1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Mahkemenin zihniyeti (4)
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mahkemenin zihniyeti (4)

A+A-

Anayasa Mahkemesi’nin akıl yürütmesinin temelinde darbe rejimini ve hukukunu meşru kabul etmesi ve daha da önemlisi meşruiyetin sınırını bizzat bu darbe hukuku ile çizmesi yatıyor. Ne var ki hukuk böylesine yerelleştirilebilecek bir alan değil... Dolayısıyla söz konusu darbenin modern ve çağdaş bir ülke yarattığı ve halen geçerli olan hukukun da bu nedenle evrensel temellere dayandığı ‘laiklik’ üzerinden gösterilmeye çalışılıyor. Ancak buradaki argümanlar da sonuçta Türkiye’nin tam da rejim nedeniyle laik olamadığını ortaya koymakta... Böylece bir sıkışmanın eşiğine geliyoruz. Çare alınan ret kararının somut ve pratik nedenlerinin olduğunun kanıtlanmasında...

Nitekim gerekçe metni şu ‘delilleri’ öne sürerek istediği sonucu üretmeye çalışıyor: “(1)...Kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu... ortamlarda, farklı yaşam tercihlerine... sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşme olasılığı bulunmaktadır. (2)Anayasal düzenimizde yasa koyucuyu yasal düzenlemeye zorlayıcı bir hukuksal yaptırım mekanizması bulunmadığından... kamu düzenini koruyucu yasal önlemlerin alınmasının yasa koyucunun takdirine kalacağı açıktır. (3)...Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır. (4)...Meclis görüşmelerinde... demokratik uzlaşma yolları dışlanarak meydan okumanın ve dayatmanın yöntem olarak benimsendiği... tutanaklardan anlaşılmaktadır. (5)...Toplumsal sorunların... demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir. (Rakamları ben ekledim...)

Birinci cümle başörtüsünün farklı dinsel inançlara sahip kişiler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılma ‘olasılığını’ vurguluyor. Açıktır ki her şey uygun konjonktür ve güçle beslendiğinde ve en önemlisi zihniyetiniz buna uygunsa, bir baskı aracına dönüşebilir. Bu durumda yargının ‘her şeyi’ yasaklaması mümkündür ve neyin yasaklanacağını da bizzat yargının zihniyeti belirleyecektir. Ama bu durum zaten yargının kendisinin bir “baskı aracı olarak kullanılma” halini betimler, ki zaten yapılan da o... Dolayısıyla yargının bir olasılıktan hareket ederek bugün yaşanan, yani ‘olasılık’ değil gerçek olan bir özgürlük eksikliğini olumlaması, hukuka değil otoriter bir ideolojiye bağımlılığını ortaya koymakta.

İkinci cümle Mahkeme’nin ‘mutsuzluğunu’ ortaya koyması açısından ilginç bir tespit. Eksik olan tek kelime ‘maalesef’ olabilirdi... Çünkü Mahkeme anayasal düzende Meclis’e zorla yasa yaptırılamayacağını, bunun Meclis’in takdirine kaldığına sanki hayıflanıyor. Diğer bir deyişle ‘eğer Meclis’e zorla yasa yaptırılabilseydi, bu kararın alınmak zorunda kalınmayacağı’ ima ediliyor. Yani Mahkeme darbe rejiminin yasama üzerindeki etkisinin azalmasını telafi eden bir işleve sahip olduğunu itiraf ediyor.

Üçüncü cümlede çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, Meclis’in Müslümanların neden olduğu sorunlarda özgürlük sınırlandırmasına gitme ‘olasılığının’ az olduğu vurgulanmakta. Ne var ki bu da sadece bir olasılık ve gerçekleştiğinde de zaten hukuken, insan hakları bağlamında zorlanması mümkün. Yani Mahkeme gerçekleşmemiş bir duruma karşı Meclis’in bilinmeyen tavrını ‘veri’ alıp, bugün somut bir özgürlüğü sınırlamayı hukuksal saymak istiyor...

Dördüncü nokta Meclis’teki muhalefetin siyasi itirazlarının ve buna karşılık hükümetin yine siyaseten verdiği yanıtların hukuksal delil olarak gösterilmesi gibi bir zafiyete işaret etmekte. Çünkü bu karşılıklı söz almalar çoğu zaman ‘tartışmanın’ değil, karşılıklı duygusal kışkırtmaların sonucu olarak biçimlenmekte. Böyle bir ortamdan hareketle Meclis’in gelecekteki ‘kararının’ ne olacağını anladığına hükmetmek ise herhalde hukukla pek bağlantılı değil... Ancak anlaşılan bu ‘delil’ Mahkeme’yi rahatsız etmiyor, çünkü yüzeysel ideolojik siyasetle hukukun ayırt edilmesi gibi bir kaygıya zaten rastlanmıyor.

Nihayet son cümle; Anayasa’nın, sorunları “demokratik barışı ve uzlaşıyı” esas alan yöntemlerle çözmesi gerektirdiğini öne sürerken, Meclis’te bu doğrultuda bir ‘barış ve uzlaşı’ olmamasına dayandırıyor. Anlaşılan herhangi bir muhalif partinin ısrarı ile ‘uzlaşma’ ortadan kalkabiliyor. Oysa Meclis’in kendisi zaten bir toplumsal uzlaşma dengesinin göstergesidir. Oradaki çoğunluk toplumdaki uzlaşma yaygınlığını ima eder...

Kısacası, Mahkeme topluma bakmayı, toplumu esas almayı bilmediği için, mantığını aktörlerin muhtemel davranışlarına ve darbe rejiminin tehdit algılamasına dayandırmakta. Böylece ‘bir ihtimal’ ortaya çıkabilecek durumlar ve tutumlar yan yana getirilip, temel bir özgürlüğün kategorik olarak yasaklanması isteniyor ve ortaya eşitsizliği savunan bir ‘hukuk’ kurumu çıkıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.