1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. MEDENİYET YOLUNDA SÖZ SAHİBİ OLABİLMEK
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

MEDENİYET YOLUNDA SÖZ SAHİBİ OLABİLMEK

A+A-

 

İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi için biyolojik ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Bu ihtiyaçları öncelik ve önem sırasına göre kategorize eden Amerikalı psikolog Abraham Maslow, 1943 yılında insanın ihtiyaçları ile ilgili bir çalışma ortaya koymuştur.

 

“Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir…

Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.

Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım)

Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği)

Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet)

Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak)

Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak)

Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.

Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.

Belirli bir gereksinim kategorisindeki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir.

Maslow'a göre psikologların yapması gereken ,bireyin kendini gerçekleştirme aşamasına gelmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmasına yardım etmektir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Maslow_teorisi#:~:text=Maslow%20teorisi%2C%20insanlar%C4%B1n%20belirli%20kategorilerdeki,taraf%C4%B1ndan%20belirlendi%C4%9Fini%20s%C3%B6z%20konusu%20etmektedir.)

 

Özellikle ‘Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur’ sözü aslında içerisinde bulunduğumuz çağın belki de en kaotik gerçeğini özetleyen evrensel bir realite olarak karşımızda durmaktadır.

Fikirlerin, düşünce ve inançların özgürce ifade edildiği her çağda insanlık adına muhteşem eserler ortaya çıkmıştır. Bilim, teknoloji, sanat, edebiyat, resim ve müzik alanında olağanüstü eserlerin ortaya çıkarıldığı, zengin kütüphanelerin kurulduğu, uluslararası düzeydeki okulların bilimsel çalışmalarla zirve yaptığı, fikirlerin ve inançların özgürce tartışıldığı, güvenlik noktasında insanların herhangi bir kaygıları olmadığı zamanlarda, bilim ve teknoloji alanında akıl almaz ilerlemelerin kaydedildiğini görmekteyiz. Fikirlerin özgürce dile getirildiği herhangi bir baskı ve engellemenin olmadığı dönemler ile ilgili sayısız muhteşem iyi örneğin yanında, inançların engellendiği, baskı altına alındığı, yok sayıldığı, statükonun izin verdiğinin dışında hiçbir faaliyetin yapılamadığı karanlık dönemlere de insanlık tarihi şahitlik etmiştir.

Batı medeniyetinin temeli olarak kabul edilen Antik Yunan Uygarlığının bilim, sanat ve edebiyat başta olmak üzere etkilemediği hiçbir alan bırakmamıştır. Bugünkü Yunanistan toprakları ile Anadolu’da yaşayan toplumların kurduğu ve MÖ 756 ile MÖ 146 yılları arasında hüküm sürmüş olan Antik Yunan uygarlığı sayesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında Avrupa'da aydınlanma hareketlerinin başladığı ve demokrasi kültürünün bu şekilde ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Aristo, Eflatun, Sokrates ve Herodot gibi büyük filozofların yetiştiği bu dönemdeki şehir devletlerinde demokrasinin de temelleri atılmıştır. İnsanların iyiye, güzele, erdeme yönelik sürekli bir felsefe arayışı içinde olmaları gerektiğini savunan Sokrates, dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Akademi'nin kurucusu olan Platon ve İslam düşünürleri tarafından "muallim-i evvel" yani "ilk öğretmen" olarak anılan Aristoteles, bu dönemin düşünce adamları ve filozoflarıdır. Özellikle Aristoteles, mantık, fizik, biyoloji, zooloji, astronomi, metafizik, etik, estetik, ruh, psikoloji, dilbilim, ekonomi ve siyaset alanında sayısız eserler vermiştir. Eserleri 16. ve 17. yüzyılda modern bilim gelişene kadar Avrupa ve İslam coğrafyasındaki bilimsel faaliyetlerin de temelini oluşturmuştur. Günümüzde kullanılan pek çok bilimsel terim ve araştırma metodu kendisine dayanan Aristo, tarih boyunca özgün felsefi düşüncelerin ve tartışmaların, bilimsel görüşlerin ve araştırmaların da kaynağı olmuştur.

İslam'ın Altın Çağı ya da İslam Rönesans’ı olarak adlandırılan, İslam dünyasının uygarlığın her alanında gelişme gösterdiği Orta Çağ döneminde ise, Abbasiler tarafından Bağdat'ta ‘Beyt'ül Hikmet’ adlı bilim merkezi kurulmuştur. Bu bilim merkezi vasıtasıyla evrensel ölçekte Cabir bin Hayyan, Kindi, Birûni, Farabi, İbn-i Sina, Dinaveri, Hârizmî, Nasîrüddin Tûsî, Ferganî, El-Cezeri, İbn-i Heysem, Ömer Hayyam, ve İbn-i Rüşd gibi filozoflar ölümsüz eserleri ile tarih sahnesindeki sarsılmaz yerlerini alarak medeniyet yolunda söz sahibi olmayı hak edenler kervanına katılmışlardır.

“İslam'ın altın çağında başta Antik Yunan olmak üzere geçmiş uygarlıkların ürettiği bilgi ve düşünceler, tercümelerle İslam dünyasına ve Endülüs kanalıyla Avrupa'ya aktarıldı. Çinlilerle yaptığı savaşlar ve diğer ilişkiler sırasında Araplar, kağıt üretim tekniklerini öğrendiler; parşömen yerine kağıt kullanımı sayesinde yazılı eserler daha kolay yayıldı. İslam ülkelerinde mühendisler, bilginler, tüccarlar; eski adetleri koruyup yenilerini ekleyerek sanata, tarıma, ekonomiye, sanayiye, hukuka, edebiyata, gemiciliğe, felsefeye ve bilime ve teknolojiye katkıda bulundu. Matematikte Hintlerden alınan sıfır ve ondalık sistemin keşfi sayesinde matematiğe ilgi arttı; aritmetik sıradan insanların anlayabileceği ve günlük yaşamda kullanabileceği duruma geldi. Matematik ve aritmetiğin yanı sıra trigonometri gelişti. Gözlemevleri inşa edildi; optik bilimi ve kimya gelişti.” (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam%27%C4%B1n_Alt%C4%B1n_%C3%87a%C4%9F%C4%B1)

Ortaçağ dediğimiz bu dönemde doğu toplumlarında alabildiğine bir fikir ve aydınlanma dönemi yaşanırken, bilim, teknoloji, sanat ve edebiyat alanında evrensel ölçekte eserler ortaya atılırken, Avrupa geri, karanlık ve ilkel dönemini yaşıyordu. Düşünce alanında fikir üretmek büyük bir cesaret ve kahramanlık gerektiriyordu. Orta Çağ Avrupa’sında Roma Katolik Kilisesi, eğitim ve öğretimi tekeline aldığından bütün bilimsel gelişmeler kilisenin kontrolü altındaydı. Kilise, serbest düşünmenin önünde bir engel oluşturarak kendi ürettiği bilgiyi halka yayıp bunun dışındakileri reddederek engelliyordu. Kilisenin inancına, felsefesine karşı çıkanları, kilisenin çıkarları ve egemen güçlerin iktidarı uğruna aforoz edilerek dışlanıp en acımasız biçimde engizisyon mahkemelerinde göstermelik yargılamalarla şiddetli cezalara çarptırılıyordu. Bilimsel gelişmenin önüne en büyük seddi kilise inşa etmiş durumdaydı.

Bu şekilde kilisenin acımasız baskısı altında fikir ve düşünce üretmeye çalışan Galileo, Copernicus, Giordano Bruno ve Roger Bacon gibi fikir ve bilim adamları bu karanlık dönemin mahkemelerinde yargılanarak cezalandırılanlardan sadece bir kaçıdır. Bu şekildeki cezalandırma yöntemleri ile halkın içerisinde düşünce ve fikir adına söz söyleyeceklere de gözdağı verilmiş olunuyordu. Halkın kilisenin fikirlerine katılmaktan başka çaresi kalmıyordu. Yerine getirilmesi gereken tek şey biyolojik ihtiyaçların karşılanmasıydı. Çünkü güvenlik içinde bulunmayan, ‘kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur’ anlayışı hüküm sürüyordu. Tehdit ve baskı altında bulunan bir toplumun medeniyet yolunda üreteceği bir şeyi olmayacaktır.

Avrupa krallarının en büyük yardımcıları din adamları olmuştur. Karşılıklı olarak birbirlerinin meşruiyetleri için birbirine destek olan krallık ve kilise otoritesi, halkın sırtındaki en büyük ve en ağır yük olmuşlardır. Kendi ülkelerindeki insanları kayıtsız şartsız kendilerine itaate zorlayan, köylülerin emeklerini cennet tapularıyla(!) ellerinden alıp kralları için paralı asker alımı için harcamışlardır. Haçlı seferleri hayali ve yalanıyla, halkın ellerinde bulunan her şeyi alan bu acımasız din tüccarları, insanlık ve medeniyet yolunda en büyük engel olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Maslow’un teorisinde geçen saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak), kendini gerçekleştirme gereksinimini (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak) kazanmak için uygun koşulların olması kaçınılmazdır. Erdemli bir hayat yaşayabilmek için yeryüzündeki tüm insanların beslenme, güvenlik, özel hayat, din, inanç ve ifade özgürlüğü gibi temel ihtiyaçların korunma altına alınması gerekmektedir. Böyle bir ortamda Aristo, Eflatun, Sokrates, Herodot, Cabir bin Hayyan, Kindi, Birûni, Farabi, İbn-i Sina, Hârizmî, Ferganî, El-Cezeri, İbn-i Heysem, Ömer Hayyam, ve İbn-i Rüşd gibi düşünür ve filozoflar ortaya çıkacak ve insanlık medeniyetinin gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Aksi durumda insanlık medeniyetinin ilerlemesi noktasında asli görevlerini yerine getiremeyen atıl durumda kalmış bir anlayışın temsilcileri olarak tarihteki yerimizi almış olacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.