1. YAZARLAR

  2. Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

  3. Kutuplaşmanın Ruhsal Zararları
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

T24
Yazarın Tüm Yazıları >

Kutuplaşmanın Ruhsal Zararları

A+A-

     Kutuplaşma artınca hiç kimse evrensel değerleri kriter almak istemiyor. Camide içki içilmesi veya iftarda biralı gencin fotoğrafının çekilmesi gibi atraksiyonlar ile bir taraf cephesini tahkim etmeye çalışırken diğer taraf da Taksim'de göstericilere müdahale eden palalı esnafın, iş yapamamaktan dolayı birikmiş öfkesi olduğunu göremiyor, komplo teorileri üretiyor. Yaklaşan ve daha da artan cepheleşmenin tehlkesini görmek istemeyenler son olaylar vesilesiyle aslında ne kadar haklı olduklarını ispat etmeye çalışıyor. 

     Hak arama eylemini nerede olursanız olun dozunu kaçırıp şiddete, vandalizme dökerseniz hak arama eylemi kirlenir. Şiddetsiz, maksadı aşmayan tarzda devam ettirilebilen hak arama eylemleri sempati kaybına uğramaz. Ancak vandalizme varan ve içinde bulunulan ortama zarar vermeye başladığı zaman bu eylemler, sizin sivil aktivizm tarihinizde geriye doğru gitmenize neden olur. Taksim'deki yargı kararını gözden kaçıran göstericiler, toplumsal meşruiyetlerini kaybetmeye başladı.
 
     Mısır'da darbenin olması iktidar yanlılarını "Biz dememiş miydik, işte haklı çıktık" noktasına getirdi. Oysa Türkiye'de bir darbe ihtimali yoktu. Askeriyenin iktidarın kontrolünde olduğu, iktidarın büyük toplumsal desteğini koruduğu bir ortamdaydık ve olayları Başbakan'ın sertlik politikasıyla bastırması sonucu daha da artan bir iktidar oy oranı gözleniyordu. Sağlıklı bir bakış açısını terk ettiren her olay aslında adil düşünme tarzı için bir imtihandır.
 
     Son olaylarla iktidar ve çevresi kamplaşmayla oy oranlarını ve kenetlenmelerini arttırdı ama kaybeden dînin de önemle vurguladığı "evrensel değerler" oldu. Camide veya iftarda içki içme gibi medyatik görüntüler eşliğinde muhalif gördüğüne insafsızca yüklenildi. Oysa islam tarihinde bu heyecan ortamında unutulan olaylar vardı. Filin züccaciye dükkanına girdiği bu ortamlarda insaf, merhamet, anlayış, hoşgörü, sempati, mağduru koruma, ezilmişe sahip çıkma gibi kavramlar unutuluyordu.
 
     Hz. Mûhâmmed (saw), bir gün mescidde otururken bedevi bir Arap gelip mescidin bir köşesine küçük abdestini yapmıştı. Ashab öfkelenip bu kişinin üstüne yürüdüğünde Peygamber (saw), "Bilmiyor, ona bu yaptığının yanlış olduğunu anlatalım" diyor ve iş tatlıya bağlanıyordu. Biraz evvel dövülecek adam biraz sonra Peygamber'in arkadaşlarından biri oluyordu. 
 
     Hangi dînde olursanız olun mabedler kutsaldır. Herkes bir diğer dînin yanlış olduğunu düşünebilir ama mabedler özeldir, ayet-i kerimelerde de farklı mabedlerin özelliğinin altı çizilir. Bir dîndar, mabedine sığınan zor durumdaki kişilerden rahatsızlık duymaz, aksine onların Allah'ın evine sığınmasından mutluluk ve gurur duyar.
 
     İslam'ın mescidi yapıldığında fakir fukara olan yeni Müslümanlar, yani Ashab-ı Suffa bu mescîdin bir kenarında kalırdı. Mescîd bir sığınaktı, bir ilim merkeziydi. Bir kiliseye de mağdur insanlar sığınmak zorunda kalsa o mabedin sahipleri bundan rahatsızlık duymaz. Mabedine ona inanarak herkesin gelmesini isteyen dîndarlar, siyasî hesapları için bu durumu kullanmazlar. Ancak fanatizm galip gelirse işler değişir.
 
     İslam tarihinde zalim yönetime karşı direnen Abdullah bin Zübeyr'in Kâbe'ye sığındığını ancak Emevîler'in onları mancınık ateşine tutarak Kâbe'nin duvarlarını yıktığını da biliriz. Siyasî hesaplar üstün duruma geçince mabedlerin kutsiyeti böyle çiğnenebilir. Mabedleri mancınık ateşine tutmanıza gerek yok, olayı istismar konusu haline getirip bu yumuşak karından oy devşirmeye çalışırsanız elhak iyi oy toplarsınız ancak manevî değerlerinizi eksiltmeye başlar, bir günde tümden yitirirsiniz de haberiniz olmaz. Allah'ın evine belki hiç girmemiş bir kişiyi iftiralarla, hakaretlerle, yaftalamalarla gönderirsiniz de mağdurun dîne sempati oluşturacak hatırasını da incitmiş olursunuz. Siyasî niyetlerle münafıkça yapılmış Mescid-i Dırar'ın yıkım emrini ayetin verdiğini bilmez misiniz? Dîni şekliyle değil rûhuyla anlamak gerektiğini unuttunuz mu? Camiden rant sağlamanın nasıl başladığını, dînin bu ahlakla tahrif edildiğini İsrailoğulları'ndan hatırlamaz mısınız?
 
     "Yeryüzü İftarları" sofrasına oturanlara öyle bir suçlayıcı gözle bakarsınız da orucun insanı güzelleştiren, öfkeleri uzaklaştırıp sabırla dolduran yönünün tam karşısına düşersiniz de haberiniz olmaz. Hani siz Mevlana'yı sevmez miydiniz? "Kim olursan ol gel" diyen bu irfan çağrısına kuru, siyasî argümanlarla mı karşı çıkacaktınız? Siyasî hesaplarınız nasıl bir at gözlüğü size takmış ki kapınıza geleni haşin ifadelerle kovmaya çalışıyorsunuz?
 
     Kendisine taş atanlara, yoluna diken dökenlere, kapısını kirletenlere, yolda alay edip aşağılayanlara öfkeyle hareket etmek isteyenleri durdurup, "onlar bilmiyorlar" diyen Resul (saw) sizin peygamberiniz değil miydi? Çok sevdiği amcasının cesedini parçalayıp kalbini çiğneyenlere karşı Müslüman oldukları anda af yolunu seçen o kutlu kişi sizin için örnek değil miydi? Kimseye pasifizmi öğütlemiyoruz ancak dînin de çok değer verdiği evrensel ahlakî ilkelerin unutulması, öfke ve heyecanın tavan yapması asıl kahredici olan değil mi?
 
     Velhasıl göstericileri, eli palalı adam nedeniyle gösterilere karşı çıkan herkesi "iktidarın adamı" görme hastalığından, dînî argümanları kullanarak cepheleşmeyi arttıranları da  sivil eylemcileri karalamaya ayarlanmış at gözlüklerini çıkarmaya davet ediyorum.
 
     ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.