1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Mahkemenin zihniyeti (1)
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mahkemenin zihniyeti (1)

A+A-

Anayasa Mahkemesi herhalde ‘ince’ bir siyaset izlediğini düşünerek, başörtüsünü ‘normalleştirecek’ Anayasa değişikliğini reddeden kararının ve AKP’ye laikliğe aykırı davrandığı için para cezası hükmettiği kararının gerekçelerini neredeyse aynı anda kamuoyuna sundu. Belki de böylece her iki kararın da birbirini desteklediği izlenimi yaratılmak istendi. Oysa AKP kararı zaten yeterince hukuk ‘ötesi’, hatta mizahi bir durumu ifade etmekte. Hem Cumhuriyet’in temel ilkesi dediğiniz ‘laikliğin’ bir siyasi parti tarafından defalarca suistimal edildiğini iddia edeceksiniz, hem de bunun cezasının parasal olduğunu söyleyeceksiniz... Bu karar parası olanın Cumhuriyet’i değiştirebileceği, züğürtlerin de bu Cumhuriyet’e razı olması gerektiği gibi abuk noktalara kadar giden geniş bir edebiyat yaratacak kadar hukuk dışı...
Ancak ‘başörtüsü kararı’ olarak algılanan diğeri böyle mizahi değil... Aksine bu karar Türkiye’deki rejimin gerçek yüzünü saklayamayacak kadar samimi bir itiraf... Önce söz konusu Anayasa değişikliğini hatırlayalım: Öneri tüm vatandaşların genelde kamu hizmetlerinden ve özelde de yüksek öğrenim hakkından ‘eşit’ bir biçimde yararlanmalarını öngörmekteydi. Anayasa Mahkemesi böyle bir eşitliğin Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden olan laikliğe aykırı olduğunu söyledi. Yani bizdeki Cumhuriyet’in temelde eşitsizliğe dayalı olduğunu, dolayısıyla hukuksal pratik açısından ayrımcılığı ima ettiğini itiraf etti.
Anlaşılıyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin çoğunluğu, ‘vatandaşı’ değişmez bir devlet tanımı çerçevesinde kabullenmekle kalmıyor; bu vatandaşlık özelliklerinin dışında olduğunu düşündükleri insanların haklarının kısıtlanabileceğine inanıyor. Ama daha da ilginci söz konusu vatandaşlık tanımında Meclis’in hiçbir tasarrufunun olamayacağını, diğer bir deyişle Meclis yoluyla eksik vatandaşlara vatandaşlık hakkının verilemeyeceğini; kısacası kimin makbul vatandaş olup olmadığına Meclis’in değil kendilerinin temsil etmekte oldukları bir üst iradenin karar verebileceğini söylemiş oluyor.
Bu epeyce ilginç bir duruş... Çünkü belki de ilk kez yargının en üst organı bizlerin ‘cumhuriyet’ dediği rejimin gerçekte bir tür ideolojik diktatörlük olduğunu gocunmadan belirtmiş ve hatta bu durumu savunmuş oluyor. Karardan sonra yapılan eleştirilerin bu bağlamda niçin işlevsiz olduğunu da dolayısıyla anlamış oluyoruz. Söz konusu eleştiriler, Anayasa Mahkemesi’nin herhangi bir yasa değişikliği teklifini ancak şekilsel olarak denetleyebileceğini, bu şekil şartlarının da ‘teklif çoğunluğu’, ‘oylama çoğunluğu’ ve ‘ivedilikle görüşme yasağı’ olduğunu vurguladılar. Bunlar Meclis’te yasa değişikliği kararı alınırken uyulması gereken prosedüre ilişkin kıstaslar... Diğer bir deyişle Mahkeme’nin herhangi bir yasa değişikliğini ‘içerik’ olarak denetleyemeyeceği zaten Anayasa’nın maddeleri arasında. Nitekim Mahkeme’nin yetkilerini belirten 148. maddenin var olma gerekçesi de zaten Meclis’in yasa yapma yetkisine yargı tarafından tecavüz edilmesinin engellenmesi...
Öte yandan örneğin Mustafa Şentop’un belirttiği üzere, Cumhuriyet’in ilkelerinin değiştirilemeyeceğine dair Anayasa maddesi, bu bağlamda bir denetleme prosedürü üretmemiş ve Anayasa Mahkemesi’ne de böyle bir yetki vermemiş durumda. ‘Teklif dahi edilemeyecek’ maddelerin olması zaten ne kadar kabul edilebilir ayrı konu, ama böyle maddelerin meşruiyetini kabullensek bile bu durum Meclis’in kendisine yönelik bir özdenetim hassasiyetinden fazlasını hukuken ima edecek güce sahip değil...
Kısacası Anayasa Mahkemesi’ne hukuku, Anayasa’yı veya kuvvetler ayrılığını hatırlatmak tamamen anlamsız... Çünkü Mahkeme bunları unutmuş değil. Aksine Mahkeme son kararda gösterdiği tutumu ‘bilerek’ alıyor, Anayasa’yı ve yasaları ‘bilerek’ bu şekilde yorumluyor. Dolayısıyla da bütün bunların hukukla ve hukuksal akıl yürütmelerle hiçbir ilgisi yok...
Önümüzdeki yazılarda açıkça göreceğimiz üzere, Anayasa Mahkemesi kendisini kuvvetler ayrılığı ilkesi ile sınırlanmış hissetmiyor. Mahkeme’nin kendisiyle ilgili tasavvuru, demokrasi mekanizmasının ‘üzerinde’ bir organ olduğu şeklinde. Bunun anlamı topluma karşı sorumlu olmayan, hatta topluma muhatap olması gerekmeyen bir yargı kurumsallaşması yaratıldığıdır. İyi de, o zaman bu Mahkeme kime karşı sorumlu? Yanıt biz sıradan vatandaşların ulaşamayacağı bir manevi otoriteyi ima ediyor... Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri, kendilerinin Tanrı ile başbaşa olduklarını düşünen Kardinallere benziyorlar. Dinin gereklerini bilenler onlar... Ve tabii makbul dindarın da nasıl olacağını onlar söylüyorlar...
Laikliği korumak üzere yola çıkan ve sonuçta bizzat laikliği bir din haline getiren bu bakış, ilginç bir biçimde Cumhuriyet’in de ‘temel ilkesi’...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.