1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. Kürtler'in Tarihî Birliği
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtler'in Tarihî Birliği

A+A-

     Onbin yıllık Kürd tarihinde bir ilk gerçekleşti. Federal Kürdistan Bölgesi Selahaddin kentinde “Kürd Ulusal Konferans’ına” hazırlık için bütün Kürdistan’ı temsil eden siyasi parti, STK ve Örgütlerin katıldığı toplantıda 21 kişiden oluşan hazırlık komitesi ile Konferans’ın birkaç hafta içinde Hevler (Erbil) de toplanması için yol haritası ve sonuç bildirgesi açıklandı.

     Sayın (Birez) Barzani’nin dile getirdiği gibi Kürdler artık “silahsız bir dünya” istiyor. Coğrafyalarında yer alan halklarla barış içinde yaşamak; kimsenin silah zoruyla isteklerini kabul ettirmediği bir ortamda yaşamak istiyorlar.

     Kürd Ulusal Konferansı hazırlık çalıştayı ümit verdi. Kürdistan’ın dört parçasından temsilcilerin Selahaddin kentinde bir araya gelmesi Kürd tarihinde yıllardır tartışılan ve bütün Kürdlerin gönlünden geçen birlik ve beraberlik toplantısı karanlıktan aydınlığa çıkan bir ışık oldu/olacak. Ulusal Konferans bütün Kürdlerin ve siyasilerin yıllardır önerdiği bir adımdı.

     1968 yılında İstanbul’da bir grup Üniversite öğrencisinin (Bilinçlenmemde teşvikçi olan, önderlik yapan Diyarbakır Öğretmen Okulu matematik öğretmenim Sait Hoca’yı bu vesileyle sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.) DDKO’ nın kurulma aşaması ve 1969 yılında kurulurken İstanbul’da o ağabeylerin arasında bulunan şanslı genç Kürdlerden biriydim.

     O günden beri özlemini çektiğim birlikteliğin, beraberliğin simgesi tarihi günün ilk adımının 45 yıl sonra da olsa atılmış olmasını hayattayken görmek ve seri toplantıların ilki olan Ankara Konferansı delege olarak katılmanın sevincini, onurunu ve kıvancını yaşıyorum.

     Birez Barzani “Konferansın gerçekleştirmedeki temel amacın Kürdistan’ın dört parçasında tüm Kürd parti ve siyasi çevrelerinin bölge halklarıyla barış içinde birlikte yaşama stratejisi ve kararlığını ortaya koyma konusunda ‘anlaşmış’ bulunuyoruz” demesi Kürd tarihinde bir ilktir. Hevler’de yapılacak Kürd Ulusal Konferansı için katılımcıların oy birliği ile anlaşarak bitmesi ve Kürd tarihinin geleceği için bir ilk olması; Rojava’da Türkiye’nin El Nursa örgütüne desteğine ve olumsuz savaş ortamına rağmen Kürdleri umutlandırdı.

     1969’dan beri Kürd Ulusal Konferansının önemi üzerinde durulmaktadır. Bu arzunun 45 yıl sonrada 21. yüzyılda gerçekleşmesi Kürdler açısından gecikmiş tarihi bir süreç olarak görülmeli. En önemlisi Kürd Ulusal (siz bunu uluslar arası olarak okuyun) Konferansının birkaç hafta sonra Hevler’de toplanmasına muhatap ülkelerin nasıl yaklaşacağı merak konusu.

     Tamamen iyi niyet ve komşuları ile tehdit, savaş, saldırıya maruz kalmadan; silaha baş vurmadan; özgürlük, eşitlik, barış istemeye yönelik bir Konferans istedikleri açık. Sorun şu ki bölge genelinde Türkiye, Irak, Suriye ve İran’a Kürdler samimi, iyi niyetli girişimlerini ve de ABD, AB ve Birleşmiş Milletler nezdinde dünyaya anlatma ve inandırma açısında nasıl bir performans gösterecekleri çok önemlidir.

     Kürd halkı, Kürd siyasetçileri, aydınları ve medyası yeni dünyada 21. yüzyılda Kürd halkının meşru hak talebinin ele alınacağı; halklar ve yönetimler ile demokratik çevrede diyalog kurarak anlatılması savaş ve silahtan çok daha zor bir yöntem olacağından hareketle topyekun bir kampanya ile gelişen dünya konjonktüründe konumlarını belirlemeleri şarttır.

     Kurdlerin ulusal taleplerini uluslar arası arenada konferans sonrası kurulacak komite aracılığı ile anlatılması Kürd tezini ve konumunu güçlendireceğine şüphe yoktur. Dünyaya Kürdlerin neden silah kullandığı, şimdi neden silahsız bir dünya istediği anlatılmalıdır.

     Konferans için Kürdistan’ın 4 parçasından 39 siyasi çevre ve örgütten 100’ü aşkın delegenin katılması; Barzani, Mam Celal ve Abdullah Öcalan’ın ön plana çıkarken bütün Kürdleri temsilen 21 kişilik hazırlık komitesinin kurulması toplantının başarısını, stratejisini, sorunun siyasi yolla hal edilmesi kapsamı ve zamanlaması açısından önemini ortaya koydu.

     Önemli çünkü silahlı ve silahsız bütün Kürd örgütlerini bir araya getirildi. Atmosferi Rojava gerginliği dışında bozan önemli bir unsur ortaya çıkmadığı için şimdilik umut verici.

    KÜRDLERDEN MESAJ

     Kürdlerin Başta Türk Devletine, Hükümetine ve diğer devletlere aslında gereken mesajı verdiler. 4 ülke için de bu iş buraya kadar dediler. 100 yıl önce başta İngiliz, ABD ve batılıların cetvelle çizdikleri yapay sınırlara tahammülümüz kalmadı dediler/diyorlar.

     Türkiye ve diğer devletlerin kolektif parayona içine girmelerine gerek yok. Farklı devletlerde yaşayan Kürdler bundan sonra söz konusu devletlerin keyfi uygulamalarına göre değil; kendi taleplerine ve istemlerine göre yaşamak istedikleri mesajını verdiler/verecekler.

     Yok “Sevr kompleksi”, yok “Lozan gizli konferansı” gibi cinnet sarmalına tutularak yüz yıllık histeriye girerek milyonları kışkırtmanın bir anlamı yok. Hem yeni Lozan konuşulsa çok mu yanlış olur. Kürdler açısından zamanı gelip geçti bile.

     Kürdler tarihlerinde ilk kez laiki, solcusu, sağcısı, muhafazakarı, dinsizi, dinlisi, ılımlısı, radikalı, tarikatlısı, cemaatlisi, şeyhi, ağası, marabası bir araya gelerek “artık yeter- edi besse” diyerek kimseyi bölmek için değil ve fakat kendi hak, eşitlik ve özgürlükleri için bir karar alacaklar. Türkiye, Irak, İran ve Suriye evet de dese hayır da deseler artık bu olacak.

     Türkiye’nin faşist, ırkçı, Ulusalcı, Kemalist, Dinci, Milliyetçi, Muhafazakar kesimin “Büyük Kürdistan Kuruluyor” cazgırlığı yapılsa da, yapılmasa da; ülkeler bölünecek dense de, denmese de o konferans yapılacak ve Kürdler 21. yüzyılda hangi ülkede nasıl yaşamak istediklerine karar verecekler. 4 ülkenin halkları, yönetimleri kabul etse de olacak, etmese de.

     Dünya değişiyor, Orta Doğu değişiyor. Bütün milletler demokratik, insani, ahlaki, vicdani, eşit haklar için ayağa kalkmışken; Kürdler uğruna yüz yıllardır can verdikleri hak ve özgürlüklerinden başkaları istiyor diye bu saatten sonra vazgeçmezler/geçmeyecekler.

     Irki, manevi, ruhi, inanç, mezhep, hatta iktisadi; akrabalık ve kan bağı olan Kürdlerin daha fazla yapay sınırlar, Karakol (Kalekol) , jandarma dipçiği, mayın tarlaları, polis copu ile bir yüz yıl daha esaret altında yaşamaya ne halleri ne de tahammülleri var.

     Bütün bunlara rağmen konferansın yapılması Büyük Kürdistan kurulması anlamına gelmiyor. Çünkü her etnisite kendi milleti ile birleşerek devlet kuracak diye bir kural yok. Tıpkı Türklerde ve Araplarda olduğu gibi. Kan bağı var diye topyekun bir araya gelip, bir olarak yaşamak değildir. Her etnisite kendi devletinde mutlu ve mesut edilir; kültürel eşitlik, kendini bölgesel ve yerelde özgürce yönetirse neden ayrılsınlar ki?

     Kaldı ki Türkiye Kürdleri bugün, dün, geçen yıl, yüz yıl değil 500 yıl öncesinden Türklerden kız almış, kız vermiş. Yüz yıllardır Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Batman gibi İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara ve Bursa’yı kendi şehirleri, kendi vatanları bellemişler.

     Özellikle son 100 yıl Türklerden inanılmaz zulüm görmelerine rağmen “bir gün beni anlarlar, her şey düzelir” diye sabretmiş. Şimdi bu sabrın meyvelerini toplarken Türk kardeşi 21. yüzyılın gerçekleri ile olaya yaklaşmasını Kürd Konferansı toplanacak diye histeri krizine girmemelerini bekliyor. Kürdler 4 parçada ortak devlet kardeşliğinden başka bir talepleri yok.

     Türkiye’nin de, Suriye’nin de huzuru ve barışı El Kaideci, El Nusracı karanlık örgütler ile değil ülkelerindeki Kürdler ile işbirliği ve diyalogundan geçer. Unutulmasın ki Kürd sorunu uluslar arası nitelik kazandı. Kürdler bağımsızlık değil dört parçada kendi kendilerini yönetme; geçirgen, karakolsuz, mayınsız, kapısız sınırlar istiyorlar. Bu ya olacak, ya olacak. Mesaj bu. İster anlaşılsın, ister anlaşılmasın. Birileri çıldırsa da durum bu.

     Türkiye Irakta olduğu gibi “havuç sopa” politikası bırakmalı. Suriye’de evdeki hesap çarşıya uymadı. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Suriye’de Kürdlerin fiili yönetimi var. Rojava Kürdlerinin iradesinin engellenmesi bütün Kürdlere yapılmış kabul edilecek bir atmosfer var. Türkiye tüm Kürleri tatmin edecek adımlar atmak ve politikalar üretmek zorunda.

     Yazıma Muş Alpaslan Üniversitesi Siyaset Bilimcisi Doç Dr. Abdullah Kıran’ın makalesinden bir bölümünde ortaya attığı mesajıyla son vermek istiyorum:

 
     “…AB’ye girmeye çalışan Türkiye, AB Azınlık Şartı’nın azınlıklara, nüfus olarak çoğunluk sağladıkları yerde interim self determination hakkı, yani sınırları değiştirmeksizin federal bir yönetim bile kurma hakkını tanıdığını bilmiyor mu? Elbette ki biliyor. Eğer Suriye Kürtleri değil de, oradaki küçük bir Türkmen azınlığı özerk bir yönetim ilan etseydi, Türkiye orayı derhal korumasına almaz mıydı?
 
     Mesele çok basit ve eğer Türkiye yararlanmasını bilse, Kürtlerin Suriye’de özerk bir yönetim oluşturması orta ve uzun vadede Türkiye lehinedir. Çünkü tarih, Türkler ve Kürtleri adeta siyam ikizleri gibi birbirlerine bağlamış. Türkiye’nin geçmişteki bütün ayrımcı ve ötekileştirici politikalarına rağmen Kürtler hiçbir zaman bu gerçeği göz ardı etmediler. Bugün Suriye’deki özerk yönetimden Türkiye’ye atılacak her kurşuna bütün Kürtler kedini siper eder, ancak Türkiye’nin El Kaideci grupların peşine takılarak oraya müdahalesine de nasıl bakacaklarını ve nasıl bir tavır alacaklarını aklı başındaki herkes çok iyi bilir. Suriye Kürtleri Türkiye Kürtlerinin en küçük kardeşleri, amiyane deyimle “küçük çokçukları” gibidir. Yeri geldiğinde Kürtler, küçüklerini, “çocuklarını” döveler; ancak asla başkasına dövdürtmezler. Azıcık Kürt toplumunun sosyolojisinden haberdar olanlar bunu bilir.
 
     Daha düne kadar Irak Kürt yönetimini Türkiye için tehdit olarak görenler, bugün Türkiye’nin bölgedeki en iyi dostunun Barzani yönetimi olduğunu inkâr edebilirler mi? Ben yarın aynı dostluğun Suriye Kürtleri ile de kurulabileceğine içten inanıyorum, çünkü ana gövdeleri Türkiye’de. Üstelik Türkiye’nin kendi Kürtleriyle barış içerisinde bir arada yaşamasının en önemli teminatlarından biri de sınırları dışındaki Kürtlerle barışık olmasıdır. Doğrusu Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunmaktadır: Ya Kürtlerle adamakıllı barışıp global bir aktör olarak tarih sahnesinde yerini alacak, ya da Ortadoğu’nun karanlık dehlizlerinde bilinmez bir geleceğe kanat çırpacaktır. Sizce Türkiye hangi yolu seçer?”

     NOT: Halkını katleden 21. yüzyıl Firavunları, Darbeci Mısır Silahlı Kuvvetlerini ve onların destekçisi sözde demokratları; katliama sessiz kalan ABD, AB ve diğer dünya ülkeleri ve insanlığı ( Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı’nı Muhammed Mursi’nin bazı icraat ve yöntemlerine katılmasam da) lanetliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.