1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. MAĞRURİYET VE MAĞDURİYET
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

MAĞRURİYET VE MAĞDURİYET

A+A-


“Salih’in kavminden iman etmeyip kibirlenen(müstekbir)ler, içlerinden iman edip zayıf bırakılan (Mustaz’af)lara alay yollu şöyle dediler:

- “Siz, gerçekten Salih’in Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu mu biliyor(inanıyor)sunuz?”

-“Onlar da; “Biz, doğrusu (sadece O’nun peygamber olduğuna değil) O’nunla gönderilen her şeye iman eden/bilenleriz.” Dediler.”

“Büyüklük taslayan (Müstekbirler de şöyle) dediler:”

-“Biz de gerçekten sizlerin inandığınızı tanımayan/inanmayanlarız!” (A’raf, 75-76)

Veciz ve aziz Kur-an’ın ifadesi ile hakikatin ölçülerini tanımayıp, asi olan ve gurura kapılan mağrurların/müstekbirlerin/gaasıpların haleti ruhiyesi!

Tarih boyunca insanoğlundan kimileri kibir/gurur bataklığına saplanarak pek çok zulümlere, haksızlıklara ve bağnazlıklara imza atmıştır. Kibir bataklığına saplanan mağrurların/müstekbirlerin çokluğu oranında, bu müstekbirlerin zulüm ve bağnazlıklarına maruz kalan mazlum, mustaz’af ve mağdurların da sayısı/oranı çoğalmıştır.

Tarih boyunca müstekbirler (kendini insanlardan üstün görenler, güç kullananlar ve zorbalık yapanlar), mağrurlar (gururlu olanlar, kendilerini diğer insanlardan daha değerli görenler) adaleti ya tanımamış, ya reddetmiş veya adaleti kendi heva ve hevesleri doğrultusunda eğip-bükerek istedikleri bir kıvama getirmişlerdir/zulüm aracına çevirmişlerdir. Yani sonuç olarak her ne yapmışlarsa insanlara zulüm yapmışlardır, haksızlık etmişleredir ve adaletin, hakkaniyetin katili olmuşlardır.

Mağrurlar, en başta ilahi adalete sırt çevirmek/yok saymak suretiyle zalim olmuşlardır. Zira en büyük zulüm, Rabbe karşı işlenen zulümdür. Yaratanı bilmeyenler, takmayanlar; yaratılanları asla bilmezler, takmazlar ve önemsemezler. Bu haleti ruhiyedir ki bunlar insanlığın güven ve huzurunu kaçırmakta, insanlığa rahat yüzü göstermemektedirler.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz ki o zalimler kurtuluşa eremezler.” (En’am suresi, 21)

İnsanlar genel olarak, ya Allah(cc)’a kul olup Rabbine “muti”, ya da Allah(cc)’a karşı yalan uydurup insanlığın yüzkarası ve Allah(cc)’a indinde “asi” olmuşlardır. İnsanlar arasındaki bu iki kutupluluk, Habil ve Kabil ile başlamış olup, elbette ki kıyamete kadar da devam edecektir.

Mağrurluğun günümüzde yeryüzünü bir zindana/cehenneme çevirmesi, insanları yeni kurtuluş yollarını aramaya sevk etmektedir. Zira yeni bir kurtuluş çaresi/çıkış yolu bulunmazsa, insanlık artık her şeyiyle tükenmeye doğru yol almaktadır.

Günümüz insanlık âleminde mağruriyetin yol açtığı nice mağduriyetlerden sadece birkaç örnek vermeye çalışalım:

Avrupa da kadına şiddet akıl almaz bir seviyeye gelmiştir. Örneğin Danimarka’da 15 yaşını dolduran kadınların % 52’si, Finlandiya’da %47’si, Almanya’da %35’i, Fransa’da %44’ü, Hollanda’da % 45’i, şiddete maruz kalmaktadır. Türkiye’de hayatının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalanlar ise %36’dır. (Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı, 2014 Yılı Raporu)

Dünyada her bir saatte 55.54, günde 1333 kişi cinayetlere kurban gidiyor. (Brezilya Merkezli Igarape Düşünce Kuruluşu 2012 Yılı Dünya Cinayet Haritası Raporu)

Dünyadaki en zengin 42 kişinin malvarlığı, yaklaşık dünya nüfusunun %50’sine tekabül eden 3,6 milyar insanın malvarlığına eşittir! En zengin 10 ülkenin geliri de, en fakir 10 ülke gelirinin tam 77 katıdır. (Küresel Adaletsizlik Dünya Yoksulluk ve Eşitsizlik Raporu 2018)

Dünya Bankasının araştırmalarına göre 2010 Yılında en fakir ve en zengin ülkelerin kişi başına düşen GSMH şöyledir: Norveç; 58.500 dolar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti: 290 dolardır.

Bu veriye bakıldığında en zengin ülkenin en fakir ülkeye göre GSMH % 20174 (yüzde yirmi bin yüz yetmiş dört) oranında daha fazla olduğu görülmektedir.

Yukarıdaki verilere rağmen dünyanın en müreffeh ülkelerinde soygun, cinayet, intihar, gasp, uyuşturucu, cinsel taciz vb gayri insani vakıalar daha fazla işlenmektedir. Hak ve adalet duygusundan yoksun insanlar, lüks yaşamla huzurlu yaşamı birbirine karıştırmakta ve huzuru yanlış yerde yani insani erdemlerde değil lüks ve konforda aramaktadırlar.

Tekrar verilere bakalım: BM’ ye bağlı Dünya Gıda Programı WFO – (World Food Programme) 2011 yılı ve Washington Üniversitesi, Sağlık Ölçü Bilimi ve Değerlendirme Enstitüsü (İHME) 2013 yılı istatistiklerinin sonuçları:

Dünya Nüfusu yaklaşık olarak: 7,063,231,000 kişi.

Yetersiz beslenen/açlık sınırında olan insan sayısı yaklaşık: 908,283,000 kişi.

Bu verilere göre Dünya nüfusunun takriben % 14’ü açlık/yetersiz beslenme sınırındadır.

Dünyadaki aşırı kilolu (obez) insan sayısı: 2.100.000.000 (iki milyar yüz milyon) kişi civarındadır.

Bu verilere göre Dünya nüfusunun takriben %30’u aşırı kilolu/ obezdir.

Bir yılda açlıktan 7.447. 615 kişi ölmektedir! (WFO 2011 Yılı)

Bir günde Dünya’da açlıktan ölen insan sayısı 3,992 kişi, bir saatte Dünya’da açlıktan ölen insan sayısı ise 166 kişidir!

Başka bir istatistiğe bakalım:

Dünya yüzölçümü: 510.100.000 km²’dir.

Dünya nüfusu: 7.142.538.000 (2017). Kilometre kare başına yaklaşık olarak 14 kişi düşmektedir.

Türkiye Yüzölçümü: 783.562 km²’ dir.

Nüfusu: 80.810.000 kişidir. (2017 verileri) Kilometrekareye düşen kişi sayısı yaklaşık 102 kişidir.

Dünya nüfus yoğunluğu Türkiye gibi olsa, Dünya’da 52 milyar civarında insan yaşayacaktır.

Hindistan Yüzölçümü: 3.287.000 km²’dir.

Nüfus: 1,339.000.000 kişidir. (2017) Kilometrekare başına düşen kişi sayısı yaklaşık 426 kişidir

Dünya nüfus yoğunluğu Hindistan gibi olsa, nüfusu 217.26 Milyar civarında olacaktır.

ABD Yüzölçümü 9.629.000 km’dir.

ABD Nüfusu: 317.593.000

Kilometre kare başına düşen kişi sayısı:33

Dünya nüfus yoğunluğu ABD gibi olsa, Dünya nüfusunun 17 milyar civarında olması gerekir.

Dünyada bunca hüznün, sıkıntıların, katliamların, açlıkların, sürgünlerin, gözü dönmüşlüklerin olmasının nedeni; ilahi adaletin insan hayatından dışlanarak, beşeri heva ve heveslerin insan hayatına hükmetmesidir. Bütün bu mağrurlukların sınır tanımaması dır ki, nice acımasızca mağdurlukların yaşanmasına temel oluşturmaktadır.

Allah(cc)’ın arzı, bu günün insan nüfusunu kat be katını rahatlıkla barındırabilecek genişliktedir. Allah(cc)’ın nimetleri de bu günkü insan nüfusunun kat be kat insan sayısını besleyebilecek bolluktadır! Ne yazık ki Âlemlerin Rabbinin koyduğu sınırları tanımayan, ölçülerine aldırmayan, kurallarını inkâr eden; zalim, asi, şaki, mağrur ve gözü dönmüş insanlar tarafından adalet rafa kaldırılmış, haksızlık ayyuka çıkarılmış bulunmaktadır.

Müstekbirlerin ana karakteri her daim zulmetmektir. Ama işin acı olan tarafı şudur ki; bu zulmün, kendisini Müslüman olarak takdim eden bahtsız kimseler tarafından da işleniyor olmasıdır! Yine ne

hazindir ki küresel zulüm ve haksızlığın önemli bir kısmı, halkı Müslüman olan ülkelerde işlenmektedir. Oysa İslam’a zerre kadar iman eden kimse, bu tür zulüm ve haksızlıkları işlemekten, ateşten kaçarcasına kaçınmak ve kendisini bu tür hal ve davranışlardan korumak olmalıdır!

Ebû Zer (r.a) ’den rivayet edildiğine göre Allah Resulü(sav), Allah (cc)’ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Ey kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu, sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz!” (Müslim, Birr, 55)

Mağrurluk çok amansız bir hastalıktır. İnsanın damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşarak, iblisin görevini üstlenmişçesine nefsi galeyana getirir. Aziz Kitabımızda Hz. Yusuf’un diliyle şöyle buyrulur: “Ben, nefsimi temize çıkarmam! Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder! Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan ve çok merhamet edendir! Dedi.” (Yusuf, 53) Mağrurluk, elbette ki Rabbinin ölçülerinden uzak, nefsin esiri olma halinin ötesinde bir şey değildir.

Mağrurluk/nefse esirlik, ne hakkı dinler ne hukuku! Gurur/mağrurluk, Rabbin ölçülerine şakice bir başkaldırıdır. Gurur, kişi için iki dünyada da büyük bir hüsrandır. Zararın esası mağrurun kendisine olmaktadır. Bu tür insanlar, nefisleri tarafından çepeçevre kuşatılmış olmalarından dolayıdır ki, bu zararın farkına varmazlar/varamazlar. Zira gurura kapılan birisi, üstünlüğü takvada olduğunu beyan buyuran ilahi gerçeğe karşı cephe almış olmakta ve cahilce nefsinin, şeytani hile ve de’siselerinin oyuncağı haline gelmiş olmaktadır. Bu hastalığa müptela olanlar, toplum içinde birer ur haline gelmiş kimselerdir. Her türlü fücur ve isyanın, her türlü zulüm ve işkencenin, her türlü batıl fikir ve düşüncelerin mahkûmu olup, insanlara yük, eza ve cefa olmaktan başka bir işlevleri olmamaktadır!

Bu gün gerek ülkemizde ve gerekse yeryüzünde nice mağdur, mahrum ve mustaz’afların varlığı/çokluğu, büyük ölçüde mağrurların zalimane, gaddarane, şakiyane tutum ve davranışlarından kaynaklanmaktadır. Hassaten Müslüman ülkelerde bunların fazla yaşanıyor olması, Müslümanlık iddiasında bulunan bizlerin hayatını yeniden gözden geçirmemizi, Rabbimizin bu konudaki emirleri ve Efendimizin bu konudaki uygulamaları doğrultusunda yeniden biçim vermemizi zorunlu kılmaktadır.

Ebu Hureyre(ra)’dan rivayet olunur ki, Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir kimsenin Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, kötülük olarak kendisine yeter.” (Müslim, Birr, 32)

Rabbimden, emrolunduğumuz hal üzere olmaya bizleri müyesser kılması dualarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.