1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. MEDAV Kürt Sorunu Çözüm Süreci Çalıştayı - II
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

MEDAV Kürt Sorunu Çözüm Süreci Çalıştayı - II

A+A-

     Bu sorunun çözümünü istemeyenler:

     Bu ülkeyi bir muz cumhuriyeti sevdası ile yönetmek arzusunda olan derin devlet-Ergenekon ve diğer mafyatik çeteler ve onların taşeronluğunu yapanlar

     Kürtleri güdülmeye mahkûm kurbanlık bir koyun sürüsü gibi algılayan materyalist ve Marksist orijinli bir  şiddeti meşru bir araç olarak gören zihniyetler.

     Ve en önemli adı barış olan İslam dinini,  Vandal bir şiddet ile kardeş kanı akıtarak insanlara kabul ettireceğini sanan güdümlü zihniyetler.

     Kendileri dışında hiç kimseyi insan olarak bile algılamak istemeyen ırkçı marjinal zihniyetlerdir.

     Kendi kendimizi kandırmayalım. Bu yapılara doğru bir yöntem ile dokunamayanlar adam sağlıklı bir çözüm üretmekten çok uzaktalar.

     Çünkü Kürt sorunu demek, bir bakıma bu karanlık zihniyetlerin çıkar, emel, şiddet ve hukuksuz çabalarının çatışmasının toplam ürünü ve bileşkesi demektir. Her şeyden önce temiz vicdanların ve kamuoyunun bu noktaya odaklanması gerekiyor.

     Geldiğimiz aşama:

     Bulunduğumuz noktada türkiyede herkesimin -devletin de, PKK’ninde - yorgunluğu. Ortadoğu’daki sıcak ve hızlı gelişmeler. Devletin kürt meselesinde bakışında daha pragmatist paradigmal bir değişikliğe gidişi. Ve 13 yıllık İslami tandanslı AKP iktidarlarının meseleyi daha yumuşatıcı bir uslupla yönetilebilinir hale getirmek istemesi, herkeste bir çözüm umudu ışığının doğmasına yol açmış durumda.

      Bu saatten sonra barışçıl çözüm yanlıları toplumun her kesiminden olumlu puan alacaktır. Barışçıl çözümden yana olmayanlar yüzde yüz Kürt dahi olsalar, zemzem suyu ile yıkanmış Müslümanlar veya tanrıyı bile Türkleştirme paranoyasına kapılan ultra milliyetçi ve mukaddesatçılar bile olsalar, çözümden yana tavır koymadıkları için çalıyı dolanmış olacaklar ve toplumdan olumlu bir puan alamayacaklardır.

     Çünkü Kürt Sorunu sadece Kürtlerin değil bu ülkede, bu havzada yaşayan bütün insanların, bütün ana-baba ve çocukların sorunudur. Hiç kimse bu sorun benim sorunum değil deme lüksüne sahip değildir.

     Yukarıda saydığımız faktörlerin hepsi bir araya geldiğinde, çözmemiz gereken kocaman bir tablo, kendiliğinden önümüze çıkıyor. Burada önemli olan bu tabloyu hangi doğru formülle çözüme kavuşturabileceğimizdir.

     Benim önerim herkesin elini vicdanına koyarak bu işe adam gibi bir tanım getirmeleri. Ardından eğer bu sorun onları gerçekten de rahatsız ediyorsa, bu tanım ışığında insaflı bir çözüm önermeleridir.

     Şu anda geldiğimiz noktada bu gün, dün ile mukayese bile edilemez.

     Olumlu diyebileceğimiz pek çok gelişme var. Ama bütün bunlara rağmen dağlarda hala insanlarımız varsa, en ufak bir kıvılcımda gencecik insanlarımız toprağa düşüyorsa,bütün bu gelişmelerin yetersiz olduğunu,dahası pek bir şey ifade etmediğini ve üstüne daha pek çok şeyin eklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

     Çözüm için belki de en büyük avantajımız bu ülkede islami tonları ağır basan bir hükümetin iktidarda olması, olabilir. Çünkü bu dinin ilahi mesajı hem bu iktidara, hem de Kürtlere diyorki:

     Haksız yere kan dökmeyin. İnsanları yer ve yurtlarından sürmeyin. Bozgunluk yapmayın. zulme meyletmeyin. Hakkı ve adaleti gözetin. Birbirinize iyiliği ve güzelliği tavsiye edin. Birbirinizi kötülük ve fenalıktan koruyun diyor. Bu uyarılar hem bir nimet hem de bir imtihandır.

     Barışa giden yolda öncellikle yapılması gerekenler:

     Barışa giden yolda,  sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için öncellikle kaşılıklı bazı iyi niyetli adımların atılması gerekir. En çok da devletin bazı adımları atması gerekiyor:

     1- Bu çözüm süreci, Kürtlerin bütün kesimlerinin görüşü alınarak yürütülmeli. Buna ilaveten toplumun bütün kesimleri, çalıştaylar ve düşünen insanlardan görüşler alınmalı. Ve bu görüşler havada kalmamalı. Mesela akil insanlardan alınan görüşler çözüme ne kadar yansıtıldı.

     Konumuz barış ise, barış sözün gücü, karşılıklı erdemli tavır ve eylemlerle gerçekleşir. Toplum, silah ve şiddete karşı sözün bir gücünün olduğunu yaşayarak görmeli...

     2- Devlet ve hükümet bu sürecin adını doğru koymalı. Ve meşru olan hiç bir şeyden çekinmemeli. Gayri meşru ve şüpheli kışkırtıcı, eylem, pratik ve davranışlardan kesinlikle vaz geçmeli.

     Kürtlere ne yaptığını, doğru bir şekilde anlatmalı. PKK’yi mi çözüyor, Kürtlerin haklarını istememeleri için mukavemetlerini mi, yoksa Kürtlerin sorunlarını mı çözüyor? Bu konuda toplumun kafası gerçekten de karışyor. Ben eminimki devlet ve hükümetin de kafası karışık. Bunu bu sürece verdiği isimlerden ve içine düştüğü ikircikli durumdan anlıyabiliyoruz. Süreç ilkin başladığında toplum kürt sorununun çözümüne odaklandı. Sonra demokratik süreç denildi. Sonra milli birlik ve kardeşlik süreci denildi. Şu anda ise sadece düz bir barış süreci.

     Bu konuda türk kamuoyu algısı ve kürt kamuoyu algısı birbirine taban tabana zıt bir hale gelmiş. Türkler,”biz bu terör belasından kurtulacağız. Artık evlerimize cenazeler gelmeyecek”,diye seviniyor.

     Kürtler ise her zamanki temkinli ve mesafeli yaklaşımlarıyla, ortalığın sakinleşmesine destek ve sevincini de belirterek ” bu devlet ne yapmaya çalışıyor. Küçük bazı hak kırıntılarıyla top yekün olarak bizi mi, yoksa dağ gibi birikmiş sorunlarımızı mı çözüyor…” şeklinde kafasında bir takım sorularla dolaşıyor.

     Özetle Devlet PKK’yi bitirmeyi bu sorunu bitirmek olarak algılama yanılgısından bir an önce kurtulmalı. Çünkü geçmişte de pek çok kürt silahlı direnişi kırılmış, örgütleri çökertilmişti. Şeyh said hareketi ve Azadi örgütü gibi. Ama bu gün sorun hala devam ediyor. PKK’nin bitirilişi de o bitişlerin sonucundan farklı bir sonuca yol açmayacaktır.

     3- Devlet kendi bekasını esas alan politik stratejilerini Kürdlere çözüm ve kazanım diye yutturma alışkanlığını artık terk etmeli.

     4- Bir iyi niyet belirtisi olarak Kürtlerin özellikle temel insan hakları alanına giren taleplerini hiçbir pazarlığa gerek duymadan hayata geçirmeli. Beşikten mezara kadar Ana değil eğitimi ve kullanımının derhal hayata aktarılması gibi. Bölgenin Kürtçe isimlendirilmesi gibi. Kürt kültür ve değerlerinin bire bir sosyal hayata aktarılması. kürdistandaki önemli kurumlara kürt büyüklerinin isimlerinin verilmesi.

     5- Bu konudaki bütün çalışmaları yasal, anayasal bir güvenceye bağlamalı.

     6- Devletin bölgedeki askeri gücünü maksimum seviyeden minimum seviyeye çekmesi gerekir. Buna karşılık olarak PKK’nin hiçbir yere saldırı düzenlememesi gerekiyor.

     7- Artık silahlı eylemler kalmadığına göre Koruculuk sistemini ivedilikle ve kökten kaldırması gerekiyor.

     Kürt Sorununun kalıcı bir çözümü için iki aşamalı bir yol gerekiyor:

     Birincisi önce her parça kendi yerel çözümünü ortaya koyar.

     İkincisi bu yerel çözümlerin harmanladığı uluslararası bir Kürt Konferansı düzenlenir. Bu yerel çözümlerin bileşkesinden barışçıl ve insancıl ortak bir formül çıkarılabilir.

     Türkiye'nin, Kürt sorununu çözmesi için yapması gerekenler:

     Bizler Türkiye'de yaşadığımız için Türkiye yereline özgü bir çözüm üretmeliyiz. Çözüm önerilerine geçmeden önce şu tespiti yapmamız gerekir.

     Çözüm önerilerine geçmeden önce Türkiye açısından şu belirlemeyi de yapmamız gerekir… Her şeyden önce şu PKK denen yapıyı(örgüt, oluşum... her ne ise )sağlıklı bir şekilde irdeleyip ona göre tanımlamalar ve çözümler üretmeliyiz. Bu konuda pek çok şey yazılıp çizilmiştir. Ancak buna rağmen hala büyük bir yanlış yapılmaktadır.

     Şimdiye kadar Kürt sorunu denince akla PKK getirilmiştir. PKK denince de Kürt sorunu. PKK üzerinden Kürtlerin ve Kürdistan sorununun varlığının inkârına kalkışılıyor.

     Böylece hem toplumdaki demokratik hakların kullanımının önü kesiliyor hem de hukuk devleti işlevsiz hale getiriliyor.

     Oysa bu ülkede olup bitenlerden azıcık haberi olan herkes bilir ki, Kürt sorunu ayrı bir şey, PKK ayrı bir şeydir. PKK, Kürt sorununun arızalı bir sonucudur.

    Bu bağlamda PKK’ye bir bütün olarak salt kriminal bir suç örgütü gözlüğüyle bakmak da çözüm adına bize hiçbir katkı sunmaz.

     12 Eylül Askeri cuntasının kendisinden öncekilerden devr alıp kürtlere dayattığı topyekün ezen,  imha eden, yok eden şiddetine karşı PKK, kürtleri var edici, onaran ve onore edici, isyan edici bir şiddetle karşı durdu. Onun için PKK’ye katılan, dağa çıkan bütün insanlarımızı gözü dönmüş “Terörist “imgesi üzerinden tanımlamak, en basitinden insani bir çözümden kaçmak demektir.

     Çünkü dağa çıkmış her bir kürdün hikâyesinde ya bizzat kendisinin ya da bir yakınının devlet zulmüne uğramışlığının yarattığı isyan ve infiali okursunuz.

     Çoğunun PKK’nin seküler, materyalist bir söylem yüklü ideolojisinden, dünya görüşünden haberi bile yoktur.

     Sol okumalar adına bildiği tek şey yılmaz güney filimleri. Ahmet kayanın protest isyan şarkılarıdır. Şıvan Perverin kürdün feryadlarını dağlara yansıtan sıtran ve klamlarıdır.

     Bu nedenle bu gün kürt dünyası ve kürt sorununun genel durumu hakkında az buçuk doğru bir bilgi ve deneyim sahabi olanlar, dindarı, dinsizi, liberalıyle,  hiçbir şiddeti onaylamasa bile pkk’nin bu şiddet içerikli isyanını bir dereceye kadar anlamlı bulabiliyor. Ve PKK’nin kendilerini devletin imhacı şiddetinden gerçekten de koruduğuna inanır hale geliyorlar. Çünkü devletin bu konudaki karnesi çok ama çok kötü.

     Bu gün bile devlet cenahında hala birileri ben PKK’yi bitirirsem Kürt sorunu kendiliğinden çözülür şeklinde bir yanılgı içinde. Bu da onları pek çok açıdan telafisi zor yanlışlara sürüklüyor:

     Birincisi PKK, Kürt sorunun çok küçük bir parçasını teşkil ediyor. Önümüzdeki tablonun dörtte birini oluşturuyor diyebiliriz.

     İkincisi PKK, Kürt sorununu doğurmadı. Kürt sorunu PKK’yi doğurdu.

     PKK’yi bitirmek için onun doğduğu sosyo-kültürel ve psikolojik zemini ortadan kaldırmanız gerekir. Bu gün silah ve imkân açısından üstün bir güç iseniz PKK’yi askeri anlamda yenebilirsiniz. Ama onu yenerek Kürt sorununu çözmüş olmazsınız, sadece silahlı bir örgütü mağlup etmiş olursunuz…

     Ve bu mağlubiyetle varmak stediğiniz hedefin tam tersi bir durum yaratmış olursunuz. Yaralı bir devin yarasını belli bir süre bazı teskin edici ilaçlarla uyuşturabilirsiniz. Ama yara doğru tedavi edilmediği takdirde verdiğiniz sakinleştiricilerle yaraya tuz biber ekmiş olursunuz. Çünkü o devin yarasını azdırıp kontrolden çıkmasına sebep olacak zemin hala olduğu gibi duruyor.

     Eğer siz bu zemini tedavi etmezseniz bu gün PKK’yi bitirerek olayı bitirdiğinizi sanırsınız ama yarın karşınıza ondan çok daha katı bir şiddetle yeni bir yapı veya örgüt çıkabilir. Çünkü insanlık tarihinde toplumsal olayların determinal seyri hep böyle bir çizgiyi izleye gelmiştir. Çözüme kavuşmamış bir sorun ve yapı belli bir süre sonra yeni sorunlar ve yapılar dizisi doğurarak tekrar yaşam sahnesindeki yerini alırlar.

     Özetle PKK'yı çözmek isteyenler onu doğuran sosyo-ekonomik sorunları çözsünler. PKK' ye eleman sağlayan sosyo-Psikolojik ortamı ortadan kaldırsınlar. Kürt sorununa geniş bir pencereden baksınlar. Ülkede herkese doğru bir adaleti dağıtan bir hukukun egemenliğini sağlasınlar. Bölgeler arası her türlü negatif farkı ortadan kaldırsınlar. Bütün Kürtlerin yüreğini kazanmaya çalışsınlar.

     Böylece PKK’nin kullandığı kozlar ellerinden alınmış olur. Belki, terör eylemleri ve etkileri sıfır noktaya getirilemez ama son derece marjinal ve etkisiz bir hale getirilebilinir. Ama bu yapılmazsa ve olaya şiddete karşı şiddet gibi bir mantıkla yaklaşılırsa bu gün bir PKK biter, yarın yenisi ve daha tehlikelisi doğar.

    Bu bağlamda şunlar söylenebilir. Ortadoğudaki gelişmeler bize şunları söylettiriyor.

     Mevcut sınırlar kesin kes değişecektir.

     Bu sınırlar Kürtler açısından üç şekil alacak. Ya daralacak. Kürt bölgeleri dışarıda kalıp birbirlerine eklemlenecek. Ya genişleyecek. Ki, Kürtlerin en rahat anlaşabilecekleri milletin Türkler olması hasebiyle bu adresin Türkiye olma ihtimali daha yüksek.

     Bütün Kürt bölgeleri hukukları tanınmış, tanımlanmış federatif yapılar şeklinde Türkiye’ye bağlanacak. Ya da üçüncü ihtimal mevcut sınırlar içinde Kürtler için demokrasi bütün özellikleriyle çalıştırılacak. Bu sınırlar gevşetilip anlamsızlaşacak. Böylece Kürtler bölgede öldüren ve öldürülmesi gereken bir olgu olmaktan çıkmış olacak…

     Mevcut devletlerin kimisi yok olacak, kimisi büyüyecek, kimisi küçülecek. Ve hiç hesapta olmayan devletler kurulabilir. Bunun dışındaki şıkların hiç kimseye bir hayrı olmayacaktır. Herkesin felaketini beraberinde getirecektir.

     Son sözler niyetine.

     Bu gün gerek dünyada gerek Ortadoğu’da olsun, Müslüman bir kavim olan Kürtlere ve onlar gibi mazlum düşürülmüş diğer milletlere, anayurtları, ata diyarı toprakları üzerinde yeryüzünü cehennem kılmak için her türlü argümanı kullanmaya hazır hastalıklı ruhlar, şunu çok iyi bilmeliler ki, Rabbim onları öyle bir yerden yakalayacak ki, hazırladıkları cehenneme kendileri tepe taklak yuvarlanacaklar. Tıpkı Irakta Saddam örneğinde olduğu gibi.

                      ---------------------------o----------------------------

     Sunum sonrası bakan beyin katılımı ile soru cevap faslı başladı. Bakan beyin açıklamalarıyla salonda yarattığı soğuk duş etkisi üzerine sorularına yeni cevaplarla konuyu farklı bir mecrada ele almış olduk.

     Bakan Emrullah İşlere verdiğimiz özet cevaplar:

     Sayın bakan,

     Ben Kürt sorunun çözümüne dair 120 sayfalık çalışmamı Program koordinatörü Sayın Halil Çiçek hocama verdim. Umarım size ulaşır, okursunuz, sayın başbakana da ulaştırır. O da okur.

     Yaşadıklarımızı öğrenir ve çözümlerine  dair önerilerimizi hayata aktarırlar..Onun için sözü fazla uzatmadan sorularıma geçeceğim.

     1- Dil konusunda Türke verilen kürde de verilmedikçe bu konuda ne bir çözüm olur ne de adalet sağlanır.

     Kürtçe anadil eğitimine dair, şimdilik ancak kurslarla yetinin şeklindeki beyanınız çözüm üretmekten çok, ümitsizlik aşılayan tam bir talihsizlik örneği. Bu kavganın ana sebeplerinden birisi de Kürt diline yönelik baskı ve asimilasyondur. Bu nedenle ne kadar kan akmıştır, varın siz araştırın. Devlet, Kürtlerin anadillerini hafızalarından silmek için haddi hesabı olmayan paralar harcadı. Devlet her ay maaşımdan 500 TL kesiyor. Benim paramla Türk çocuklarına beşikten mezara kadar her türlü eğitim imkânı sunuyor. Ben de ancak özel kurslarla çocuğuma, o da belli bir yaştan sonra yani çocuk anadiline dair bütün hassasiyet ve hissiyatını kaybettikten sonra bu eğitimi vereceğim.

     Ben kimseyi kıskanmıyorum. Ancak devlet ve hükümetin bu tutumu kendilerinin eseri olan Anayasa, yasalara, eşitliğe ve evrensel insan haklarına ters bir durumdur. Bu kabul edilebilir bir şey olmaktan çok uzaktır. Bunu bilmenizi isterim.

     2. Mademki çözümü konuşuyoruz. Çözümün önündeki engelleri tek tek kaldırmalıyız. Koruculuk sistemi de bu engelin en büyüklerinden biridir. Bu sistem bütünüyle lağvedilmeli. Koruculuk Kürtler arasında kin ve nefret ürütmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Çok çok somut örnekler var elimizde.Ben dosyamda da dile getirmişim.korucular daha yeni yani 2006’da nerede ise kardeşimi öldürüyorlardı.

     Onun için şu anda binlerce Kürt bu sistem yüzünden, yani korucuların korkusundan köyüne dönemiyor.

     3. Hükümet ve devlet, çözüm konusunda tutarlı ve kararlı davranmalı. Ne yaptığını şeffaf bir şekilde yürüterek yaptığını Kürtlere doğru bir şekilde anlatmalı. Hükümet yetkilileri bo olayın çözümü konusunda çelişkili beyanlarla birbirleriyle çelişkili bir hale düşmemeli.

      Kürtlerin yaralarını saracak noktalara odaklanmalı. Kendi önermelerini zorun gücüyle Kürtlere dayatmamalı. Olaya müşteriye çürük mal  satmaya  çalışan  tüccar mantığıyla değil hasta-hekim mantığıyla yaklaşmalı.

     4. Devlet-hükümet bir çözüm üretecekse bu çözümde kürtler kendilerini kürt olarak görüp hissetmeli. Asimilasyona kurban edilmeye hazırlanan canlı muamele ve psikolojisinden kurtulmalı.türkler hangi haklara sahip iseler,Kürtler de o haklara sahip kılınarak  sağlıklı bir çözüm üretilir.yoksa beyhude bir uğraşın içinde boşuna debelenmiş oluruz.

     5. Madem Kürdistan coğrafyasında bir çözümden söz ediliyor. Neden Kürt coğrafyasını parçalayan sınırlar ortadan kalkmıyor. Neden Kürtler diğer parçalardaki kardeşleriyle rahat bir bağ kuramıyor. Neden Kürt topraklarına askeri tahkimat ve yığınaklar tüm hızıyla devam ediyor. Neden karakollar hızla kale kollara dönüşüyor. Bizim bilmediğimiz bir şeyin hazırlığı mı yapılıyor?

     Genelkurmayın, çözüm süreci akamete uğrarsa, sonrası için Kürt coğrafyası için hazırladığı çok korkunç bir savaş oyunu simülasyonu var. Hükümetin bundan haberi var mı?

     6. Sayın bakan ırkçılıktan muzdaripsiniz. Evet, ırkçılık bütün insani literatürlerde kötüdür. Müslümanca da, insanca da kötüdür. Ancak siz devletin yüz yıldır bu topraklara dayattığı ırkçılığı teğet geçiyorsunuz. Kürtlerin buna isyanlarını ırkçılık olarak okuyorsunuz. Bu hiç adil bir duruş değil. Kusura bakmayın ama bu ırkçılık önce Ankara-istanbulda pişiriliyor. Kürtlerin yaptığı sadece bu kokuya itirazdır. Diyarbakır’dan buraya gelene kadar belki  yüz  yerleşim yerinin Kürtçesini sormak zorunda kaldık.Bu  bir Türk ve devlet ırkçılığı değil mi?.Diyarbakır’ın selatin camilerinde diyanetin hazırladığı bir ihlas süresi panosu var.O pano da Ayetin Arapça meali,Türkçe, Almanca,İngilizce,hatta Rusça anlamı bile var.Ama Kürtçe meali yok. Bu ş anlama geliyor. Ya bu camiye hiç Kürtlerin ayağı düşmüyor. müslüman değiller. Ya da bu cami Kürtlerin değil. Bu türk ırkçılığınının camiye girmiş hali değil midir?

     Sonsöz, bu konuda çok şey söylenebilir. Ama tek cümle ile bu işin şifresi samimiyetten geçer. İnsanlar sizin Müslümanlığına bakmazlar. Sizin nasıl bir adalet dağıttığınıza bakarlar. Molla cami derki: “Milletlerin idaresinde dinsiz bir adalet, adaletsiz bir dinden evladır.”Yani insanlar sizin dininize, dindarlığınıza değil dağıttığınız adalete bakarlar. Hz. peygamberin Habeş kralı Necaşinin cenaze namazını niçin kıldığı üzerine biraz düşünürseniz, meramımı çok daha iyi anlarsınız?

                      ---------------------------o----------------------------

     Hülasa, Tatvan seyahatimiz çok güzel bir gezi  havasında geçti..sabah ilçe otogarından dolmuşla batmana.Oradan da Risale-i nur Med zehra gurubundan Erol hişyar kardeşimizin bir avukat arkadaşının aracıyla yola çıktık.Allah onlardan razı olsun,tam bir gezi havasıyla yolculuğumuzu tamamladık.Veysel karaniyi ziyaret ettik.Bitlis merkezdeki sahabeleri ziyaret ettik.Ardından  Nemrut göllerini gördük.Göllerdeki doğal güzellik  büyüledi bizleri yolda pek çok ziyaretgaha uğradık.Bol bol fotoğraf çektik. Yukarıda da vurglamıştık. Program salonu pek işlevsel değildi. Biraz organizasyon sıkıntısı da vardı. Bu yüzden iftarımızı geç açtık.

     Aynı akşam- gece saat 12,00civarı Tatvandan Diyarbakır’a doğru yola çıktık. Dostlarla neşeli bir yolculukla Diyarbakır’da sahura yetiştik. Hani Ahmet Kayanın bir şarkısı vardıya, biz üç kişiydik. : Bedirhan, Nazlıcan ve ben. Biz ise üç değil dört kişi idik. Arabayı Dicle Ünv. Hukuk fakültesi Dekanı Hasan Tanrı verdi hocamız kullanıyordu. Onun yanında Şeyhsaid ailesinden Av. Muhammed Akar. Arkada ben ve Gönül köprüsü başkanı Ali serdar Tuncer. bizim için güzel bir gece yolculuğu oldu.

     Mevla’dan tek dileğimiz bu sorun güzel bir şekilde çözülsün. kürtler kendi topraklarında her türlü haklarıyla onurlu bir şekilde yaşamlarını sürdürsün. Türkler ile güzel bir komşuluk içre, geleceğe karşılıklı bir güvenle baksınlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.