1. YAZARLAR

  2. Fikret YAŞAR

  3. Lozan antlaşmasının ihlali (2)
Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR

Fikret YAŞAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Lozan antlaşmasının ihlali (2)

A+A-

Türk Devleti Lozan (Lausanne Isvicrede bir kenttir) antlaşmasını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış ve işine gelmeyince de ihlal etmiştir. Lozan antlaşmasını en çok ve en radikal şekilde ihlal eden ülke Türkiye olmuştur, küçük çapta da Yunanistan ihlal etmiştir.

Bu Antlaşmaya göre Çanakkale ve İstanbul Boğazı silahsızlandırılacaktı. Imbros ve Tenedos şimdiki değiştirilmiş adıyla, Gökçeada ve Tavşanlı adaları Yunanistan ve Türkiye tarafından ortak idare edilecekti. İstanbul’da yasayan, Yunan, Ermeni ve Yahudi azınlıkların kendi dillerinde eğitim, mülkiyet hakları ve kendi dinlerinde rahatça ibadet etme hakları yasallaşmıştı. Türkiye’nin Suriye siniri Suriye’yi işgal eden  Fransız devletiyle anlaşılarak çizilmişti. Bu Fransız-Türk antlaşmasına göre, İskenderiye Sancağı (şimdiki adıyla Hatay ili) Suriye sınırları içinde kalıyordu.

 Lozan antlaşmasının 1. İhlali!

Türkiye’nin ilk ihlali,  (Hatay) İskenderiye Sancağı işgaliydi.

1930’lu yıllarda Avrupa, Alman, İtalyan, Macar, Romen, Hırvat, İspanyol faşistlerinin eline geçmişti. Şovenizm, militarizm, ırkçılık, etnik nefret ve şiddet had safhadaydı.

Nazi Almanyası Çekoslovakya cumhuriyetinden toprak talep etmiş ve Almanya’ya sinir olan dağlık Sudetenland bölgesini işgal etmişti. Batili güçler ise askeri ve teknoloji alanında çok güçlü olan Almanya’yı karsılarına almamak için, buna göz yummuşlardı.

Almanya’nın geçmiş tarihte yakin müttefiki olan ve şovenist Kemalist ideolojiyle yönetilen Türkiye bu faşist dalgadan nasibini almışlardır. Lozan antlaşmasında Musul vilayeti ve İskenderiye sancağını alamayan Türkler, İkinci Dünya Savasında, saldırgan Almanya’nın karsısında zayıf düsen İngiliz ve Fransızların zor durumunu fırsat bilerek, Fransız mandası altındaki Suriye’den İskenderiye sancağını istediler. Türkiye’nin tıpkı Birinci Dünya Savasında olduğu gibi Almanya’nın yanında yer almasından korkan Fransızlar İskenderiye’de bir halk oylaması yapılıp halkın Suriye de mi kalması veya Türkiye ile mi birleşmesine karar verilmesi konusunda Birleşmiş Milletlerin / Halklar Cemiyetinin devreye girmesini istemişlerdir. Türkler İskenderiye sancağının demografik yapısını değiştirmek için, oylamanın yapılmasından aylar önce, bu bölgeye kamyonlarla, tren vagonlarıyla ve arabalarla, Anadolu’dan sivil Türkleri göndermişlerdir. Böylece sancağın Arap çoğunluğunu az bir farkla Türk çoğunluğuna çevrilmiştir. Ayni anda bölgeye propagandacı Türk ajanlarını gönderip yöredeki Türkleri Suriye’den ayrılmaları için kışkırtmışlardır. Referandumda bu yüzden sözde Türk çoğunluğunun oylarıyla İskenderiye sancağı Türkiye’ye katilmiş ve daha sonra adi Hatay olarak değiştirilmiştir. Türk devleti etrafında yasadığı halklara karşı kışkırtıcı, ayrılıkçı, onlara karşı etnik nefret taşıyan, ırkçı, şovenist, istilacı ve talancı davranışlarını tarihin her döneminde ortaya atmıştır. Kıbrıs’taki Türkleri Rumlara karşı, Güney Kurdistanda ki Türkmenleri Kürtlere karşı, Bulgaristan’daki Türkleri Bulgarlara karşı, Yunanistan’daki Türkleri de Yunanlara karşı örgütlemiş ve kışkırtmıştır. Türk Devletinin ajanları Türkmenleri  etrafındaki etnik komsularına karşı kışkırtıp, beraber yaşamalarına engel olmuştur.

Lozan antlaşmasının 2. İhlali !

Türkiye’nin Batısındaki Imbros ve Tenedos adaları antlaşmaya göre Yunanistan ve Türkiye tarafından ortak yönetilecekti. Irkçı ve etnik nefretle dolu olan Türk devleti her zamanki işini bu adalarda da yaptı. Anadolu’dan getirdikleri istilacı ve talancı bazı vatandaşlarını bu adalara yerleştirerek adaların Yunan çoğunluğunu, azınlık haline getirmiştir. Ve gene Türk devletine has bir metotla, bölgenin orijinal isminin değiştirilmesi neticesinde Imbros adasının adi Gökçeada ve Tenedos adasının adi ise Tavşanlı ada olarak değiştirilmiştir. Acık hava hapishanesine çevrilen Gökçeada’ya Anadolu’dan en katil, hırsız ve diğer tehlikeli mahkumlar adaya yerleştirilmiş ve adanın yerleşik Yunan halkı terörize edilmiştir. Bu yetmezmiş gibi talancı Türk devleti onların mal ve arazilerinin tapusuz olduğunu iddia ederek bunlara el koymuştur. Bu baskılar yıllarca sürmüş, ve Yunanlılar adaları terk edip Yunanistan’a gitmişlerdir. Böylece işgalci Türk devleti burada amacına ulaşmış oldu.

Lozan Antlaşmasının 3. İhlali  !

Antlaşmaya göre Türk devleti, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklarının kültürel ve ekonomik azınlık haklarını koruyacaktı. Ancak Türk devleti adına yakışırcasına bu hakların hepsini ihlal etmiştir.

2. Dünya savasında Nazi Almanya’sının etkisi altında kalan Türkiye’de, Nazi yanlısı akımlar olmuş ve hatta Türkiye Faşist Partisi kurulmuştu.

Aziz Nesin bu dönemlerde Nazi Türkleri hedef alan ‘’Ey Türk Faşisti, Birince Vazifen…’’ diye bir makale kaleme almıştı. Türk Nazileri Hitleri taklit ederek, Hitler bıyığı bırakıp Hitler Selami veriyorlardı. Nazi Almanyası Türkiye’yi yanına çekmek için, bu ülkeye propagandacı bazı ajanlarını yollamıştı. Bu propagandacılar Yahudi düşmanlığını Türkiye’de yaymaya başlamışlardı. O zamanlar Yahudilerin yoğun olarak yasadığı bölgeler, Trakya, İstanbul ve İzmir’di. Nihal Atsız  adli yayıncı, Yahudi düşmanlığını ana hedef olarak benimsemiş ve Trakyalı Türkleri, bu bölgede yasayan Yahudilerin mallarına el koyarak onları bu bölgeden sürmeleri için örgütlemiştir. Trakyalılar birkaç gün boyunca planlıca Edirne, Corum, Tekirdağ, ve bütün Trakya’daki Yahudi evlerine, dükkanlarına  saldırılmış ve onlara bölgeyi terk etmeleri için 24 saat mühlet verilmişti. Saldırı esnasında bazı Yahudiler öldürülmüş, bazıları yaralanmış ve bazı kadınlara tecavüz edilmiştir. Canlarını kurtarmak isteyen Yahudiler bölgeyi evlerini, dükkanlarını terk etmişlerdir. İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya ve Yunanistan’a kaçan Yahudiler, kaçtıkları diğer yerlerde, Yahudi dindaşları tarafından yardim görmüşlerdir. Bu olaylar tarihe 1934 Trakya Olayları olarak geçmiştir. 15 Bin Yahudi Trakya’dan sürülmüştür. Bu olayların arkasında zamanın CHP partisi vardır.

Gene faşizmin etkisi altında olan Türkiye’de, 2. Dünya Savasının ortasında, 1942 yılında Varlık Vergisi çıkarmıştır. Bu verginin amacı refah durumu iyi olan Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklarının ekonomik gücünü kırmak ve onları fakirleştirmekti. Ve nihayet bu amaçlarına ulaşmış oldular. Azınlıklara mülkiyetlerinin üç misli vergi koyarak, onların sadece mallarına el koymakla kalmayıp, ayni zamanda onları devlete borçlu düşürmüşlerdir. Sözde borcu olan Yahudi, Ermeni ve Rum erkekleri, Erzurum’un Aşkale ilcesine köle isçiliği yapmak için gönderilmişlerdir. Eğer Almanya 2. Dünya savasını kazansaydı, bütün bu tutsaklar topluca katledileceklerdi.

6-7 Eylül 1955 yılında, Türk Devleti gene Azınlıkların mal ve canına kastetmiştir. Bu saldırı ‘Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’ ve onu kurucusu olan Hikmet Bil tarafından, Devlet ve Derin Devletin de onayıyla gerçekleştirilmiştir. Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığına dair ortaya bir iddia atılmış ve ırkçı ve talancılığa yatkın olan bazı Türkler organize edilerek İstanbul’daki Rum ve bazı Ermeni ve Yahudi dükkan, ev ve ibadet yerlerine saldırılmıştır. Bu saldırılardan en çok Rumlar nasibini almıştır. Onların bir çok kilisesi, evi ve dükkanları talan edilmiş ve yıkılmış, bazı Rumlar öldürülmüş, kadınlara tecavüz edilmiş, bazı erkekler zorla sokak ortasında sünnet edilmişlerdir. Tabii ki bu insanlar olaylardan sonra devletten hiçbir tazminat alamamışlardır.

Lozan Antlaşmasının 4. İhlali !

Türkiye Kıbrıs’ı işgal etmekle Lozan antlaşmasını ihlal etmiştir.

Bu adanın işgali ve meşru olmayan Kuzey Kıbrıs devletini kurmasıyla, uluslararası hukuku da ayaklar altında çiğnemiş oldu. Adada sözde Türk azınlığın haklarını korumaya gelen Türkiye, adanın Rumların çoğunlukta olduğu bölgeleri de işgal etmiş, onları oradan kovarak adaya tıpkı Hataya ve Gökçeada ve Tavşanlı’ya yaptığı gibi, Anadolu’dan işgalci ve talancı Türkleri yerleştirmiş ve adanın demografik düzenini değiştirmiştir. İşgal savasında adada 1587 Rum ise faili meçhul cinayete kurban gitmiştir. Faili meçhul cinayetler katliamcı Türklerin ve Türk devletinin favori geleneklerinden biridir. İşgal etikleri her yerde birçok insani ‘’kaybettirmeyi’’ ustalıkla yapmaktadırlar. Bugün Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’ın işgalini, bu adada kurulan sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ve bu adaya Anadolu’dan yerleştirilen işgalci ve talancı Türklerin mülkiyet ve yerleşim hakkini tanımamaktadır. Buna ek olarak sunu söylemek lazım ki, Kibrisin yerleşik Türk ahalisi, Türkiye’nin adadaki askeri ve idari varlığından rahatsız olmakta ve onların adayı terk etmesini istemektedir. Bu Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu Rumlarla birleşmeyi istemekte ve onlarla beraber refah, demokrasi ve sükunet içinde yasamak istemektedir. Türkiye adadaki Türklere iddia ettiği gibi sükunet ve refah değil fakirlik, izolasyon ve kriminalizm getirmiştir. Türk devleti adanın işgal ettiği Kuzey bölgesini, mafya, gazinoculuk, uyuşturucu ticareti ve sahte para aklama merkezi yapmıştır. Türk odaklı hemen hemen bütün mafya örgütlerinin bu adayı ana üs gibi benimsemeleri de supriz değildir. Adadaki Türkler bunu artik anlamakta ve görmektedirler ve artik geleceklerinin hırsız, baskıcı, mafyacı, rüşvetçi, anti-demokratik bir Türkiye’yle değil, meşru, demokratik, Avrupa Birliği üyesi olan, refah düzeyi yüksek olan Kıbrıs Cumhuriyetinde olduğunu anlamaktadırlar. Kendi ülkesinde yasayan 70 milyon insani işsiz, sigortasız, eğitim yapmasına rağmen düşük ücretle çalıştıran, düşüncelerini özgürce savunmalarına izin vermeyen bir ülke Kıbrıslı Türklere ne derece demokrasi, hukuk ve refah verebilir, buda ayrı bir soru!

Lozan Antlaşmasının 5. İhlali !

Antlaşma gereği Türkiye’yle Yunanistan’ın sınırları çizilmiş ve hangi adanın hangi ülkeye ait olduğu belirlenmiştir. Ancak Türkiye her fırsatta bu antlaşmayı delmeye çalışmıştır. Tansu Çiller basa gelince Yunanistan’ın PKK’YA verdiği desteği öne sürerek, bu ülkeyle tansiyonu yükseltmiştir. Kardak krizine neden olan Türkiye, Yunanistan’la savaşın esiğine gelmiştir. Bu krizden kısa bir sure sonra Türkler Lozan antlaşmasında bazı adaların adlarının geçmemesinden dolayı, bu adaların Türkiye’ye ait olduğunu iddia etmiştir, örneğin Girit adasının güneyindeki Gavras adasının kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdir. Yunanistan’da bu durumu Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlere şikayet etmiştir. Türkiye gene hemen hemen her ay Yunanistan’ın hava sahasını savaş jetleriyle ihlal ederek Egede bir it dalaşına neden olmuştur.

Yunanistan’ın uluslararası Deniz Hukukundan doğan hakkini kullanıp deniz sınırını 12 mil genişletme kararı almış ancak Türkiye’nin askeri tehdidi altında bu sinir 6 mil genişletilmiştir. Türkiye Yunanistan’a nota vermiş ve deniz sinirini 12 mil genişletmesi durumunda bir ‘Casus Belli’ yani ‘Savaş Durumu’ olacağı konusunda  uyarmıştır. Yunanistan’ın Egede petrol ve doğal gaz arama isteğine, ve Kıbrıs devletinin Mısırla arasında bulunan deniz yatağında petrol ve doğal gaz aramak isteğine de, Türkiye’nin her zamanki gibi askeri tehditle cevap vermiştir. Türkiye, demokratik bir referandum yoluyla Kerkük’ü topraklarına katmak isteyen Güney Kürdistan Federe Hükümetine de bu tür askeri bir tehdit savurmuş, Kürtlerin Kerkük’ü topraklarına katması durumunda, onlara savaş ilan edileceğini söylemişti. Ancak Barzani’nin sert tepkisi ve Güneyli Kürtlerin coşkulu kitlesel protestoları ve halkın Kurt yönetimine olan kitlesel desteği, Türkiye’yi geri adım atmaya zorlamıştı.”

Lozan antlaşmasının 6. İhlali !

Türkiye antlaşmada yer alan, din ve ibadet özgürlüğünü tamamen ayaklar altına almıştır. Heybeliada’daki Rum Ortodoks Ruhban Okulu antlaşmada yer alan din ve ibadet özgürlüğüne tamamen aykırı olarak 1971de kapatılmıştır. Türkiye’yi ziyaret eden Amerikan Cumhurbaşkanları Bill Clinton ve Barak Obama, okulun açılmasını istemişler ancak Türkiye bu istekleri geri çevirmiştir. Ermenilerin de birçok kilise, manastır ve vakıflarına devlet tarafından, tapusu olmadığı, yasal yollardan kurulmadığı, ibadet edecek fazla insan olmadığı gibi saçma sapan nedenlerden dolayı el konulmuş ya da kapatılmıştır.

Türkiye Kürdistan’ında PKK’nin verdiği mücadele bahane edilerek Devlet, birçok Süryani kilise ve dini yapıtlara el koymuş ve Süryanileri koy korucularının terörü aracılığıyla köylerinden ve yasadığı yerlerden kovmuştur.

Resmi ve kamu kurumlarında uygulanan başörtü yasağı, okullarda zorunlu Sünni-din dersleri ve Aleviliğin Sünni İslam’dan ayrı bir dini yapı, felsefe ve ideolojisi olmasının devlet tarafından kabul edilmemesi Lozan antlaşmasında yer alan din ve ibadet özgürlüğünün ihlalleridir. (Arnavutlukta Alevilik, Bektaşilik, Sünni İslam, Katolizm ve Ortodoks dinleri ayrı bir din ve mezhep olarak devlet tarafından tanınmıştır) (son)

Yakın dönem Anadolu tarihine bakınca Turancı egonun vahşiyane hırsı yüzünden  tüm halkların büyük acılar çektiği görülmektedir.

Bu acıların sona ermesi için, mağdur halkların zalime karşı yek vücut halinde meşru müdafaa hakkını –öncelikle demokratik yollardan- kullanması gerekir ki, gelecek nesillere temiz bir  miras bırakılabilsin, aksi taktirde hepimiz tarih karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmemiş olacağız..

Zulme göz yumanlar, zalimler kadar suçludur.

Kaynak:
(Bir önceki yazımda belirtilmiştir.)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.