1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Liberallerin Demokratlığı
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Liberallerin Demokratlığı

A+A-

Modernliğin yükseldiği, dünyayı barışa götürme kapasitesinin varlığına inanıldığı dönemlerde, liberaller kendilerinden emindiler.

Karşılarında yer alan sosyal demokratların sosyal haklar ve gelir dağılımı türünden eşitlikçi söylemleri, liberalizmin geniş felsefi dağarcığı karşısında çok zayıf kalıyordu. Sağ ve sol muhafazakar uçlar ise özgürlük karşıtı konumlarıyla ahlaki açıdan zaaf içindeydiler. Demokrasinin gelebileceği son aşama liberal demokrasi gibi gözüküyordu ve piyasa sistemine paralel olarak 'tüketicilere' olabilecek en adil ve eşitlikçi özyönetim sistemini sunuyordu. Kimse tüm isteklerini iktidar kılamıyor, ama iktidarda herkesten bir pay bulunuyordu... Liberaller kendiliğinden 'demokrat' olduklarını düşünmekteydiler.

Ne var ki 20. yüzyılın son çeyreği, liberal demokrasinin kimlik talepleri karşısında sıkışmasına neden oldu ve onu vatandaşlık konusunu bile tam olarak çözememiş olduğu gerçeğiyle karşı karşıya getirdi. Ancak asıl darbe küreselliğin taşıdığı göçmenlerle birlikte geldi: Liberalizmin sadece kültürel homojenliğin korunabildiği toplumlarda anlamlı bir sistem önerebildiği ortaya çıktı. Ancak bu türden bir homojenlik varsa, bireysel farklılıklar zenginliğe dönüşebiliyordu. Kültürel farklılığı taşıyan insanların kendi cemaatlerinin dışında durarak 'bireyselleşmeleri' gerekiyordu, çünkü dışardan gelenlerin cemaatsal hayatı kültürel çoğulluk yaratırken kamusal alanın bölünmesini, parsellenmesini ifade ediyordu.

Liberal dünyanın bireysel çoğulculuğu rahatlıkla taşırken, cemaatsal çoğulculuk karşısında paralize olması, bu ideolojinin anlaşılması açısından hayati önemde. Her toplumsal sistem bir ahlaki zemin üzerinde oturur. Bu ahlaki zemin kendiliğinden oluşabileceği gibi, zorla da kabul ettirilebilir veya bir tür konsensüsün sonucu da olabilir. Batı modernliği kendiliğinden oluşmuş, tarihsel çatışmaların sonucu olarak ortaya çıkmış bir ahlaki zemine oturmakta. Herkesin paylaştığı ve razı geldiği bir kültürün kuşatması altında yaşanıyor. Dolayısıyla ahlaki zemin de bu kendine özgü kültürün uzantısı olarak şekilleniyor. Yani Batı modernliğinin 'ahlaken nasıl yaşayalım' türünden bir sorusu yok. Tevarüs edilen ortak kültürün yaratmış olduğu ahlak, olması gereken norm olarak kabul ediliyor. Bu durumda cemaat oluşturmuş farklı bir kültür, farklı bir ahlak anlamına geliyor ve toplumsal dokunun varsayılan doğallığı bozuluyor. Bu da batı modernliğinin kimlik bunalımını ifade ediyor ve tepki olarak yabancı düşmanlığına, ırkçılığa neden oluyor.

Mesele liberalizmin dayandığı relativist zihniyetin ortak ahlak kurmayı sağlayan bir nitelikte olmamasıdır. Gerçekliği ve zihnimizi maddi olarak tasavvur eden ve dolayısıyla duyularımızın dış gerçekliğe tekabül eden bir bilgi üretebildiğini varsayan bu bakış, herkesin bilgisinin sınırlı ancak sahih olduğunu kabul eder. Öte yandan herkesin deneyimleri farklı bilgiler üretir ve kimse bir başkasının tüm bilgisini kapsayamaz. Bu nedenle kişilerin bilgileri arasında mukayese yapmak ve birinin diğerine üstün olduğunu söylemek mümkün değildir. Bireysel özgürlüğün sınırı diğerinin özgürlüğü ile tanımlanabilir ancak... Yani eğer birinin kullandığı özgürlük diğerinin o veya başka bir özgürlüğü kullanmasına engel değilse, meşrudur. Danimarka'da İslam'ı tahkir etmeyi hedefleyen karikatürlerin, Hollanda'daki filmlerin ve yeni tedavüle giren provokasyon klibinin liberal ilkeler açısından sorunlu bir tarafı yok. Çünkü Müslümanlar da isterlerse başkaları hakkında karikatür ve filmler yapabilirler. Yani konu bir ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmelidir...

Ne var ki bu yaklaşım liberallerin niçin demokrat olmadıklarının nişanesidir. Çünkü demokratlık öncelikle bize benzemeyenle birlikte yaşama iradesinin beyan edilmesidir. Bu ise, ötekinin nasıl etkileneceğine karşı duyarlı olmanızı gerektirir ve böylece geçici ve öznel, ama ortak çözümler aramak anlamlı olur. Aksi halde kendi çözümünüzü ya çoğunluğa, ya da kendi kültürünüze dayandırmaya yatkın olursunuz ve bunun bir dışlama olduğunu bile fark edemezsiniz. Liberalizm ise farklı kültürler arasında ortak bir ahlaki zemin kurma yeteneğine sahip değildir, çünkü diğer kültürü hiçe sayabilecek bireysel özgürlükleri engellemeye yönelik bir meşruiyet dayanağı geliştiremez.

Homojen kültürlerde ahlaksızlığı engelleyen doğal normlar mevcutken, farklı kültürlerin karşılaştığı ortamlarda bütün kültürleri kuşatabilen ahlaki normlar üretmek liberalizmle mümkün olmaz. Bu nedenle liberaller hukuktan medet umarlar, çünkü toplumun 'üstünde' olduğu düşünülen belirli standartlara ihtiyaç vardır ve hukukun önüne 'evrensel' sıfatını takarak onu kültür-dışı kıldıklarını zannederler.

Ancak bütün bu çabalar, kullanılan payandalar liberalizmi kurtarmaya yeterli gözükmüyor. O nedenle son dönemlerde kendisine 'liberal-demokrat' diyenler giderek artıyor. Oysa bu eklektik kimliğin beslendiği tutarlı bir ideolojik bütünlük yok. Liberalizmin geldiği noktayı gördükçe kendi namuslarını kurtarma peşine düşen birtakım aydınlar var sadece...

e.mahcupyan@zaman.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.