1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. ‘Makbul gazetecilerin’ sıkıntısı
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

‘Makbul gazetecilerin’ sıkıntısı

A+A-

Genelkurmay Başkanlığı’nın geçen haftaki bilgilendirme toplantısına davet edilen ‘makbul gazeteciler’ herhalde muhatap oldukları konuşmanın birçok noktasında utangaçça gülümsemek durumunda kalmışlardır. Çünkü bu gazetecilerin de, her ne kadar askeriye tarafından ‘makbul’ sayılsalar bile, sahip oldukları düşünme ve analiz yeteneklerinden öyle kolayca feragat edeceklerini varsayamayız.


Bu ilginç anlardan biri muhakkak ki Genelkurmay’dan sızan belgelere ilişkin olarak yapılan yorum sırasında yaşanmıştır. Genelkurmay Başkanı’na göre ‘bazı kişisel hatalar’ olabilmekte imiş ama önemli olan ‘bu hatayı arayıp bulup, gereğini yapmakmış’. Nitekim aynı sorun NATO’da da varmış ve bu konuda yapılmış bir çalışmadan da yararlanılacakmış... Ulus-devlet sistematiğinin ürettiği sahte güvenlik sorunlarını bir yana bıraksak bile, herhangi bir ulus-devletin kaçınılmaz olarak istihbarat güvenliğine önem vermesi gerektiği yadsınamaz. Son kertede çatışmak durumunda kalacak olan devletlerin birbirlerinin askerî yetenekleri hakkında bilgi biriktirmek istemesi ne denli doğalsa, bunu engellemeye çalışmak da o denli mantıklı...


Ne var ki söz konusu açıklama askerî sırlara ilişkin değil... Türkiye medyasına sızmış ve yayınlanmış olan hiçbir askerî sır yok. Burada tartışılan, askerlerin en azından bir grubunun da içinde bulunduğu sistematik darbe girişimlerine ait bilgilerin sızması... Yani askerlerin de dahil olduğu bir anayasal suçun açığa çıkarılması ve dolayısıyla kamuoyunun söz konusu demokrasi karşıtlığının farkına varmasının sağlanması. Diğer bir deyişle ortada büyük bir gazetecilik ve yurttaşlık hizmeti var. Genelkurmay Başkanı ise bu bilgi sızmasının ‘kişisel bir hata’ olduğunu, önlenmesi gerektiğini söyleyebiliyor. Oysa herhalde ‘makbul gazeteciler’ bile, asıl söylenmesi gerekenin bu tür darbe girişimlerini yaşatmamak olduğunu akıllarından geçirmişlerdir.


Diğer taraftan belki de o toplantıdaki hazirun, iş bu noktaya varmadan mesleki bir depresyonun eşiğinde çoktan dolaşmaya başlamış da olabilirler. Çünkü Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasında öylesine basmakalıp vurgular var ki, duyduğunuz hiçbir şeyin haber olmadığını size söylüyor... Anlaşıldığına göre TSK’nın laik sistem ile ilgili düşüncesi ‘dün neyse, bugün de o, yarın da o olacakmış’. Bu cümleyi veri aldığınız andan itibaren 27 Nisan muhtırası ile ilgili söylenen sözü de yadırgamıyorsunuz. Meğerse o bildiri ‘TSK adına Genelkurmay Başkanı tarafından’ yapıldığı için yorumlanması da söz konusu olamazmış... Nihayet bu tür bildiriler de zaten ‘ihtiyaç neyse o yapılır’ mantığının gereği imiş...


Yıllardan beri askerler bu tür sözleri bir ‘sağlamlık’ etkisi yaptığını düşünerek söylüyorlar. Ayrıca muhtemelen stratejik olarak da önlerinde başka bir davranış kalıbı olmadığını düşünüyorlar. Ama bilmeleri gerek ki, ‘makbul gazeteciler’ açısından bile yarattıkları etki bu değil... Çünkü bu sözler birarada ele alındığında TSK’nın laikliği, siyaseti vesayet altına almak üzere bir ideolojik hegemonya aracı olarak kullanma ve bunun doğrultusunda ‘gerekli’ adımları atma konusunda ısrarcı olacağı anlaşılıyor. Bunun anlamı ‘gerekirse’ darbe teşebbüsüne de cevaz veren bir siyasi algılama ikliminin ordu içinde devam ettirileceğidir. Aynı anlayış doğrultusunda geçmiş darbelere sahip çıkan, başarısız olanları ise tartışmaktan kaçarak onaylayan bir tavrın sergilenmesi de şaşırtıcı olmaz.


Bu nedenle o toplantıya katılan ‘makbul gazetecilerin’ bile hevesinin bir parça kırıldığını varsayabiliriz. Aralarında darbe destekçileri olmadığı için değil... Günümüzün dünyasında bu işin artık böyle sunulamayacağını, hiç değişmeyecek bir laiklik algısına dayanmanın bir tür dindarlık olduğunu bildikleri için. Oysa TSK’nin modern ve bilimsel olarak sunulmasına alışmış durumdayız... Ama o cenahtan gelen her konuşma ve değerlendirme meselenin farklı olduğunu gösteriyor. Mesele siyaseti ve siyaset üzerinden toplumu esir alan bir vesayet sistematiğinin deşifre olduktan sonra daha ne kadar sürdürülebileceğidir. Belki toplantıdaki ‘makbul gazeteciler’ bile bu soruyu kafalarında evirip çevirmekten kurtulamamış ve orayı önleyemedikleri bir iç sıkıntısı ile terk etmişlerdir...


Askerlerin askerlik hakkında değil de siyaset üzerine konuştukları, davetli gazetecilerin askerin siyasete bakışını merak ettiği ve her toplantıda aynı şeylerin söylendiği bir uygulamaya akredite olmak istemek de doğrusu garip bir duygu... Bunun dışında kalan bir gazetede yazmak gerçekten de bir imtiyaz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.