1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Mahkemenin zihniyeti (2)
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mahkemenin zihniyeti (2)

A+A-

Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan ufak eklemeler gerçekte son derece utangaç bir çabanın ifadesiydi. Bu ilaveler sayesinde Türkiye’de kamu hizmetlerinden ve özellikle yüksek öğrenim haklarından yararlanma açısından ‘eşitlik’ olduğunun daha net bir biçimde vurgulanmasıydı amaç... Aslında söz konusu maddeler zaten böyle bir eşitliği içermekte, ne var ki yargı bu içeriği görmezden gelmekteydi. Dolayısıyla Meclis bu yasa maddelerine son derece genel ve kapsayıcı birer cümle eklemekle yetindi. Ama Anayasa Mahkemesi böyle genel bir eşitliğin Cumhuriyet’in temel anlayışına aykırı olduğunu, diğer bir deyişle bizdeki rejimin temelinin eşitsizlik olduğunu söyledi ve nitekim bu bakışını da karar gerekçesinde savundu.
Söz konusu akıl yürütmeyi adım adım takip edebilmek üzere, gerekçeye bakalım... Öncelikle anlamak gerek ki Anayasa Mahkemesi hukuki olmayan bir biçimde, yani böyle bir yetkiye sahip olmadığı halde iki yasa değişikliğini iptal etmekte olduğunun bilincindedir. Bu nedenle de yaptığı hukuk dışı işleme bir meşruiyet zemini bulmak zorunda. Bunun Meclis olmadığı açık... Yani Meclis iradesinin dışında ve üzerinde bir başka irade gerekiyor. Öyle bir irade ki Anayasa Mahkemesi doğrudan onunla ilişki kurabilsin, onu dolayımsız olarak temsil edebilsin...
Gerekçede şöyle deniyor: “(1)Asli kurucu iktidar ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibarıyla hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin ne olacağını belirleyen anayasa koyucu iradedir. (2)Asli kurucu iktidarın önceki Anayasa’lara bağlı olmaksızın yarattığı yeni Anayasa, temel düzen normu haline geldiği andan itibaren, tüm anayasal kurum ve kuruluşların dayanağı haline gelir. (3)Anayasa’nın öngördüğü ve öğretide kurulu iktidar olarak tanımlanan yasama, yürütme, yargı organları ile bunların alt birimlerinin asli kurucu iktidarın yarattığı ‘hukuksal otorite’ sınırları içinde hareket etmeleri, işlem ve eylemlerinin hukuksal geçerlilik kazanabilmesinin önkoşuludur.” (Rakamları kolaylık amacıyla ben ekledim...)
Birinci cümle bizlerin hâlâ bir türlü idrak edemediği ve itiraz ettiği bir ‘gerçeği’ vurgulamakta. Anayasa Mahkemesi’ne göre bu ülkede siyasi iktidar sanıldığı gibi Meclis’te cisimleşmez! Onun dışında ve üstünde başka bir iktidar vardır ve buna ‘kurucu iktidar’ denir. Bu esas iktidarı “ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlerle ortaya çıkan kesintiler” yani darbeler biçimlendirir. Darbeler hukukla bağlı olmadıkları gibi, hukuku da belirlerler. Anlaşılan Anayasa Mahkemesi açısından darbelerin hukuk dışı hiçbir niteliklerinin olmaması bir yana, bizzat hukukun oluşması için bile darbeye ihtiyaç bulunmaktadır. Geçenlerde bir yüksek yargı mensubunun (belki aileden de gelen bir temayülle) darbeyi savunmasını herhalde artık yadırgamıyoruz... Çünkü ülkenin en üst yargı organına göre, hukuk toplumsal bir uzlaşmanın değil, ayrıcalıklı bir grup insanın yasa dışı iradesinin sonucu olarak ortaya çıkabiliyor.
İkinci cümle söz konusu darbecilerin eski anayasalara bağlı olmadan hukuk oluşturma haklarının olduğunu ifade etmekte. Diğer bir deyişle Anayasa Mahkemesi’ne göre darbe yapmak bir suç değil, çünkü başarılı darbeciler eski anayasa ile bağlı olmaktan çıkıyorlar. Bilemiyoruz başka ülkelerde böylesine açıkça darbe destekçiliğini ima eden cümleler bir yargı kararı gerekçesi olarak yazılmış mıdır... Ama Türkiye’de bu pek de şaşırtıcı bir durum değil. Nitekim aynı cümlenin geri kalan kısmı, darbe hukukunun ‘doğallaşma’ hakkını pek de gocunmadan savunuyor ve bu yeni hukukun “temel düzen normu” olarak alınarak tüm anayasal kuruluşların dayanağı haline gelmesi gerektiğini söylüyor.
Nihayet üçüncü cümlede ise kuvvetler ayrılığı çerçevesinde tanımlanan yasama, yürütme ve yargının, yukarıda söylenen “temel düzen normu”nun parçası olarak, bu düzeni mümkün kılan hukuka, yani darbe hukukuna tâbi oldukları vurgulanıyor. Anayasa Mahkemesi’ne göre artık karşımızda darbenin yerleştirdiği bir “hukuksal otorite” var ve her kurum ancak bu ‘otoriteye’ uyumlu davrandığı takdirde hukuksal geçerliliğe sahip işlemler yapabilir. Diğer bir deyişle ‘evrensel hukuk’ vs. bizi hiçbir biçimde bağlamaz! Bir işlemin ‘hukuksal’ olup olmadığı, darbenin yerleştirdiği düzene ne denli uygun olduğuyla bağlantılıdır. Kısacası hukukun menşei bizzat darbenin kendisidir...
Bu hukukun kollanması ve savunulması ise doğal olarak yargı kurumlarına ve en başta da Anayasa Mahkemesi’ne düşecektir. Söylenen şey, nasıl elimizde bir darbe anayasası varsa, aynı şekilde karşımızda da bir darbe yargısının olduğudur. Hukuk ise, bu dünyada henüz kendine yer açamamış romantik bir kavram gibi duruyor... Anayasa Mahkemesi ise kendisine atfettiği “asli kurucu”nun vekili rolünden çok memnun olmak bir yana, bunu ‘hukuk’ sanıyor...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.