1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Laiklerin sorumluluğu
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Laiklerin sorumluluğu

A+A-

Kültürel farklılaşmalar etrafında cemaatleşmiş olan toplumlarda, ülkeyi ortak hedefler etrafında toparlayacak bir iktidar yapısı üretmek zordur. Türkiye de hâlâ gerçek anlamda toplum olamamanın sıkıntısını çekiyor... Cemaatçi bakış son derece yaygın ve bu cemaatlerin birbirleriyle kapanmamış meseleleri var. Dahası devlet de doğrudan ayırımcı bir tutum izlemekte...

Bu nedenle bugüne dek Türkiye’deki siyasi partiler hep önlerinde onların kapasitesini fazlasıyla aşan bir misyon buldular: Bu halkı tarihinde ilk kez bir toplum haline getirmek. Ne var ki siyasi partilerin kendileri de cemaatçilikten kurtulabilmiş değillerdi. Nitekim ‘kitle partileri’ diye adlandırılanlar bile zımnen belirli kimlikleri diğerlerine karşı kayırdılar ve devletin baskısı altında hızla ‘devletleştiler’. Sonuçta devletin kimliksel tercihlerinin ağır bastığı, hak ve özgürlüklerin bu kimliklere göre dağıtıldığı, ‘cumhuriyetin’ belirli zümrelerin imtiyazlarını temsil ettiği bir rejim oluştu ve siyasi partiler de oyunu bu kurallara göre oynadılar.

Durum bugün de değişmiş değil... Ancak eski usul devletçilik de artık o denli kolay gözükmüyor. Küreselleşme ile gelen entegrasyon dalgası yeni bir ‘özneleşme’ üretti. Geçmişte dünya karşısında devletten beklenen taşıyıcılık ve temsil işlevi, bugün yerel kentler ve yeni muhafazakâr burjuvazi tarafından yerine getirilmekte. AB adaylık süreci ise bir yandan bireyselleşme normlarını yerleştiren bir atmosfer yaratırken, doğrudan kimliksel ayırımcılığın üzerine giden bir siyaseti teşvik ediyor. Bu tablo iktidardaki siyasi partinin önünde yeni bir ufuk açmakta, çünkü şimdi ‘kitle partisi’ olmanın ve hükümet etme süresini uzatmanın da önkoşulları mevcut...

Bu avantaj bir süredir AKP’nin önünde ve çok da kötü kullanılmış gibi gözükmüyor. Son seçimlerde radikal bir biçimde yükselen oylar, AKP’nin kendi cemaatinin sınırlarını aşabilme yeteneğini ve isteğini ortaya koymakta. AB reformları konusunda gösterilmiş olan isteklilik de bunun göstergelerinden biri... Ancak son dönemde birçok gözlemci bu sürecin durduğunu, AKP’nin ‘kitle partisi’ olmaktan vazgeçerek devlete yanaştığını söylemekte. Başbakan’ın tutumu, söylemi ve davranışları kınanmakla kalmıyor, derin bir hayal kırıklığının yaşandığı da teslim ediliyor.

Oysa burada asıl ilginç olan AKP’nin şimdiye kadarki performansının böylesine kolaylıkla kanıksanması ve bu partinin geçmiş tüm partilere benzeyen tutumunun ise yadırganması. Çünkü asıl ‘garip’ olan AKP gibi bir partinin çevreden ve alttan gelen bir ivmeyle oluşarak, dünya ile entegrasyoncu, dışa açık bir siyaseti sahiplenmesiydi. Modernist beklentiye göre hiç olamayacak olan gerçekleşmiş, taşra muhafazakârlığı kendi içinden yeni bir bireyselleşme üretmiş ve bunu kamusal alana taşımıştı. Diğer taraftan söz konusu muhafazakârlığın siyasi hafızası yerli yerinde duruyordu ve devletin potansiyel tehdidi hissedilmeye devam edildi. Ama aynı zamanda da devletle ‘nihayet’ ve yeniden bir uzlaşma imkânının olabileceği de umut edildi...

Böylece AKP etrafında iki farklı sempatizan tavrı doğdu. Bu parti ile aynı gelenekten gelen ve taşranın siyasi dinamiği içinden bakanlar, AKP’ye ilişkin epeyce alt düzeyde bir beklenti oluşturdular. Hükümetin başörtüsü sorununu çözmeyi denemesini istediler ama çözmesini beklemediler. Kimlikler arası gerilimlerin üzerine gitmesini arzu ettiler ama bunların çok da zorlanamayacağını kabullendiler. Aynen Başbakan’ın geçenlerde tavsiye ettiği üzere ‘sabrettiler’, çünkü zaten onyıllardır yaptıkları buydu ve Türkiye’deki devletçi tahakkümün ne denli dirençli çıkabileceğini deneyimle biliyorlardı.

Buna karşılık AKP’ye destek vermiş olan laik aydınlar kimliksel olarak aynı kökten gelmedikleri bu partiye büyük bir misyon atfetti. Aslında bugüne kadarki siyasi çaresizliklerini AKP üzerinden telafi etmeye çalışmaktaydılar. Bu kesimlerin AKP desteği iyi tanımlanmış siyasi önermelerle beslenmiş olsa da, aynı zamanda psikolojikti... Devleti tanıyan ama onunla başa çıkamayan laik kesimin aydınları, şimdi Müslüman duyarlılığı olan bir siyasi hareketten ‘kitle partisi’ olmasını, tüm toplumu kuşatıp ileriye taşımasını bekliyordu.

Ama AKP’nin bunu becerebilmesinin iki alternatif koşulu vardı... Ya yargının gerçek bir hakemlik kurumu olarak davranması, ya da laik kesimin sivil kurumsal desteğinin alınması gerekiyordu. Bunların ikisi de olmadı... Bugün AKP’nin yalpaladığı ve bunu epeyce oportünist bir mantıkla yaptığı bir gerçek. Ama Türkiye gibi ülkelerde sorumluluk hiçbir zaman sadece iktidarda değil. Laik kesimin ‘vatandaş’ olamadığı bir ülkede, alttan gelenlerin devlete mesafe alması, görüldüğü üzere hiç de kolay olmuyor. Demokratlık riski ötekine yıkarak değil, ancak sorumluluk alarak mümkün...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.