Abdurrahman Çiçek

Abdurrahman Çiçek

Yazarın Tüm Yazıları >

Mavi Düş

A+A-

     Kocaman bir boşluktayım; bir başımayım

     Kalabalıklara küskün yalnız bir adam

     Kaygan zeminde bir yol arıyorum

     Sallanıyor insanlığın dünya tahtı

     Durdum: galiba ben sallanıyorum.

     Sonsuz bir yolculuğa başlama isteği ile yazmak isteyip de yazamadığım, dahası yazmayı beceremediğim gönül dünyamın bütün umutlarını, hayallerini bir mezarlık kapısından, bir ölüm eşiğinden geçerken mavi düşlerin kucağına bırakıyorum. Bir ucundan girip şiirin, tılsımlı kelimelerin, gönüllerin ummanında kaybolmak istiyorum. Naz makamında besteler eşliğinde, içimde, uzun gecelerden devşirdiğim ama kimseye okuyamadığım şiirler biriktiriyorum.

     Yüreğim vuslat istiyor. Gözlerimin önünde, sonsuz mesafede ama hep aynı menzile doğru bir ufuk arayan yollar… Beni sılaya doğru bir adım daha yaklaştıran… Kalbimde yolculuk hayali…

     Dünyamı, dolayısıyla kendimi aklamaktan vazgeçtiğim gün, hicret ile emrolundum. Fıtrat üzere bir yolculuk... Günahlarımdan kaçış. Tövbemin kabul merasimi... Karanlıktan aydınlığa… Dünya çok kirli ve benim kirlenmeye hiç niyetim yok.

     Ve insan ve tarih ve zulüm

     Masumların boynunda günah kemendi

     Umut, hayaller ülkesinden

     Ve su ve toprak ve ateş çemberi

     Koşup da geldim, öteler ötesinden.

     Ne zaman ki şiir bahçelerinde bülbüller görünmeye başladı; ben ki bir gönül deryasında, Endülüs fetihler için kırık-dökük sandallarımı yakarak girdim hayata. Ve Kaysların helaka uğradığı kalbi çöl akşamlarında mehtabı seyre çıktım. Eyyubi hırkamı giyerek bilge seyyahlarla beraber firkat türkülerinin yankılandığı Fırat boyunda asli bir derviş gibi dolaştım. Ben ki esmer Asya’nın kara insanlarının yakarışlarına hayran büyüdüm. Böylece düştüm aşkın peşine. Kalktım ve tekrar sokuldum mavi düşler yamacına.

     Aşk masallarında büyümüş, aşkın gölgesini gerçek zanneden şaşkınlardan değilim artık. Ama yine de bu masalsı düş dünyasından uyanmaya niyetim yok. Sılaya olan hasret ateşim, içimde bu kadar harelenmişken, vuslatın beni daha da çok yakacağının farkındayım aslında.

     Akrebin ateşi sevmesi, Şemsin yanması nasıl bir şey ise işte öyle bir şey. Şimdi içimin labirentlerinde kaybolmanın verdiği hicran yarası ile kendimi yalnızlığın, ıssızlığın içine atıyorum. Ancak ıssızlık arındırır beni. Ancak pişmanlık paklar beni. Duygu yoğunluğunun, gözyaşının, pişmanlıkların ve dahası günah ile tövbenin birbirine karıştırıldığı en tepeye çıkıyorum. Arzın doruğu bu olsa gerek. Arşa yüz sürmek bu olsa gerek.

     Koştum: Çıktım arzın başına

     Soluğumda ürperdim; son soluğumda

     Baktım: arşın kanatlarını da gördüm

     Bir bardak suda çalkalanıyor dünya

     Dondum: bakakaldım ateşin tam ortasında

     Ölülerin dirilerden utandığı şu anda

     Sustum: sadece sustum, sadece sustum.

     Güverteden başını kaldırıp ufka doğru bakan, uçsuz-bucaksız bir okyanus ortasında bir kara parçası görmek umuduyla dikkat kesilen bir kaptanın anlamlı, buğulu gözleri var bende. Biraz toprak kokusu, biraz gözyaşı, birçok şeyi yeniden diriltmeye yeter.

     Ve aşk ve gurbet ve sürgün ve gözyaşı... En uzağı, en yakın eden gönül köprüsü: Dua, temenni…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum