomsalari yönüyle ilgilidir.

Son başkanlık seçimine %85 gibi bir katılımın olması, yeni bir model olan sistemin oturması  açısından ciddi bir  başarıdır. Dikta rejimleri ve dinden uzak demokratik sistemlere karşı üçüncü bir alternatifin yükselişidir, dini merdomsalarinin başarısıdır. Seçim sonuçlarının İran muhalifi ülkeler tarafından olaylı hale getirilmek istenmesinde bu siyasal başarının hazmedilememesi vardır.

Veliy-yi Fakihin, cumhurbaşkanının üstünde olması ve fakih olması bakımından halife ile benzerlik oluştururken, yetkilerinin anayasa ile tayin edilmiş olması bakımından halifeden farklılaşmakta ve yeni bir model oluşturmaktadır.

Devletin Maslahatını Teşhis Kurulu da siyaset teorisi açısından yeni bir uygulamadır. Parlamentonun çıkardığı yasaları, Anayasa Mahkemesi görevini yapan Şura-yı Nigehban, Anayasaya ve İslam’a uygunluk açısından inceler, ilgili yasayı onaylar veya reddeder. Parlamentonun aynı yasayı yeniden onaylaması durumunda ilgili yasa Devletin Maslahatını Teşhis Kurulu’na gider ve orada alınan karar yürürlüğe girer. Bu kurulun üyeleri arasında yasama, yürütme, yargı, Şura’yı Nigehban’dan üyelerin yanında başka üyeler de vardır ve tümü Rehber tarafından atanmaktadır.

İran’da cari olan yönetim modeline ilişkin tartışılan bazı önemli konuları da hatırlatmak gerekir.

Birincisi, başkanın yetkileri meselesi. Bu konu, doğal olarak Rehberin yetkilerini de gündeme getiriyor. Başkanın yetkilerinin artması, Rehberin yetkilerinin azalmasına yol açacaktır.

İkincisi, Şura-yı Nigehban üyelerinin Rehber tarafından atanması meselesi. Şura-yı Nigehban aynı zamanda bütün seçimlerdeki adayları inceleyen ve uygun görmediklerini veto eden bir şuradır. Şura-yı Nigehban’ın üyelerini Rehber tayin ediyor. Rehberi seçen Hubregan Meclisi üyeleri Şura-yı Nigehban’ın  onayından geçiyor. Hubregan Meclisi üyeleri de Rehberi seçiyor. Böylece Rehber, kendisini seçecek insanların tayininde dolaylı olarak etkin konuma geliyor, kendini seçenleri seçtirmiş gibi bir konumda duruyor. Bu işleyişin kısır döngü meydana getirdiği, Şura-yı Nigehban üyelerinin Rehber tarafından atanmaması gerektiği yönünde ciddi tartışmalar ve değerlendirmeler yapılmaktadır.

Üçüncüsü, cumhurbaşkanının Şia mezhebinden olması zorunluluğu. Bu konu da vatandaşlar ve müslümanlar arasında sınıf farkına yol açtığı, devrimin kuşatıcılığını mezhebi kaygılarla daralttığı ve farklı mezhep mensuplarını ötekileştirdiği için tartışılmaktadır.

İslam tarihi boyunca yaşanan önemli eksikliklerden biri, siyaset teorisinin yeterince ve özgürce tartışılamaması ve siyasi idareye ilişkin model üretilememesidir. Siyaset teorisi ve yönetim biçimleri tartışılamadığı için hem siyaset bilimi gelişmemiş hem de model üretilememiştir. İran, bu eksikliği belirli ölçüde giderebilecek imkanlara sahipti; eğer tarihi yanlışı tekrar etmez ise. İran, siyaset teorilerinin tartışılması alanını ne kadar özgür bırakırsa, siyasi yönetime ilişkin tartışmaların önünü ne kadar açarsa, o ölçüde siyaset alanının teorik ve pratik açıdan gelişmesine imkan sunar. Ne var ki, İran’ın dünyaya egemen güçler tarafından daima tehdit edilmesi, varlığının sona erdirilmesi için açık ve gizli faaliyetlerin yürütülmesi, İran’daki açılımlardan su-i istifade edilmeye çalışılması gibi konular, hassas mevzulardan olan  siyaset teorisi ve yönetim şekli mevzularının rahat tartışılması hususunda İran’ı temkinli olmaya zorluyor. Bu da, siyaset bilimi ve siyasi modeller üretme alanındaki başarı ve ilerlemeyi yavaşlatıyor. İran, bu zorluğu aşamaz ise, siyaset teorisinde ve siyasi model üretmede duraklama ve gerilemeyi tecrübe etmeye başlayabilir.

 

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.