1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Kutlu Bir Veladet ve..
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Kutlu Bir Veladet ve..

A+A-

     İnsanlık âleminin günümüzdeki pür-mecali göz önüne alındığında; O kutlu elçinin öğretisinin yeniden canlanmasına ve yaşanmasına ne kadar ihtiyaç duyulduğu her akıl sahibi tarafından açıkça fark edilecektir! Dünyayı kasıp kavuran her türlü gayri insani hal, tavır, davranış tutum ve ilişkiler; insanlık âlemini meçhul/korkunç bir yok oluşa sürüklemektedir. Yaşanmakta olan bunca acılar, çelişkiler, tuğyanlıklar; yeniden nebevi bir uyanışa geçmeyi vazgeçilmez/zorunluluk haline getirmektedir. Yine bütün bunlar sorumluluk duyusunu yitirmemiş insanlara da büyük bir sorumluluk yüklemektedir. O halde bu sorumluluk sahibi olan insanlar; kurtuluş çarelerini en tezinden aramaya ve yeni bir insanlık anlayışını inşaya girişmelidirler. Ki bu da, bu günlerde veladet yıldönümünü idrak etmekte olduğumuz Âlemlerin Efendisinin, yeniden gereği gibi anlaşılması ve bu anlayışın insanların zihin yapısını ve pratik hayatını şekillendirmesi ile mümkün olabilecektir.

     “Muhakkak ki sen yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem,4)  “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Müslim)  Hazreti Aişe’ye sorulan bir soru üzerine, cevaben: ”Siz hiç Qur-an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Qur-an idi.” (Müslim)

     Ahlaki özellikler/güzellikler gerek fert, gerek toplum açısından hayati öneme haizdir. Eğer bir toplumda ahlaki erdemler zaafa uğramış ise; o toplumda her türlü kötülüğün olağan hale gelmemesinin hiçbir nedeni kalmamış demektir. Günümüz toplumumuzun ahlaki yapısı, neredeyse tam olarak bu hali göstermektedir. Çevremize ve toplumun genel yapısına baktığımızda, bu durumu hiç zorlanmadan fark edebilmekteyiz. Öyleyse Qur-an’da bahsi geçen o güzel ahlakın, o yüce ahlakın yeniden aramızda hayat bulması gerekmektedir. Haliyle bilinç ve sorumluluk sahibi her bir Müslüman, yeniden Qur-an ve sünnete ciddi manada yönelmek zorundadır.

     Evet, Qur-an sadece güzel bir şekilde tilavet edilsin diye gönderilmemiştir. Asla !!! Qur-an; bireysel, toplumsal ve evrensel hayatı şekillendirsin diye inzal buyrulmuştur. Qur-an; yeryüzüne adalet yerleştirilsin diye inzal buyrulmuştur. Qur-an; zihinler, her türlü cehaletten arındırılsın diye inzal buyrulmuştur. Qur-an; yeryüzünde fitnenin, fesadın kökü kazınsın diye inzal buyrulmuştur. Qur-an; bütün bir yeryüzünde kula kulluk kalksın, sadece ve sadece Hakka kulluk edilsin ve bütün insanlar (üstünlük sadece taqvadadır) müsavi olsun diye inzal buyrulmuştur. Evet, Qur-an; genelde kâinat ve özelde yeryüzü insanlara yaşama alanı olarak tefriş ve tezyin edilmiş, biz insanoğluna müsahhar kılınmış ve müsahhar kılan zatın emir ve yasakları doğrultusunda özgürce yaşanılsın diye nazil olunmuştur!!!

     Kutlu önder; kula kulluk ile sonuna kadar savaşmış; kulluğu, bir ve tek olan Allah (cc)’a münhasır kılmıştır. Bu cihetiyle insanlar, tam bir özgürlük elde etmişlerdir. Böylece hakkaniyet temeli üzerinde sarsılmaz bir kardeşlik anlayışı inşa edilmiştir. O kutlu önder; hayatın (bireysel, toplumsal ve evrensel) her alanını İlahi adalet ölçülerine güre düzene koymuş; böylece yeryüzünde saadet asrının yaşanmasına insanlık şahid olmuştur. Ensar-muhacir kardeşliğini; eşi-benzeri görülmemiş bir şekilde hayata geçirerek, bir saadet asrı yaşanmış ve bu asrısaadetin ardından asırlar geçmesine/geçeceğine rağmen, insanlık âlemi gıpta ile bakmıştır/bakacaktır!

     İşin acı olan tarafı ise, O Kutlu ve Rahmet önderinin veladetini idrak ederken; O’nun muazzam hayatını idrakten yoksun bir şekilde ve birkaç ritüelden ibaret, kısır bir anlayış döngüsü çerçevesinde gündeme gelmesi/getirilmesidir.  Tıpkı Qur-an’ın güzel sesli kimseler tarafından ve güzel bir tecvitle tilavet edilmesi yarışmaları düzenlenerek, sanki Qur-an’ın gayesini böylece gerçekleştirmişiz zehabına kapılmamız gibi. Sanki Qur-an sadece bu şekilde tilavet olunsun diye inzal buyrulmuş ve sanki O Kutlu Önder de sadece birkaç tatlı ritüel, kısır bir anlayış şeklinde yaşansın/anılsın diye gönderilmiş!!!

     “Gerçekten Allah (büyük bir lütuf, ihsan ve ikramda bulunmakla) müminleri minnettar kıldı. Zira kendilerinden bir peygamber gönderdi. (O peygamber ki) onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Hal bu ki onlar bundan evvel apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Ali İmran, 164)

     Qur-an tilaveti yarışmalarından ziyade, asrısaadet misali Qur-an’ı en anlamlı şekilde yaşamaya yönelmek gerekmektedir. Vahyin; nüzulünün başlangıcından sonuna kadar sürekli hayata yön verdiği görülmektedir. Asrısaadete baktığımız zaman, gerek toplumsal ve gerekse bireysel soru ve sorunlara sürekli yön verdiği apaçık olarak görülmektedir. Yaşamın her türlü sorunlarının çözümünde Resulallah’a müracaat edilmekte; O’nun bakışıyla, idrakiyle, yorumuyla, diliyle Qur-an’dan çözümler getirilmiştir/ getirilmektedir.

     Keza, efendiler efendisi de inananlar için bir hayat numunesidir. O’nun veladet yıldönümünde veya benzeri gün ve gecelerde; O’nun hayat şekli, O’nun fikir ve zihin kodları, O’nun akidesinin özellikleri, O’nun hareket tarzı, O’nun mücadele alanı… gibi yönleri ile inananlar tarafından idrak edilmelidir. Yoksa hırkaya ta’zim, sakala ta’zim, ayak izine ta’zim… gibi O’nun davasıyla, sevdasıyla, anlayışıyla, idealiyle, misyonuyla, vizyonuyla uzaktan, yakından alakası olmayan ritüellerle uğraşmanın hiçbir anlam ve değeri olmasa gerekir. Bu tür anlayış ve kavrayışların değeri olmadığı gibi, sahih bir İslami anlayışın kaybolmasına, tahrif olmasına zemin hazırlar.  

     Andolsun ki Allah’ın resulünde sizin için, Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)

     Rabbimiz Qur-an’ı inzal buyurması ve Kutlu önderimizi de elçi olarak göndermesi; insanlar için tarifsiz bir lütuf, ikram ve imkândır. Tabii ki bu lütuf, ikram ve imkânı doğru anlamak, inanmak ve yaşamak gerekir. Aksi halde, bütün bu güzellik ve yüceliklerden mahrum kalınacağı gibi, yine tarifi imkânsız zilletliklere duçar kalmaktan kurtulmak mümkün değildir! Haliyle; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol:” (Hud, 112) Emri ilahinin sadece Kutlu öndere yükümlülük getirmiyor; O’nun şahsı manevisinde bütün müminler de bu emre muhatap olunuyor ve bu emir ile mükellef kılınmaktadır. Haktan gelen hakkın dosdoğru algılanması, anlaşılması, inanılması ve hayata aksettirilmesi bir zorunluluk haline geliyor. Kutlu Önder, kitabı ve hikmeti nasıl almış, inanmış ve yaşamış ise ve aynı şekilde inananlara nasıl bildirmiş ise; aynısıyla günümüz inananları tarafından da gerçekleştirilmelidir. Kitap (Qur-an) ve sünnet (siyer) dosdoğru bir şekilde ve çağımızın gelişmeleri ve değişmeleri gerçekliği dâhilinde; büyük bir idrak, feraset ve hassasiyetle anlaşılması ve yaşanması sağlanmalıdır. Özelikle sünnet; her türlü şaibelerden, afakî anlayışlardan, hurafe ve sapmalardan/saptırmalardan arındırılmalıdır. Şu nokta hassaten vurgulanmalıdır ki; kutlu önderin davası ne önemsiz bazı ritüellerden, ne birtakım kalıplaşmış/taklidi insancıl erdemlerden, ne birtakım hoşgörülülüklerden ibarettir. O kutlu önderin davası; bütün bir insanlığın batıldan hakka, karanlıklardan aydınlığa, yokluktan varlığa, hiçlikten değere dönüşümün davasıdır. Bu bakımdan O’nun örnekliği ve önderliği; kişisel, toplumsal ve evrensel kurtuluşun emsalsiz çarelerini ve yollarını vermektedir.

     Hal böyleyken Qur-an’ ve Kutlu elçiyi (hâşâ) birbiriyle çakıştırmadan, çekiştirmeden; eğriliklere ve yanlışlıklara sapmadan, dosdoğru anlamaya, inanmaya ve yaşamaya azmetmek zorundayız. Gerek kişisel hidayetin, gerek ümmet anlamında toplumsal hidayetin ve gerekse bütün bir insanlık olarak küresel hüsranın daha da ciddi bir hal almasının önüne geçebilmenin sağlanması açısından, Qur-an ve Resulullah (sas) gerçek şekliyle idrak edilmelidir. Bu gün hem ümmetin, hem de bütün bir insanlığın buna şiddetle ihtiyacı vardır. Bu gün Nemrutların tahakkümü; İbrahimlerin meydanlarda olmayışından veya yetersiz kalışındandır. Bu gün Firavunların baskın olmaları; Musaların hayatta aktif hale gelmeyişinden veya dirençsiz oluşundandır. Bu gün Ebu Cehillerin bütün bir insanlığı ifsada sürüklemeleri; Muhammedi anlayış ve kıyamın zayıf kalışından veya etkin olmayışındandır… !!!

     İnsanlığın kurtuluş reçetesi olarak İslam’ın; insanlığın rahmet önderi olarak Efendiler efendisinin gereği gibi anlaşılması ve yaşanması dilek ve dualarımla Rabbim yar ve yardımcımız olsun

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.