1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. "Liyakat" ve "nitelik" arasında başörtüsü yasa
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

"Liyakat" ve "nitelik" arasında başörtüsü yasa

A+A-

Başörtüsü yasağını siyaset içselleştirdi, toplumun da yapılan düzeltmelerle gelinen noktayı içselleştirmesi umuluyor. Bu içselleştirmede varılan düzeyin siyasi ve ideolojik olduğu ölçüde psikolojik çözümlemeleri yapılabilir. Devlet zirvesinde başörtülü eşler neyinize, neyimize yetmiyor, üstelik çoğu üniversite başörtülü öğrenciye anlayış gösteriyor artık, şeklinde bir telakki, aynı zamanda başörtüsünün tekinsizliğinin de altını çiziyor. Başörtüsü bir yere kadar, ötesine geçme çabası pekâlâ “daha önemli “ hedeflerin gerçekleşmesini aksatan bir huzursuzluğa sebep olacağı için bir Ergenekon komplosuyla ilişkilendirilebilir ne de olsa... Bunca kazanımla niye yetinmiyor başörtüsü yasağını eleştiren kalem? İşte, Huzur Sokağı bile dizi olarak ekranda... Kim, niye elden gelen her şeyin yapıldığı söylenilen konularda huzurumuzu kaçırmaya çalışıyor?  

Geçen hafta yeni Anayasa için çalışma yapan Yazım Alt Komisyonu “kamu hizmetine girme hakkı”yla ilgili madde taslağını görüşürken siyasi partilerin sözcüleri arasında sürdürülen söz yarışı, başörtüsü yasağını bir kez daha paranteze almanın retoriğini tekrarladı: AKP tarafından teklif edilen “Hizmete alınmada liyakat”a dair haklı, hakkaniyetli ifade, bir kez daha CHP’nin “görevin getirdiği nitelik” şeklindeki ezberlenmiş şartına çarparak geri döndü.

Kim hangi sebeple liyakatli olduğu halde nitelik yoksunu, ya da liyakatsiz olduğu halde nitelikli sayılabilmenin icaplarını nerede aramak gerekiyor... Başörtüsü yasağının her alanda kalkmasının toplumsal konsensüs süreçlerine bırakılması eğiliminin dayandığı sınırda, “liyakat” sahibi olmanın, “nitelik” sahibi olmak anlamına gelmeyeceğine de inanmamızı bekleyen köhnemiş bir retorikle karşı karşıyayız.

Liyakat sahibinin aynı zamanda niye nitelikli olamayacağı şeklinde bir soru da kimsenin aklına gelmezmiş gibi...  Özellikle başörtüsü söz konusu olduğunda “nitelik”ten anlaşılanın değişmezliğini hangi açıdan anlayışla karşılamalıyız? Siyasilere özgü, gerçeği incitmemeye özen göstermekten çok örtbasa yaradığına kanaat getirdiğim bu karmaşık cümlelerden, açıklamalardan asıl anlamamız gereken gerçek nedir... Başörtüsü her zamanki rehine konumunda kalabilir; özlü cevap bu. Üstelik giderek daha sık duyuyoruz bu cümleleri: Nerede yasak ki başörtüsü, üniversiteye girebiliyorlar pekâlâ. Yakın arkadaşım daha yenilerde başörtülü olduğu için yeni kurulmuş muhafazakâr üniversitelerden birinden geri çevrilmemiş gibi...  Karmaşık cümlelerle anlatılmak istenen meram şu: Biz yeni ve muhafazakar bir üniversiteyiz , başörtülü bir öğretim üyesiyle daha başlangıçta belli bir tarafa mal edilmek, bize zarar verecektir.

Tahran’dan Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya hazırlanıyorum 2013 ilkbaharında. Bu benim için özellikle üniversitede verdiğim dersleri bırakmam anlamına geleceği için zor olacak. Başörtülü hocayı, 12. Yüzyıl Endülüsü‘nde İbni Arabi tanımıştı, ancak Türkiye üniversiteleri açısından bir geriye dönüş alameti olarak anlaşılıyor baştaki örtü; “nitelik” ölçümü açısından. 

Kocaeli Sivil Anayasa Platformu’nun basın açıklamasında dile getirdiği gibi, Anayasa Yazım Alt Komisyonu’nda gerçekleşen “uzlaşma”, Türkiye’de kadın kavramının erkek üzerinden okunması gibi bir alışkanlığın sürdüğünü gösteriyor. Kadın ve erkek hakları alanındaki gelişme, kadın-kadın eşitsizliği sürerken nasıl mümkün olabilir?

Kristeva ‘Samuraylar’da “kendimizi başkaları için Çinli yapma” eğiliminden söz ediyor, 1968-1990 yılları arasındaki Fransız  komünistleri arasındaki sekter siyasal eğilimi kurcalarken.  İyi bir amaçla kendimizi iyi bilmediğimiz bir dünyanın görünüşüne katmak üzere zayıflatma, yontma, parlatma... Fakat bu arada sorulmayan soru ise şöyle: “Kültür devrimi kaç insan öldürdü?” Bu arada sorulmayan bir diğer soru, kendimize bu arada ne olduğu...  Başındaki örtünün bir öğrenci ya da memur açısından hangi anlama geldiğini açıklayacak kelimelerden veya inançtan yoksun, komisyonda “taraf” olması beklenilebilecek sözcüler.

Tesettürlü yönetmen Aida Begiç bütün iyimserliğiyle, herkesin birşeyler öğrenmesini mümkün kılan “kavramsal sanat” açısından tanımlamıştı başörtüsünü, dini bir vecibe olma özelliğiyle... Bizde devlet sathı ve kamusal alanın böyle bir okumaya ne gücü var ne hevesi. Devletin kutsallığı, dinsel kutsallığın samimi ifadesine yer açtığında ihlal edilebilirmiş gibi... Bu nedenle de hiçbir mantıki açıklamaya gerek duyulmadan, müphem söz öbekleriyle yasağın geçerlilik alanları görece koruma altına alınıyor. 

Devlet sathı ve kamusal alanın toplumsal gelişmeleri hesaba katmadan sürdürdüğü başörtüsü tavrı, alternatif kamu girişimlerine ve çarşıya pazara da kötü örnek oluyor hem. Adalet ve hukuk bağlamında iyi niyetli olmayı da hiç önemli bulmayan bir “Çinli yapma” amacı yüzünden ödenen bedeller saymakla bitmez.  “Kardelen saflığı” görüşüne uymadığı için hangi oranda kır çiçeği kuruyup dökülmeye terk ediliyor? “Basamaklar” başlıklı öykümde konu etmiştim: Kaymakam, meslek hayatında ilerlemek için başörtülü eşini boşamaya bahane arıyor. Bu bağlamda bir haberi Medyadofa-girişim-grubu”nda Sümeyye Karaarslan yazmıştı: Patron başörtülü çalışanına rastgele ödeme yapma rahatlığına sahip.  İsmindeki “Hacı”yı güvenilirliğinin teminatı yapan lokanta zinciri, çalışırken başörtüsünü açıp şapka takan elaman istiyor. “Şapka takınca da kısa kollu giydiriyorlar ve saçın görünmesi de mecbur ediliyor”.

Bana kalırsa hali hazırda başörtüsü yasağının önündeki en önemli engel, kadınların başörtülü olarak türlü zorluklarla yüz yüze geldiğinin pekala farkında olan kesimlerde oluşan “muhafazakar” kararsızlıklarla bastıran tuhaf bir şekilde temkinli ruh hali.  Bu ruh hali yüzünden de yeni Anayasa bazı kadınlar için eskisinden farklı bir pencere açmış olmayacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.