1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Medeniyetsel Aidiyet ve Kimlik Krizi
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Medeniyetsel Aidiyet ve Kimlik Krizi

A+A-


'Medeniyet, insan toplumunun yaptıklarının, tasarruflarının maddi ve manevi toplamıdır.' (Ali Şeriati-Medeniyet Tarihi)

 

Medeniyetlerin teşekkülünde bir değil çok farklı etken ve unsurların etkili olduğunu temaşa etmekteyiz. Tevhidi dinler kadar, akıl, bilgi, gelenek, tarih, coğrafya da medeniyetlerin teşekkülünde önemli etkenlerdir. Her toplumsal değer, varolduğu coğrafyanın ve kültürün rengini taşır.

Kimlik, kişi ya da bir topluluğun kendi özellikleri, yeri ve değeri hakkındaki idrak tanımlamasıdır. Kimlik, günümüz toplumlarında her geçen gün daha merkezi bir değer haline gelmektedir. Bugünün insanı evrensellik ve yerellik gerçekliği arasında bir kimlik arayışındadır. Kimi toplumlar yerel kimlikler üzerinden kendini inşa ediyorken, kimileri yerel kimlik üzerinden gerçekleştirilen tanımlamayı bir tehlike olarak kabul etmektedir. Bireysel kimlik tanımlamasını yadsıyıp sadece toplumsal kimliği, toplumsal kimliği yadsıyıp sadece bireysel kimliği merkeze alanları da unutmamak lazım.

Aidiyet, insanın kendisini belli bir inanca, düşünceye, toplumsal değere, coğrafyaya, mekana, ideale ait görmesidir. Aidiyet ve kimlik kavramları aslında bir temsiliyettir. Bu parametreler göz önüne alındığında, kişinin veya bir topluluğun kararlı referanslar üzerinden bir örgütlenme oluşturması olarak da aidiyet ve kimlik kavramlarını tanımlayabiliriz.

Aidiyetler ve kimlikler değişebilir mi? Değişmez olanlar olduğu gibi, değişebilir olanlarda vardır. Değişebilir aidiyet ve kimliklerden daha iyi referans değerleri olan temsiliyetler bulunduğunda varolanların terk edilip yenilerinin tercih edildiği yaşamın hakikatleri arasında yer almaktadır. Bazı aidiyet ve kimliklerde sadece belirli bir sürece tabidir.

Bireysel veya toplumsal kimlikler rastgele bir araya gelen aidiyetlerin tezahürü değildir. Aidiyet ve kimlik bir biri içine geçmiş ve birbirini tamamlayan iki bağlantılı kavramdır. Kimlik, aidiyetle açıklanabileceği gibi, aidiyet de kimlik üzerinden açıklanabilir. Aidiyet ve kimliklerin oluşum süreçleri, ait oldukları toplumların ve coğrafyanın maddi-manevi veri tabanı ile doğrudan ilişkilidir ve sürekli aksiyon halindedir.

Medeniyetsel aidiyet de kapsamış olduğu kişi ve toplumların kolektif idrak ve tutumları üzerinden süreçleri inşa eder. Cihanşümul ve yerel değerlerin inşa sürecine yönelik kurgularını aidiyet ve kimlikler üzerinden kolektif bellek haline getirir.

Tecrübi belleğin inşa etmiş olduğu değerler sistemini, bugünün yaşamsal değerleri ile ilişkili kılarak güncelleyemeyen medeniyetsel aidiyet, kimlik krizleri ile yüzleşmeye mahkumdur.

Her medeniyet, geçmişi ile bugüne ışık tutar. Bugünü en iyi şekilde değerlendirebilmek için ait olduğumuz medeniyeti tanımak ve bilmek zorundayız. “Her medeniyet bir insan gibidir. Onun biyografisini, hayat olaylarının fizyolojisi, aile ve sosyal çevresi, iktisadi vaziyeti ve hayat tarzını inceleyerek ortaya koymak zor değildir.” (Ali Şeriati-Medeniyet Tarihi)

Medeniyetsel aidiyet, farklılıkları tekilleştirip yapay kutsallara indirgeyerek kimlik krizlerini tetiklememelidir. Medeniyet bütünselliği içinde yapay kutsallar ve kimlik dayatmalarının aşılması gerekir. Bu çıkmazlardan arınıp Kur-an ve Sünnet ile kimlik krizlerini aşıp aidiyet ortak paydalarımızı güçlendirmeliyiz. Her kavmin kendi fıtratı ile medeniyetsel aidiyette varolması hepimizin güçlü ve huzurlu olmasını sağlayacaktır.

İslam medeniyetinin teşekkülünde Kur-an’ı Kerim ve Sünnet esas alınmıştır. Müslüman halkların bu iki kaynağı esas alarak aidiyet oluşturmaya çalışmaları kimlik krizlerini insanlığın görebileceği en az seviyeye indirgemiştir. Ama maalesef sonraki süreçlerde nefsi, ailevi, kavmi çıkar tercihlerinden dolayı bu süreç olumsuz yönde seyreylemiştir. Mezhep, kavim, maddi güç, cinsiyet, makam, iktidar, hırs vb. nefsi zaaflar ile kimlik krizleri medeniyetsel aidiyeti kırılgan hale getirmiştir. Hatta uçurumsal bir ayrıştırmaya bile götürüyor dersek yalan olmaz diye düşünüyorum.

Elbette, Müslüman halkların bütün değer ve fikirlerinin, kültür ve kimliklerinin tamamen Kur’an ve Sünnet’in eseri olduğu ve İslam medeniyetine ait olduğunu söyleyemeyiz. Günümüze baktığımızda zaten bunu söylemek hiç mümkün görünmüyor. Ancak bütünüyle olmasa da büyük oranda Kur’an ve Sünnetin etkili olduğu inkâr edilemez bir hakikattir. Bu gerçeğin bilincinde olarak bazı doğubilimciler “İncilsiz bir Hıristiyanlık mümkündür ancak Kur’an’sız bir İslâmiyet asla mümkün değildir.”demekten kendilerini alamamışlardır.

İslam medeniyetinin ana kaynağı, insanlığın kurtuluş reçetesi olan vahyin bugün Müslüman dünyanın toplumsal yaşam kriterlerinde belirleyiciliği yok hükmündedir. İslam medeniyetinin ana sütunlarından olan; hikmet, hak, adalet, özgürlük, infak ve kendi için istediğini Mümin kardeşi için istemek hükümleri İslam toplumunda yaşamın dışına itilmişlerdir. İstisnalar kaideyi bozmaz derler ama biz bozacağına inanan insanlarız, ayakta kalan birkaç istisna topluluk, cemaat, hareket ve şahsiyetin bu gidişata dur deyip yeniden inşa sürecini dirilteceklerine inanmaktayız.

İnsanlığın tüm değerli medeniyet birikimlerinden faydalanan, imanın esaslarını, güzel ahlakı, hikmeti, erdemi, bireysel ve toplumsal hayatın şiarı olarak her daim ayakta tutan münevver şahsiyetler ve hareketler her daim olmuştur ve olacaktır da inşallah.

İslam medeniyeti kimlik krizlerinin değil, farklı kimlik ve değerlerin aidiyet duygusu ile ortak payda oluşturma inşasının yolculuğudur. Müslüman halklar kendi aralarındaki adalet merkezli değersel esaslar ve diğer medeniyetler ile geliştirdikleri ilişkiler üzerinden İslam medeniyetini inşa etmişlerdir.

Vahyin rehberliğinde yaşama ve evrene dair esaslar ortaya koyan, yıllarca düşman olan Evs ve Hazreç kabilelerini barıştıran, muhacir ve ensarı kardeş kılan, Medine vesikasını mühürleyen, hılfıl fudul için yine olurum diyen, Veda hutbesi ile noktayı koyan Resulullah’ın medeniyet yolculuğundaki kutlu yolu çok iyi idrak edilerek yeniden aidiyet ve kimlik inşa etmek gerekir.

Müslüman halklar kendi aralarında sevgi, saygı, yardımlaşma, dayanışma, tahammül, adalet ve paydaşlığı yaşamsal kılmalıdırlar. Ulus devletler İslam medeniyet değerlerinin üstüne çıkarılmamalıdır. Ulus devletler olabilir ama İslam medeniyetinin aidiyet bütünselliğine zarar vermemelidirler. Müslüman halklar arasında kimlik krizlerine sebebiyet vermeden, adalet ve hakkaniyet üzerine ulus devletler varolabilir. Günümüzde sadece bir ulusun/kavmin varolduğu bir coğrafyanın varlığı düşünülemez, bu İslam coğrafyası için hiç düşünülemez. İslam medeniyetinin mensubu olan ulus devletlerin kendi bünyelerindeki vatandaşlar için hak ve özgürlükleri muhafaza etmeleri ilahi bir düsturdur.

Medeniyetler sağlıklı aidiyet ve kimlikler inşa etmek için muhatapları üzerinde inanç ve ortak maslahat düzeyinde dönüşümler gerçekleştirmek mecburiyetindedirler. Vahiy, Resulullah önderliğinde ilk muhataplarını Allah inancı merkezli bir bilinç ile dönüştürmüştür. Resulullah, İslam medeniyetinin aidiyet ve kimlik inşasını Kur-an üzerine gerçekleştirmiştir.

Kur-an merkezli inşa edilen İslam medeniyetinde eğer bugün mezhepsel, kavimsel, ulusal, kabilesel ve maddi çıkarlar yüzünden aidiyet ve kimlik krizleri yaşanıyorsa, birbirine karşı merhamet ile kardeş olması gerekenler birbirine düşman oluyorsa, tasavvurumuzu yeniden vahiy süzgecinden geçirmek mesuliyetindeyiz. Çünkü İslâm, Allah merkezli bir din, İslâm medeniyeti de Kur’an merkezli bir medeniyettir.

Medeniyet, aidiyet ve kimlikler durağan olmadığına göre, insana ait olan tüm süreçler ve gelişimler köklü değerler üzerinden sürekli çözüm üretmeye açık olmalıdır. Vahyin ışığında günü yorumlamak, eleştirel yaklaşımlar ile yeni açılımlar sağlamak medeniyet anlayışımız ile uyumlu olacaktır. İslam medeniyetinin fıkıh medeniyeti de olduğu söylenir. Fıkıh, şuurlu olarak idrak etme ve kavrama olduğuna göre, her Mümin ait olduğu medeniyeti ve kimliğini şuurluca yaşamına tatbik etmelidir.

Kendimizden ve ailemizden başlayarak bu şuur ve idrakı yaşamımızda hak ettiği değerde görünür kılmalıyız. Kimlik krizleri üzerinden yaşanan aidiyet bunalımı ve ötekileştirme çıkmazlarının nedenlerini tespit edip çözümler geliştirmeliyiz. İçselleştirerek süreklilik kazandıracağımız aidiyet ve kimlikler ile medeniyet değerlerimizi yeniden evrensel bir denge gücü kılmalıyız.

Kimlik ve aidiyet krizlerini en asgari düzeye indirgemiş olan toplumlar hem kendi medeniyetlerine hem de tüm insanlığa öncü ve örnek olacaklardır. Rabbim bizleri bu öncü ve örnek topluluğa güç katan insanlardan eylesin, bizlere vahyin nurunda yaşama şuur ile bakmayı nasip eylesin.

              

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.