1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Mazlum-Der'den YSK'ya Tepki
Mazlum-Der'den YSK'ya Tepki

Mazlum-Der'den YSK'ya Tepki

A+A-

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) 19 Mart 2009 tarihinde “başörtülü kadınların sandık başında görev yapamayacaklarını” belirten genelgesi ile ilgili olarak Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı Seher Akçınar Bayar bir açıklama yaptı.

Bayar, açıklamasında; “Siyasi Partiler tarafından sandık kurullarına üye olarak bildirilen görevlilerin; sandık alanının “kamusal alan” olması ve sandık kurullarında görev alanların da “hizmet veren” konumunda bulunmaları iddiası nedeniyle başörtülü kadınların sandık başında görev yapamayacaklarının” açıklandığı YSK Genelgesine tepki gösterdi.

Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı Seher Akçınar Bayar yaptığı yazılı açıklamada, YSK genelgesini hatırlatarak; “Türkiye'de din özgürlüğünün en çarpıcı biçimde ortaya çıktığı ve birçok insanı etkileyen boyutu ile başörtüsü yasağı mevcuttur. Bu yasak nedeniyle okulunu, işini ve sağlığını kaybeden, mezun olamadığı gibi, mezun durumunda olupta ilgili meslek dallarında mesleğini icra edemeyen kadınların olduğu açıktır. “Ya aç Ya terk et” gibi zorlayıcı dilemmalar ile başörtülüler baskı sürecinden geçerken , “Haydi kızlar okula” kampanyalarıyla “Haydi başörtülüler evlerine” gibi bir ayrımcılıkla mağdur edilmektedirler. Bu yasağın en çarpıcı biçimde açığa çıktığı alanlardan biri de bu genelgedir” dedi.

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye'de kadınlar 1935'te seçme ve seçilme hakkı kazandılar. Başörtülü kadının milletvekili olamaması, başörtülü kadınların oranının %65 olduğu bir ülkede bu, kadınların siyasal temsil hakkının ellerinden alınması demek olacaktır. Yerel seçimlerde de başörtülü kadınların temsil yetkilerine sahip olamamaları ciddi bir ihlalken utanç verici ikinci bir yasakla karşılaşmış bulunmaktayız. Bu biz insan hakları savunucuları tarafından kabul edilemez bir durumdur. Zira seçimlere ilişkin 298 sayılı yasa Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun dahil olmak üzere, seçimlere ilişkin mevzuatların hiçbirisinde başörtüsünü yasaklayan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bir hükmün varlığı mevcut olsa dahi bu kabul edilemezdir.

Yine bu yasak aynı şekilde din ve vicdan özgürlüğü bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 18. maddesini de ihlaldir. İnsanlar eğer inandıkları dinin gereği olarak başlarını örtüyorlarsa, bu ibadet hürriyetinin kullanılmasından ibarettir. İbadet hürriyeti düşünce hürriyetinin özel bir alanı olan din hürriyetinin dışa yansımasından başka bir şey değildir. Bu yasakla YSK; başörtülü kadınların haklarını ihlal ettiği, onların din ve vicdan özgürlüğünü zedelediği, ayrımcılığa tabi tuttuğu, çalışmamalarına resmi gerekçe oluşturduğu, kendisini gerçekleştirmeyi kadınlar üzerinden tahakküm kurmakta haz bulan kişilere geniş bir av sahası sunduğu, kadınların kendi aralarında “ötekini” yarattığı ve dolayısıyla din temelinde halkı düşmanlığa sürüklediği için suçludur.

Ülkenin seçim sürecine girmesiyle birlikte YSK'nın yasaklamaları bununla sınırlı değildir. Nitekim en son Diyarbakır'da yayın yapan yerel kanallardan Gün TV'de; Kürtçe haberlerde Büyükşehir Belediye Başkan adayı Osman Baydemir'in Kürtçe beş dakikalık bir konuşma yapması üzerine Gün TV'ye 12 günlük bir yayını durdurma cezası verilmiştir. SPY gerekçe gösterilerek verilen ceza kabul edilemezdir. Kürtçeyi yasadışı konumuna sokan 2932 sayılı yasa yürürlükten kalktı, “yasa ile yasaklanmış dil” ibaresi anayasadan çıkarıldı. Hukuki metinlerdeki yasaklar öyle ya da böyle ortadan kalkıyor, ama yasaklarla kodlanmış zihniyetlerin özgürlüğe alışması hemen olmuyor. Kaldı ki daha değiştirilmesi gereken pek çok yasanın bulunduğunu unutmayalım. Siyasi partilerde anadilin kullanılmasını yasaklayan Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesi bunlardan biridir.

MAZLUMDER olarak şunu söylüyoruz; Devletin hücrelerine işlemiş farklılık karşıtı zihniyetten arındırılması ve bütün vatandaşların sahip olduğu haklara eşit saygı gösterir bir olgunluğa erişmesi gerekmektedir. “Kamusal alan”, “hizmet veren-hizmet alan” gibi kurmaca ve yapay ayırımların meşruiyeti ve amacı bir kez daha tartışılmalı ve bu kargaşaya son verilmelidir. YSK'da verdiği kararları toplumsal huzur ve barışı göz önünde bulundurarak vermek zorundadır."

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.