1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Medenî Batılılar - Barbar Müslümanlar
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Medenî Batılılar - Barbar Müslümanlar

A+A-

 

New York metro istasyonlarını şu afişler süsledi:

'Savaşta medeni insan ile vahşi insan arasında medeni insanı destekle. İsrail'i destekle, cihadı yenilgiye uğrat.'

Hamas'ın bombalı intihar eylemlerine son vermesi ve Arap ülkelerinin çoğunlukla silaha başvurmadan diktatörlerinden teker teker kurtulması Müslümanları güçlendirmiş; onları şeytanlaştırıp, ölümlerine istatistiki değer biçmeyi oldukça zorlaştırmıştı. Ancak malum fragmanın internette dolaşıma sokulmasının ardından Libya'da dört Amerikan diplomatının öldürülmesi sayesinde arzu edilen iklim nihâyet tesis edilmiş oldu.

Batı'nın kendini inşa etmek için ihtiyaç duyduğu 'öteki' tipolojisini uzunca bir süredir Müslümanlar karşılıyorlar. Fransa'da okullarda başlayan başörtüsü yasağı, İsviçre'deki minare yasağı, yine Fransa'da yürürlüğe giren peçe yasağı ve en son İkiz Kulelerin yakınında cami yapmak isteyen Müslümanlara karşı yürütülen kampanya bu 'medeni-barbar' ikili karşıtlığının kolaylaştırdığı uygulamalardı.

Müslümanlar geriydi, cahildi, içgüdüseldi, kirliydi, sakallıydı, burkalıydı. Yaşamları ne kadar değer ihtiva ediyordu ki ölümlerinin bir kıymeti harbiyesi olsundu? Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri'nin son on yılda Irak, Afganistan ve Pakistan'da öldürdüğü Müslümanların sayısal olarak bile bir anlamı yoktu. Ama Libya Büyükelçiliği'nde öldürülenler öyle miydi? Aynı hafta içinde İsrail, havadan yağdırdığı bombalarla altı Gazzeliyi daha öldürmüştü ama onlar medeni, eğitimli, rasyonel ve kıymetli birer birey değildi. Amerikalı yani medeni olanlarınsa birer hikâyesi vardı ve intikamları elbet alınacaktı. Alındı da, fazlasıyla. Hâlâ alınmakta...

Ebu Gureyb'te mahkûmların üzerine işeyenler veya kutsal kitapları yakanlar, Guantanamo'da işkence edenler kravatlı, iyi giyimli, başları açık ve sakalsızdılar ne de olsa; medeniydiler. Norveç'te 78 kişinin canına giren Breivik ise olsa olsa 'ruh hastası'ydı; aynı Hitler gibi. Akıl sağlığı yerinde bir Batılı böylesi gayri medeni bir işe soyunabilir miydi hiç? Ya da Amerika'da nerdeyse ayda bir okul veya sinema basıp, insanları makineli tüfekle tarayanlar da ancak deli olabilirdi; böylesi yanlış davranışlar ergenlik eşiğini çoktan geçmiş, olgun ve medeniyet beşiği bir ülkenin vatandaşlarından sadır olmazdı.

Müslümanlar ise olsa olsa ergenlik çağından çıkamamış, tepkisel ve akılsız bir insanlar gürühuydu. Çabuk sinirlenip, ortalığı ateşe veren zavallılardı. Zaten gülmeyi de bir türlü öğrenemediler gitti. Gülüp geçmelilerdi oysa. Vatanları işgal edilmiş, çocukları yetim bırakılmış, kadınlara tecavüz edilmiş, erkeklerin kurşuna dizilmiş olmasına gülmeyi öğrenemediler gitti. Sonunda inandıkları her şeye küfür edildiğini görünce de şirâzeleri kaydı. Ah bu Müslümanlar, hep bu Müslümanlar. Ne idüğü belirsiz kaçıklar. Hâlbuki onlar olmasa Ortadoğu, aydınlanmış, pırıl pırıl, cennet mekân bir diyâr olurdu.

* * *

Burada uzun uzun neo-kolonyalizm üzerine analizler döktürüp, aydınlanmacı anlayışın marazlarından bahsedip, 'uluslararası kamuoyu'nun Müslümanlara uyguladığı sembolik/teröre sözü getirip yeni bir paradigmatik bakışa ihtiyaç olduğunu yazabilirdim. Ancak geçtiğimiz hafta 'yerli kolonyalizm'in çemberinden geçmiş olsa da en nihayetinde Müslüman bir ülkede yetişmiş 'aydınlar'ımızın Müslümanlar ve İslâm üzerine yazdıklarını okuduktan sonra içimden bundan fazlasını ifade etmek gelmedi. Ne diyeyim, bizi gidi Müslümanlar...

 

 YENİ ŞAFAK 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar