1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. MAĞFİRETE KOŞUN!
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

MAĞFİRETE KOŞUN!

A+A-

Bir adam Hz.Halid bin Velid’e(ra):
“Falanca adam senin hakkında konuştu” dedi. Hz. Halid:

“Kendi sayfasıdır istediği ile doldurur” dedi.

Bir adam Vehb bin Münebbih’e (ra):

“Falanca adam senin hakkında konuştu” dedi. Hz. Vehb:

“Şeytan senden başka elçi bulamadı mı?” dedi.

Bir adam Ali bin Hüseyin’e(ra):

“Falanca adam senin hakkında konuştu” dedi. Hz. Hüseyin:

“Eğer benim hakkımda söyledikleri doğru ise Allah beni affetsin. Eğer doğru değilse Allah onu affetsin” dedi.

Bir adam İmam Şafii’ye(ra):

“Falanca adam senin hakkında konuştu” dedi. İmam Şafii:

“Eğer doğru diyorsan sen dedikoducusun, eğer yalan söylüyorsan sen fasıksın” dedi.

Bir adam bir alime:

“Falanca adam senin hakkında konuştu” dedi. Alim:

“O bana ok attı ama isabet ettiremedi. Sen ise oku getirip kalbime sapladın” dedi.

Alim; “üç cinayet işledin:
1.Kardeşim ile aramı bozdun,
2.Boş kalbimi meşgul ettin,
3.Kendini de benim gözümden düşürdün” dedi.

Toplum olarak, ümmet olarak birçok manevi hastalıkla boğuşuyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz giriftar olduğumuz hastalıklardan sadece biri.İçimize adeta bir kurt gibi girmiş bu hastalıklar toplumumuzun bünyesini kemirip duruyor. Bizi günden güne daha bir güçsüz ve halsiz bırakarak yapmamız gereken birçok hayati meseleye eğilmemizin önüne geçiyor. Bizi sürekli böyle boş ve beyhude konularla meşgul edip şeytan ve dostlarının ekmeğine yağ sürüyor. Bizim kalplerimizi işgal altında tutarak birlik ve beraberliğimizin önüne geçiyor. Böl parçala yut misali bizi birbirimize etkisiz hale getiriyor. Tüm bunları yaparken ortak taraflarımızı gizleyerek asgari farklılıklarımızı gündem yaparak amacına ulaşıyor.

Tabi biz nefsimizin ve şeytanın bu oyalamacalarıyla birbirimizle didişirken aradan nesil kayıp gidiyor, gençlik gidiyor, ömür gidiyor, zaman geçiyor ve en nihayetinde ahiret hayatımız zora giriyor, hesap ağırlaşıyor, imtihan zorlaşıyor, mahkeme kızışıyor. Gidişat böyle ağır ve zor bir sona doğru gidiyorken, bizim bu tür hastalıklı halimiz sebebiyle bu dehşet verici sonu ne umursuyoruz ne de takıyoruz. Çünkü nefsi hastalıklar manevi bünyemizin bağışıklık sistemini altüst ederek bizim bu tür mühim meselelere eğilmemize fırsat bile vermiyor. Sanki ölümden sonra geri dönmek için birkaç hakkımız varmış gibi davranıyoruz. Sefalet ve sefahat kol geziyorken, ümmet bin parça halinde paramparça bir vaziyette iken biz hala sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranıyoruz.

Bu didişmeden en çok etkilenen kesimgençlik. Toplumun, ümmetin gelecekteki vaziyeti olan gençlik ile ilgili yapılması gereken çalışmalar, bizim kısırdöngü haline gelmiş kavga gürültümüzün kurbanı olmuş durumda. Bizler hevave heveslerimizin oyuncağı olup nefsi hastalıklarımızla uğraşırken gençlik şehvetin elinde maskara olmuş durumda. Bir takım medyanın sürekli kaşıyarak gündemde tutmak istedikleri cinsellik mefhumu, gençliğin yozlaşmasına sebep oluyor. Celalettin Rumi’nin dediği gibi şehvet ateşine sürekli odun taşıyıp ateşi gürleştirdiler. Şimdi de bu ateşte tüm toplum can çekişiyor. Kirlenen nesiller, anlamsızlaşan evlilikler, kararan benlikler, sonu vahşet ve cinayetlere kadar giden gayri meşru birliktelikler. Ve kirlenen toplumsal hayat.

Zaman geçiyor, yaş kemale eriyor. Zaman tünelinin sonlarına doğru artık ışığı görünce her şey daha bir netleşiyor insanın gözünde. Yaptıkların, yapmadıkların, yapamadıkların tek tek seni sorgulamaya başlıyor. Sonra geçmişteki faydasız ve beyhude uğraşılar, meseleler, çekişmeler bir balyoz misali iniyor insanın ruh ve düşünce dünyasına. Ne mutlu o insana ki, ömür sermayesinden bir gramını bile ne gıybete, ne dedikoduya, ne boş malayani meselelere ayırmamıştır. O insan ki benlik zindanından kurtulmuş, kendisini insanlığa adamış, gerisinde hoş bir seda bırakmıştır. Ne mutlu o insana ki, insanlara karşı hep hüsnü zan beslemiş, o habis şeytanın ve şeytanlaşan insancıkların tüm sataşmalarına rağmen ruhunu asla kirletmemiş, dünyada hep çile çekmiş ancak kimsenin ne düşüncesine ne de hissiyatına bar olmamıştır. Böyle insanlar belki dünya yüzü görmemişlerdir ancak ahiretin tüm yüzü biiznillah onlara dönüktür. Selam olsun böyle toprak misali mütevazı, samimi, içten adam gibi adamlara.

Biz insanlar, hızlı zamanlarımızda gözümüz hiçbir şeyi görmez, hiç kimseyi kendimize rakip tanımaz, hiç kimseye eyvallahımız olmaz. Ancak gelgör ki artık ömür belli bir yol aldıktan sonra anlarız ki hayat hiç de böyle minnetsiz, tasasız bir serüven değildir. Artık birçok gerçeği kabullenir, hayatın gerçek yüzünü anlar, ölümün soluğunu ensemizde hissederiz. Hayat bu aşamadan sonra, artık daha ihtiyatlı, daha dikkatli, daha kontrollü seyreder. Hızlı zamanlarımızdan sonra yavaş yavaş Gerçek Dost Ve Yaratıcının bize yüklediği ödev ve sorumlulukları hatırlar, bu minvalde yaşamaya çalışırız. Gerçi her ne kadar genel seyir böyle olsa da şeytan ve nefis, vs. şer ittifaklar, bizi asla rahat bırakmaz, gurur, kibir, enaniyet, riya, gıybet vb. hastalıkları bize musallat olurlar. Son anımıza kadar ayaklarımızın kayması, gönlümüzün sapması, zihnimizin bulanması için olmadık hile ve desiselerle topyekûn hücuma geçerler. İşte o zaman insan Yaradanına sığınır ve “…Nihayet tam olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında o, (dürüst ve erdemli biri olarak) "Ey Rabbim!" diye yakarır, "Bana ve anne babama lütfettiğin nimetler için ebediyyen şükretmemi ve Senin kabulüne mazhar olacak (şekilde) doğru ve yararlı şeyler yapmamı nasip et; benim soyuma (da) iyilik bağışla. Gerçek şu ki pişmanlık içinde Sana döndüm, elbette ben Sana teslim olanlardanım!"(Ahkaf 15)şeklinde yakarır.

Biz Müslümanlar, Rabbimizin “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.”(Al-i İmran 104) Emrinin muhatapları olarak, giriftar olduğumuz tüm nefsi hastalıkları, Allah’ın(cc) bizlere gönderdiği Kitabındaki şifa kaynağı ayetleri ile bir an önce tedavi ederek, bizden kaynaklanan zaafları bir tarafa bırakarak,  Rabbimizin, Peygamberimizin(sav), ümmetin, toplumun bizlere yüklemiş olduğu sorumlulukları, imanımızın gereği ve imkânlarımızın derecesince yerine getirmemiz gerekmektedir. Yol haritası çok açık: Mağfirete koşun(Al-i İmran 133), Mağfiret için yarışın(Hadid 21), Hayırlarda yarışın(Bakara 148), Allah’ın zikrine koşun(Cuma 9), İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar(Mütaffifin 26). Bırakın sallana sallana yürümeyi, Mağfirete koşun!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.