1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Mayıs 2009 İnsan Hakları Raporu
Mayıs 2009 İnsan Hakları Raporu

Mayıs 2009 İnsan Hakları Raporu

A+A-

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi İnsan Hakları Komisyonu tarafından her ay periyodik olarak hazırlanan aylık hak ihlalleri değerlendirme raporu kamuoyu ile paylaşıldı.

Değerlendirme ve bilânço olmak üzere iki dosya şeklinde hazırlanan “Mayıs 2009 İnsan Hakları Raporu”nun değerlendirme bölümünü sunuyoruz:

ÖZGÜR-DER DİYARBAKIR ŞUBESİ
MAYIS 2009 İNSAN HAKLARI RAPORU

Türkiye'de hak ihlalleri her ay artarak devam ediyor. Kemalist sistemin muhalif insanlar üzerinde uyguladığı şiddet bu ay da hız kesmedi.

Mayıs ayında Mardin korucular tarafından kana bulandı. Korucular devletin silahıyla yeni bir vahşete imza attılar. Mardin'de aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 47 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'dan Kürt sorununa ilişkin açılım sinyalleri gelirken, Kürt çocuklar "örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" suçlamasıyla yargılandılar.

Devletin; insanın doğuştan sahip olduğu haklara aykırı, özgürlüğü boğan, baskıcı, totaliter laiklik uygulaması, Müslüman kadınları hedef haline getiriyor. Başörtülü bayanlara yönelik zorbalık, sınır tanımayarak, hastane ve sınav salonlarına kadar yayıldı.

Türkiye'de yargılamalar, güvenlik güçlerinin ya da kamu görevlilerinin davaları da dâhil olmak üzere oldukça yavaş işlemekte ve bu durum adaletin gecikmesine neden olmaktadır. Ağır insan hakları ihlallerinin faili olan kamu görevlilerinin cezalandırılmayıp aklanması örneklerine bu ay yenileri eklendi.

Mayıs ayında insan hakları savunucularına yönelik baskılarda gözle görülür bir artış gözlendi. İHD MYK Üyesi Avukat Filiz Kalaycı, çıkarıldığı Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 'Kamu düzeni yararına suçu önleme' gerekçesiyle tutuklanırken, İLKAV Başkanı Mehmet Pamak'ın ise 28 Şubat darbesinin yıldönümünde gerçekleştirilen protesto eyleminde yaptığı konuşmadan dolayı hakkında soruşturma açıldı.

Devletin kaybedilenlerin akıbetleri ve sorumluların bulunması konusundaki suskunluğu devam ederken, JİTEM itirafçılarından faili meçhulleri kimlerle işledikleri, kimlerden emir aldıkları ve öldürdükleri kişileri nereye gömdükleri ile ilgili çarpıcı itiraflar gelmeye devam ediyor.

Mardin'de Devletin Silahıyla Vahşet

Bir kısmının kolluk kuvvetleri ile birlikte çeteler oluşturarak uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, adam kaçırma ve öldürme eylemleri gerçekleştirdikleri, köy yaktıkları ve boşaltılan köylerin arazilerine el koydukları TBMM Araştırma Komisyonu, Başbakanlık Teftiş Kurulu ve insan hakları raporlarına da yansıyan Geçici Köy Korucularının, mayıs ayında yeni bir vahşete imza attıkları gözlendi.

Mardin'in Mazıdağı İlçesine bağlı Bilge (Zanqırt) Köyünde Cemil ÇELEBİ'nin evinde Habip ARI ve Sevgi ÇELEBİ'nin nişan törenini silahla basan Korucular; 6 çocuk, 16 kadın (kadınların üçü hamile), 22 erkek olmak üzere toplam 47 insanı toplu halde katlettiler.

Devletin silahıyla gerçekleştirilen vahşet, Kürt sorunu ve koruculuğu tekrar gündeme getirdi. Bu katliam bir daha gösterdi ki koruculuk sistemi kardeşi kardeşe kırdıran bir sistemdir ve derhal lağvedilmelidir. Bu olay basit bir rant kavgası sonucu meydana gelmedi. Olayı işleyen sözde geçici gerçekte kalıcı Köy Korucuları, bu vahşeti bizzat devletin sağladığı güç ve verdiği silah ile gerçekleştirmiştir.

Olay Kürt sorunuyla direk bağlantılıdır. Kürt sorunu çözülmeden bu vahşetlerin bitmesi mümkün değildir. Yıllardır Kürtleri inkâr eden ve Kürt sorunu karşısında acze düşen ırkçı Kemalist devlet, bu katliamdan birinci derecede sorumludur.

İçişleri Bakanlığının verilerine göre 5314 köy korucusunun yasa dışı suçlara bulaştığı ve 2700'e yakın korucu hakkında yasal işlem yapıldığı, soruşturma açıldığı tespit edilmesine rağmen Koruculuk sisteminin yarattığı tahribat sürekli görmezden gelinmektedir.

Kürt sorununun çözülmeyişinin bu vahşetin kaynağını oluşturduğu görülmeli ve çözüm iradesi ortaya konmalıdır. GKK ile JİTEM arasındaki karanlık ilişkiler ağı açığa çıkarılmalıdır. Kürt sorununun çözümü konusunda atılacak adımla beraber GKK derhal kaldırılmalıdır. Bu korucuların tarım, orman gibi farklı kurum ve alanlarda istihdam edilmeleri sağlanmalıdır. Üretimden koparılan bu insanlar tekrardan topluma yararlı birer birey haline getirilmelidir.

Başörtü Tahammülsüzlüğü Öldürüyor

28 Şubat sürecinde yapılan yolsuzluklar bir bir ortaya çıkarken, başörtü yasağı devam ediyor. Çevik Bir'lerin, Fadime Şahin'lerin ve Ali Kalkancı'ların başörtü yasağını meşrulaştırmak için çevirdikleri entrikalar bir bir deşifre olduğu halde, sürecin ürünü olan başörtü yasağı görülmek istenmiyor.

Yasakçı darbe düzeni, İslami kimliğe ve başörtüsüne olan tahammülsüzlüğünü, her fırsatta ortaya koyuyor. Sınır tanımayan bu tahammülsüzlük mayıs ayında; okulda, mahkemede ve hastanede karşımıza çıktı.

Daha önceleri başörtülü olduğu için Medine Bircan'ı tedavi etmeyerek ölümüne neden olan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yeni bir skandala daha imza atıldı. Aynur Tezcan'ın annesinin çarşaflı olduğu gerekçesiyle tedavi edilmediği iddia edildi. Nöbetçi doktorların, eşi çarşaflı olduğu için kendileriyle ilgilenmediklerini ileri süren Kalender Tezcan, 23 Nisan'da kızı Aynur Tezcan'ı soğuk algınlığı ve ateş şikâyetiyle sağlık ocağına götürdü. Resmî tatil olması sebebiyle muayene yaptıramayan baba geri döndü. Bir süre sonra kızının fenalaştığı haberini alan Tezcan, kızının 12 yaşındayken beyin ameliyatı geçirdiği Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne gitti. Hastanede yüzlerine bakılmadığını savunan Kalender Tezcan, acil servisteki doktorun ihmali sebebiyle kızının öldüğünü iddia etti.

Diğer yandan Açıköğretim Fakültesi öğrencisi Hatice Demir, kıyafeti yüzünden ilginç bir mağduriyet yaşadı. Sınava başörtüsüyle girmesine izin verilen Demir, sonuçları beklerken üniversiteden gelen 'Kılık kıyafet kurallarına uymadığınız için 0 aldınız şeklindeki' utanç dolu belgeyle karşılaştı. Çarşaflı bir kadın ise, mahkeme salonunda hâkim tarafından kovuldu. Olay Fatih 1. İcra Ceza Mahkemesi'nde yaşandı. Naciye Sönmez'in çarşaflı olduğunu gören kadım hâkim, “Sizin Allah'ınız ve Allah'ınızın kanunları burada geçmez.” diye bağırarak Sönmez'i mahkemeden kovdu. Bu tavır başörtü yasağının kaynağını da gösteriyordu. Zira hâkim Allah'ın ayetlerine-kanunlarına karşı küstahlığını açıkça ortaya koyuyordu.

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi
İnsan Hakları Komisyonu

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.