1. YAZARLAR

  2. Ziyaeddîn Embarî

  3. Menfi Milliyetçilik mi, Müspet Milliyetçilik mi?
Ziyaeddîn Embarî

Ziyaeddîn Embarî

Yazarın Tüm Yazıları >

Menfi Milliyetçilik mi, Müspet Milliyetçilik mi?

A+A-

Milliyetçiliğin temelleri, ideolojik olarak 18. yüzyılda Fransız ihtilaliyle atıldığı kanaati, ortak bir kanıdır.

Evet, milliyetçilik 18. yy.da doğdu, 19. yy.da gelişti, 20. yüzyılın ikinci yarısında ise gelişme çağını yaşadı. Halen ise metanetle kaimiyetini korumaktadır. Tüm bu olan bitenlere rağmen milliyetçiliğin kavramsal olarak tanımı halen ilim dünyasında tartışılmaktadır. Uğruna milyonlarca can verilmesine rağmen halen tam olarak ne olduğunun anlaşılmaması ise enteresandır.

A.Smith’in de dediği gibi ”Bukalemun gibidir, rengini bağlamından alır.” Bazen birleştirici, bazen zehirleyici, bazen öldürücü, bazen faşist, bazen emperyalist veya antiemperyalist bir hal alır. Kısacası her ülke ve toplumda farklı bir vaziyet sergiler.

Milliyetçilik kanımca her ne kadar temel felsefesinde belli bir toplumu ortak paydalarda birleştirme gayesini güderse de temelinde ayrıştırma ve ötekileştirme vardır. Entegrasyon adı altında asimilasyonu tetikler. Kendinden olmayanı dışlar. Bu haliyle insanın hayvanî içgüdüsel rolünü oynar. Çünkü hayvanlar kendinden olmayan türleri içlerine almaz, hatta dışlarlar.

Her ne kadar milliyetçiliği “menfi veya müspet milliyetçilik” diye ikiye ayırmışlarsa da özü itibariyle birdir. Çok enteresandır, milliyetçilik yapanların tümü müspet milliyetçi oluyorlardır. Menfi milliyetçiler ise olsa olsa karşı tarafta olanlardır. Müspet milliyetçi iddiacıların hemen hepsi Hz. Peygamberin “Irkçılık yapan bizden değildir.” hadisini zikrederek ırkçılıktan Allaha sığınırlar. Peki siz kimsiniz diye sorduğunuzda “Biz milletin alî menfaatini düşünen müspet milliyetçileriz.” derler. Hatta kendilerine taraf ararlar. Öyle ki Üstat Bediüzzaman’ı kendilerine alet ederler. Hatta Hz. Peygambere “Hubbu’l-vatan mine’l-îmân / Vatan sevgisi imandandır.”diye pek hesaplarına gelen bir hadisi de isnat ederler. Tüm gayeleri tanrıları olan vatanlarının tanrılığına meşruiyet kazandırmaktır. Aslına bakarsanız, aslında milliyetçilik bir din gibidir. Hem de tek tanrılı dinlerden; ama çok peygamberlidir. Bu dinin tanrısı vatandır, peygamberleri ise toprak, bayrak, kan, dil, tarih, kültür vs.dir. Eskiden her şey Allah içindi, insanlar canlarını Allah için feda ederlerdi. İslamî literatüre göre Allah bir’dir, vücut sıfatı gereği parçalanmaz, bölünmezdir, mükemmeldir.

Bu milliyetçi zevata göre durum yukarıdakinden farklı değildir. “Her şey vatan içindir”, “vatan sana canım feda” diye nara atarlar, bunlara göre “vatan bir bütündür parçalanamaz”. Vatanın yardımcı kuvvetleri, tabir yerindeyse peygamberleri ise tanrı- vatan için gerekli alt yapıyı hazırlamada kusur etmezler.

İşin özüne dönersek Allah adına savaşanların düşmanları belliydi. Onlar da müşriklerdi. Yani Allahın tekliğini kabullenmeyip ona ortak koşanlardı.

Peki, milliyetçilerin düşmanı kimdir? Onların da düşmanı, vatanın tek olduğunu kabullenmeyip vatana ortak isnat edenlerdir. Onun içindir ki vatanın tekliğini kabullenmeyip, vatana ortak koşanların kanı helaldir. Öldürülmelerinde bir sakınca yoktur, onlara acınmaz, onlara ağlanmaz. Nasıl ki kurana göre “müşrikler (ortak koşanlar) necistir (Tevbe suresi 28. ayet) deniyorsa da bunlara göre de vatana ortak koşanlar necistir.

Nairn, Milliyetçilik, modern kalkınma tarihinin patolojisidir; tıpkı bireylerdeki nevroz gibi o da kaçınılmazdır.” derken

Benedict Anderson: “Ulus hayal edilmiş bir siyasal topluluktur.” diyor. Yani milliyetçilik, yani gerçeğinde olmayıp yapay olarak hayaller üzerine kurulmuş bir sistemdir.

Gellner ise, Milliyetçilik, ulusların kendi öz bilinçlerine uyanma süreci değildir, ulusların var olmadığı yerde onları icat eder. demiştir.

“Ezilenlerin milliyetçiliği yani saldırgan milliyetçiliğe karşı savunmacı milliyetçilik, ilk başta masum görünebilir, ancak Balibar’a göre kurtuluşu amaçlayan milliyetçilikler, tahakkümü amaçlayan milliyetçiliğe dönüşmesi muhtemeldir. Bu durum her türden milliyetçiliğin baskıcı potansiyelleri konusunda kendimizi sürekli sorgulamaya mecbur kılmaktadır.”

Sonuç olarak şunu demek isterim ki, milliyetçiliğin iyisi kötüsü olmaz. Bütün milliyetçilikler, özü itibariyle kötüdür. Nasıl ki bidatçiler bidatlerine meşruiyet kazandırmak için, ya da kendilerini aklandırmak için “bidat-ı hasene diye bir şey ortaya attılarsa veya din hilekârları “hile-i şer’iye diye bir prensip ortaya attılarsa milliyetçiler de “müspet/pozitif milliyetçilik” diye bir şey ortaya attılar. Konu bölünmeden yine sormak istiyorum. Peki menfi/negatif milliyetçilik yapanlar kimlerdir? Cevap, hep aynıdır. “Biz değiliz vatanın bölünmez bütünlüğüne kast edenlerdir”. İşte şimdi anlaşıldı milliyetçiliğin ne olduğu. Anlaşılan o ki milliyetçilik; yurtluların, yurtsuzlar üzerindeki tahakkümünden başka bir şey değildir. Kısacası bugünkü bir nevi toprak ağalığıdır.

Tüm bunlara rağmen bizler hiçbir zaman milliyetçi olmayız, olamayız, olmamalıyız. Ama var olan veya olması gereken tüm hak ve hukukumuzu istemeliyiz, savunmalıyız, almalıyız, kullanmalıyız, yaşamalıyız, yaşatmalıyız. HÜLASAYI KELAM VESSELAM.

ufkumuz.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.