1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Mazluma dini sorulmaz!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Mazluma dini sorulmaz!

A+A-

1992’nin yazıydı. Bosna-Hersek, referandumla Yugoslavya’dan ayrılmaya karar vermiş, bunun üzerine Sırplar Bosna’ya saldırı başlatmıştı. Müslümanlar savunmasız ve zayıftı.

 

Bir gün Cağaloğlu’nda yanıma iki genç geldi: Burhan Metin ve Ahmet Faruk Yanardağ. Bir şeyler yapmamız gerektiğini söylediler. Ne yapabiliriz diye sordum, ancak yazıp çizip anlatabilirdik. İki genç bundan fazla şeyler de yapabileceğimizi söylediler: “Sen ilk adımı atarsan birçok insanı, kanaat önderini, yazarı bir araya getirebiliriz.” Fikir bana makul geldi, hemen kabul ettim. Cevat Özkaya’ya koştum, o dünden hazırdı. Derken Hüsnü Kılıç, Osman Bostan, Abdurrahman Arslan, Nurettin Yaşar ve daha birçok arkadaşı bir araya getirdik. Süleyman Gündüz, o gün bir araya gelen isimlerin büyük çoğunluğunu 4 Mart 2012 tarihli Yeni Şafak’taki köşesinde saymış.

Uzun görüşmelerden sonra “Bosna Dayanışma Grubu”nu oluşturmaya karar verdik. Grup “Bosna davasını anlatacak, kamuoyunu bilgilendirip hassasiyetini artıracak ve yardım toplayacaktı.” Bosna hakkında bilgi toplamaya başladık, sonradan bizim hariciyenin dahi sınırlı bilgilere sahip olduğunu anladık. Kısa zamanda, Türkiye’nin her tarafında muazzam bir enerji harekete geçti. Geçen hafta Sakarya Bosna Dayanışma Derneği, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin başta olmak üzere birçok kişiye Bosna davasına yaptıkları katkılar dolayısıyla plaket verdi. Sağ olsunlar, düzenledikleri geceye beni de davet ettiler, Abdurrahman Dilipak’la bize de plaket verdiler. Çok duygulandım.

Bosnalılara yönelik katliam başladığında, Yugoslavya’dan bir şekilde ayrılan diğer bölgelere göre Boşnakların çok daha büyük bir acı yaşayacaklarını tahmin etmiştik. Boşnaklar bu acıyı sadece Müslüman olduklarından dolayı yaşadılar. Bundan hareketle Bosna davasını şu sloganla kamuoyuna duyurmaya çalışıyorduk: “Bosna ikinci Endülüs olmasın!” Belki Endülüs kadar değil, ama ona yakın katliamlar yaşandı. 250 bin şehid, 170 bin sakat, 2 milyona yakın mülteci ve 50 bin civarında tecavüze uğrayan Boşnaklı Müslüman kadın ve genç kız. Avrupalıların sesi çıkmıyordu, çünkü Avrupa’nın göbeğinde Müslüman bir devlet istemiyorlardı. Son anda ABD müdahale etti, ama tam Müslümanlar kesin zaferi elde edecekken, onları engelledi, sözde Müslümanları kurtardı. 21 Aralık yazısında Süleyman Gündüz, İslam aleminde acımasızca kıyılan Müslümanları sayıyordu. Afganistan’dan Filistin’e, Çeçenistan’dan Suriye’ye, Irak’tan Lübnan’a kadar. Güzel diyordu: “Toprağa düşürülen her çocuk bizimdir.” Geçen sene 28 Aralık’ta Uludere’de “ne şekilde vurulduğu”nu hâlâ anlayamadığımız 17’si çocuk 35 kişinin acısını yüreğimizde taşıyoruz. Olayın hâlâ vuzuha kavuşmamış olması, bir “özrün dahi esirgenmesi” kabul edilebilir değil. Uludere bir milat, kimse neler olup bittiğini örtbas edemez. Günün birinde elbette her şey açığa çıkacak, bu dünyada olmasa bile öbür dünyada anlaşılacak ve kim bu katliama karıştıysa Hakimlerin Hakimi’ne hesap verecektir. Müslüman olmak bütün Müslümanları yekvücut bilmektir. Zulme maruz kalanların etnik kökenlerinin, kavim veya bölgelerinin bir önemi yoktur. Filistin’e ağlayıp Halepçe’ye gözyaşı dökmeyenler, Karabağ’da katledilenlerin acısını yüreğinde hissetmeyenler; Bosna veya Afganistan, Somali veya Yemen, Bahreyn veya Irak, Suriye veya Keşmir için aynı hissiyatı taşımayanlar dinin evrensel kardeşliğinin ne olduğunu tam kavramış sayılmazlar. Müslümanlar sadece din kardeşleri için değil, hangi dinden ve ırktan olursa olsun, zulme uğrayan herkes için de acı hisseder, kendilerini onların yardımına koşmakla yükümlü hisseder. Çünkü prensip şudur: Mazluma dini sorulmaz!

a.bulac@zaman.com.tr

 

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.