1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Meclisin tüm Kürt milletvekillerine…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Meclisin tüm Kürt milletvekillerine…

A+A-

Kürt siyasi hareketi ne hedefliyor? Kürt sorununu nasıl tanımlıyor? Yanıt ana hatlarıyla belli:

Siyasi egemenlik (örneğin özerklik), muhatap alınma, Kürtlerin siyasi vasisi olma…

Şüphe yok ki, bunlar, ana dilde eğitim benzeri kültürel nitelikli haklardan farklı olarak siyasi ve kullanımı itibariyle kollektif nitelikli haklardır.

Devletin, siyasi iktidarın "Kürt sorunu ve sorun çözümü algısı" ise, biliyoruz ki, kültürel haklar ve bunların bireysel kullanımıyla sınırlı…

İki farklı kutup, iki farklı kuvvet, kesişmeyen projeler…

Bunların üretttiği "siyaset dışı durum" sanıldığından daha vahimdir aslında…

Şöyle: Kürt siyasi hareketi için devletin stratejisi, hatta kültürel haklar etrafında attığı adımlar, "demokratik hamleleri" kendisini ve politik projesini tasfiye etme niyeti taşıyor. Devlet için ise "demokratik ortam" Kürt siyasi hareketi tarafından ayrımcılığa yönelmek, siyasi alanı genişletmek ve bunu meşrulaştırmak için suistimal ediliyor. Velhasıl Kürt kesim "demokratik hamleler"i eliyle geriye iterken, devlet "demokratik alan"ı sınırlayarak yol almaya çalışıyor.

Bu tespitin Kürt sorunu etrafındaki demokrasi vurgularına oranla paradokslar içerdiği açıktır.

Bunların en önemlisi Kürt sorununun "demokrasi fikri"nin, "konuşma merkezli siyaset"in yarattığı taraflarda, Kürt hareketinde ve devlette yarattığı endişe halidir.

Nitekim Kürt siyasi hareketinin, onun siyasi ayağı BDP'nin benimsediği sorun tasavvuru ve benimsediği yöntem ortadadır: Alan kontrolü ve savaş siyaseti, Kürtlere dönük "mağduriyet ve şiddet" ikilisi üzerine oturan bir kuruculuk işlevi…

Siyasi iktidarın Kürt sorunu ufku ise "dar"dır. Kürtsüz bir Kürt sorunu tasavvuru, taraf ve muhatap olmadan sadece arz etmeye, vermeye dayalı, teknik bir hizmet politikasına indirgenmiş bir bakış bu ufku tanımlamakta, bu ufuk ise AK Parti'nin benimsediği "sorun çözme yöntemi"ni şekillendirmektedir.

O zaman kabul edelim, diyalog, temas, etkileşim, çözüm merkezli bir siyaset anlayışından alabildiğine uzaktayız.

Kimilerinin "siyaset" adı verdikleri şey ise aslında güç startejilerinden, savaşcı taktik ve politikalardan öte değil.

O zaman en önemli mesele hala, Kürt sorununa ilişkin olarak, tarafların ne konuşacağı bir yana, nasıl konuşacağı, nasıl bir araya geleceği, hatta o tarafların kim olduğu meselesidir.

Açlık grevleri gibi insani olarak kabul edilmesi zor bir eylem bu nedenlerle meydana geliyor. Ve yine bu nedenlerle bu grevin nasıl sona erdirileceğine dair bir fikir kırıntısı bile üremiyor. İnsan, toplum ve sorun, savaş ve çatışma diline esir oluyor.

Ve bugün açlık grevleri her gün insanların bir yanını alıyor, kitlesel yaralanmaya, imhaya doğru ilerliyor, sistemi ve toplumu damgalamaya hazırlanıyor…

Kürt siyasi hareketinin başlattığı bu eylemi kendi başına durdurması mümkün görünmüyor. Siyasi iktidar talepler karşısında eğilecek gibi durmuyor.

Bunun yanında işin çatışma boyutu da büyüyor, önceki gün Bursa'da, dün Edirne'de yaşanan halk arası gerginlikler, ciddi birer uyarıdır…

Peki ne yapmalı?

Bir öneri:

BDP'liler bir yana, mecliste farklı partilerdeki tüm Kürt milletvekilleri bir akil adamlar grubu oluşturamaz mı? Milletvekilleri böyle bir inisiyatifle Kürtleri, eylemcileri etkileyemez mi? Hükümete konuşma koşulları konusunda telkinde bulunamaz mı?

Yeni, sivil, yaratıcı diyalog yolları bulunmazsa geç olacak, sorun büyüyecektir…

Fikir beyan etmek, tavır almak, taraf olmak yetmiyor…

Bir yol bulmak zorundayız…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.