1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Kürtlerin Özgürlük Yolculuğu
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtlerin Özgürlük Yolculuğu

A+A-

     Bir bayram daha geride kalıyor. Biz Kürtler için kan, gözyaşı ve hüzün devam ediyor. Zalimler bir olup gücü ve kuvveti olmayanları ezmeye devam ettiler. Mazlumlar bölük pörçük bir türlü beraber olup yekvücut düşmana karşı duramıyorlar. Ezenlerin klasik taktiği böl parçala yut mantığı düzenli bir şekilde işlemeye devam ediyor. Bölgesel stratejik menfaatler; merhamet sevgi ve hoşgörünün önüne geçtiği sürece bu durum devam edecektir. İnsanı salt üretim ve tüketimin asli unsuru olarak gören, manevi ve ruhsal durumunu öteleyen materyalizm zihniyetinin yansımalarını dehşetle izliyoruz.

     Yaratıcının yeryüzüne halife, imar edici, zulüm engelleyici olarak gönderdiği insanoğlu, fesat çıkarıcı, zulmedici ve kaos yaratıcı pozisyona nasıl geçti?

     İnsani tüm hasletlerin kaybolduğu, yardımlaşma, sevgi ve kardeşliğin yok edildiği kaotik bir dünyada; Thomas Hobbes’ in “İnsan insanın kurdudur” dediği zaman üzerinden yüzyıllar geçti. Ama yüzyıllar geçse de bu felsefesinin hala geçerli olduğunu dehşetle izliyoruz.

     “(Devlet olmadan) insanın yaşamı yalnız, fakir, mutsuz ve kısadır.”

     “Devletin olmadığı bir yerde sanayiye yer yoktur; çünkü sanayiden elde edilecek faydalar belirsizdir; netice olarak yeryüzünde bir kültür mevcut olmayacaktır; deniz ve hava taşımacılığı olmayacaktır; ithal malların kullanımı söz konusu olmayacaktır; yasalar olmayacaktır; mektuplar gönderilemeyecektir; toplum olmayacaktır; hepsinden kötüsü kuşku olacaktır; şiddet ve ölüm korkusu mevcut olacaktır. Devlet olmadan insanın yaşamı, yalnız, fakir, mutsuz ve kısadır.”

     “(Devletin olmadığı bir yerde) ... bir mülkiyet söz konusu olmayacaktır, benim-senin ayırımı olamayacaktır; sadece gücü olan insan istediğini alabilecektir.”

     “Onları (vatandaşları) yabancıların istilasından koruyabilmenin, birbirlerine zarar vermekten engellemenin, kendi sanayilerini ve yeryüzünün meyvelerini güvence altına almanın yolu bütün gücü ve kudreti bir tek insan ya da insanların meclisine vermektir... (Toplumda yaşayan) insanlar birbirlerine ‘ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana ya da insanların meclisine veriyorum’ demelidirler. “

     Thomas Hobbes bu anlayışı 1600 lü yılların İngilteresinde ifade etmiştir. Ortaçağ karanlık döneminin ortamında engizisyon mahkemelerinin sorgusuz sualsiz insanların kafalarını kestiği, katlettiği işkence ettiği bir dönemde ifade edilen aydınlatıcı fikirler olarak görülüyor. Osmanlının zirvede olduğu, Mezopotamya coğrafyasında Kürtlerin barış, kardeşlik ve güven içerisinde soykırım ve asimilasyondan uzakta yaşadığı bir dönemde ifade edilen bu düşünceler ne yazıkki 20. Yüzyılın başından itibaren kürtlerin durumunu özetleyen ifadeler olarak literatürdeki yerini almıştır.

     1. Paylaşım savaşında tercihini hamisi ve koruyucusu olarak gördüğü Osmanlıdan yana koyan, ümmet düşüncesinden dolayı ihanete ve ayrılığa yanaşmayan Kürdistan aydınları, yol göstericileri, mollaları, şeyhleri ve aşiret reisleri ayrı devlet fikrine sıcak bakmadılar.

     Fransız ihtilalinden itibaren ulus devlet fikri Müslüm toplumlar dahil diğer uluslar üzerinde bağımsızlık ve kendi kendini yönetme anlayışı olarak tezahür etmiştir. Balkanlarda Yunanlılar, Arnavutlar, Sırplar, Rumlar ve diğer etnik topluluklar merkezi otoriteye başkaldırarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Ortadoğuda Müslüman toplulukların başında yer alan Araplarda değişik vaat ve emellerle emperyalizmin desteği ile uydu devletçiklerini kurmuşlardır.

     Yukarıda sıraladığımız Kürdistan zevatının öncülüğünde bu fikre sıcak bakan olmadı. Kürtlerin sosyolojik gerçekleri ve stratejik konumları gereği bu fikir hayat bulmamıştır. Bir yandan imkansızlıklar, islam dininin farklı yorumlanması, aşiretsel önyargılar, güvensizlikler yöresel güç ve yapay çekişmeler ile bağımsız devlet fikrinin iç çatışmalar yaratacağı korkusu Bağımsız Kürdistan fikrini rafa kaldırmıştır. Bu durumun yarattığı sosyo ekonomik ve sosyo politik ortam gereği İngiltere’nin başını çektiği emperyal ülkelerin planlaması ile Kürtler, ortadoğunun parçalanmış ve devletleri olmayan tek ulusu olarak diğer kardeşleri(!)nin insafına terkedilmişlerdir.

     Varlıkları kabul edilmeyen, dışlanan ezilen ve millet olarak inkâr edilen bir ucube(!) haline sokulmuşlardır. Bu durum sonucu aşağıda kısaca değineceğimiz katliamlara uğramışlardır.

     1. Paylaşım Savaşında, Osmanlı Devleti; 'Ermeniler geliyor' söylemiyle Kürtler'i iskan değişikliğine zorlamış ve bu politikanın sonucunda 700 bin Kürdistanlı, yollarda; açlıktan, soğuktan ve salgın hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmiştir. Bunun yanında Kafkas Cephesi’ne ölüme gönderilen ve çoğunluğu Kürtlerden oluşan ordu, açlığa ve soğuğa teslim olmuş, bu cephede 90 bin insan kirli bir politikanın ürünü olarak canından olmuştur. Bunun yanında Yemen'e gönderilen Kürtler'den ise hiç bir haber alınamamıştır.

     Cumhuriyet Türkiyesi ise 1920 ile 1938 yıllara arasında Anadolu’yu ve Kürdistanı Türkleştirme politikaları sonucu 1920 Koçgiri Ayaklanmasında; Nurettin Paşa komutasındaki ordu birlikleri ve Topal Osman çetesi, tüm güçleriyle Koçgiride soykırıma giriştiler. Kürt çocuklarını ateşe atarak yakmak, köy yakmak ve evleri talan etmek, darağacı kurmak ve göçe zorlamak gibi kural dışı uygulamaları devreye sokan ordu birlikleri, tüm hünerlerini göstererek vahşette adeta birbirleriyle yarışmışlar ve arkalarında, küçük bebeklerin de içlerinde bulunduğu binlerce masum insan cesedi bırakmışlardı. Cumhuriyetin kuruluş arafesinde yaşanan bu vahşet, Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber Kürtlere yönelik 80 yıldır uygulanacak olan soykırımların da habercisi olacaktır.

     1925-38 yıllarında Kürdistan'da yaklaşık sekizyüzbin ile bir milyon insanın katledildiği ve bir milyon civarındaki Kürdün ise isyanlar bahanesiyle ülkesinden, Türkiye’nin batı illerine sürgün edildiği, kaynaklarda belirtilmektedir.

     Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürtler, imha politikalarının yanında büyük çaplı bir asimilasyona tabi tutularak “Türkleştirilmeye” çalışılmıştır. Kürtler ise bu politikalara kıyamlarıyla cevap vermişlerdir. 1925 Şeyh Said Kıyamı, 1927-1929 ve 1930 Ağrı Ayaklanması ve 1937 Dersim Direnişi ile bu kanlı politikalara karşı koyuş gerçekleşmiştir. Cumhuriyet döneminde kanla bastırılan en önemli Kürt ayaklanması olan 1925 Şeyh Said

     Kıyamı, bu kirli politikalara gösterilen ilk tepkidir. Bu kıyam bastırılınca, Şeyh Said ve kırkaltı Kürt önderi idam edilir. Ama katliam bununla sınırlı kalmaz. Ve esas olarak halka yönelik zulmün kitlesel boyutları köylerde, dağ başlarında, yol boylarında, dere kenarlarında katledilen on binlerce insana ulaşır. Binlerce kişi ele geçirildikleri yerde 'Anında ve yerinde infazlarla' katledilirler. Binlerce Kürt, İstiklal Mahkemeleri'nin kararlarıyla asılır.

     1927-1930 yıllarında Ağrı Ayaklanması gerçekleşir. Ağrı Ayaklanmasının kanla bastırıldığı günlerde aynı zamanda Van'ın Erciş İlçesinin Zilan Deresinde büyük bir imha harekatı başlatılmıştır. Ağrı İsyanından sonra Zilan Vadisine sığınan Kürtlere, yürütülen askeri harekatla tam bir soykırım uygulanmıştır. Uçaklar tarafından Zilan Bölgesi bombalanmış, dağlar ve dereler ateş altına alınmıştır. Yer-gök insan feryatlarıyla dolmuştur. Yeni doğmuş bebekten, Doksanlık ihtiyara kadar her yaş ve cinsiyetten insan katledilmiştir. Devletin yarı resmi gazetesi durumunda olan Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında Zilan Vadisindeki toplu katliamı şöyle veriyordu:

     'Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş'e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan Harekatı’nda imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız, bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin ediliyor. Zilan Deresi'ne sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan Deresi, lebalep (tamamen) cesetlerle dolmuştur.' (Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları -Tedip ve Tenkil)

     Ağrı ve Zilan Katliamlarından sonra onları izleyen Dersim Katliamında da dereler oluk oluk kan akar. Sadece Munzur Çay'ında Elli bin insanın öldürüldüğü kayda geçmiştir. Bunun yanında Dersim Katliamında resmi kaynaklara göre Yetmiş binden fazla insan öldürülmüştür. Öyle ki bu rakamın Üç yüz bin olduğu da söyleniyor. Zaten Celal Bayar'ın 29 Haziran 1938'de Millet Meclisi'nde 'Dersim sorunu genel bir temizlik harekâtıyla ortadan kaldırılmıştır' sözleri, yapılan soykırımın boyutunu yeterince açıklıyor.

     Tüm bu yaşananların yanında bu son yirmi yıllık kirli savaş sürecinde faili meçhule(!) giden binlerce Kürt insanının, askeri cezaevlerinin işkence tezgahından geçen yüz binlerce insanın, yakılan ve yıkılan binlerce köy ve kasabanın ve büyük şehirlere göç ettirilen milyonlarca insanın tüm dünyanın gözü önünde yaşadığı zulümler de yine soykırımdan başka bir şeyle açıklanamaz.

.

     Irak, (Güney Kürdistan ve İran; 1980-1990) : Güney Kürdistan'da, Kürtlere yönelik soykırım 1961 yılında başlamış 1964'e kadar devam etmiş ve üç bin Kürt öldürülmüştür. 1971-1975 yılları arasında ise On bin Kürt öldürülmüştür. 1980-1982 yılları arasında da Bağdat'ta aralarında profesörler, üniversite öğretim görevlileri, yazar, şair, sanatçı, aydın demokratların olduğu on üç bin Feyli Kürt, Saddam Rejimi tarafından kaçırılarak hapsedildi ve kaybedildi. Üç yüz bin kişi öldürülerek toplu mezarlara konuldu. Saddam Rejiminin soykırım uygulamalarının simgesi haline gelen Halepçe ise insanlık tarihine kara bir sayfa olarak girmiştir. Saddam Hüseyin yönetimi 1988 tarihinde Güney Kürdistan´ın Halepçe Kentinde, Amerika ve Avrupa’daki bazı ülkelerden edindiği kimyasal bombalarla, Kürtlere soykırım uyguladı. Bunun neticesinde çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan Beş bin sivil Kürt, kimyasal silahın yakıcı etkisiyle can verdi. Bebeklerine sarılarak ölen anneler, yol ortasında cesetleri uzanan küçük çocuklar. Altı bin civarında Kürt de sakat kaldı. Yüzbinlerce Kürt, Saddam'ın zulmünden kurtulmak için Türkiye ve İran'a sığınmak için yollara düştü ama birçok kişi açlık ve soğuk nedeniyle yolda hayatını kaybetti. Ne yazık ki, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün insanlık ailesi, bu insanlık dramı karşısında sessiz kaldılar. Kürtler, kendi topraklarında bile, mülteci statüsünde kabul edilmediler, etrafı tellerle çevrili yarı açık cezaevlerine konuldular.

     Saddam Hüseyin ve yönetimindeki Baas Rejimi 'Enfal Operasyonu ile Irak Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçakları, helikopterlerle saldırıda bulundular. Bu saldırılarda Beş bin civarında köy kimyasal silahlarla haritalardan silindi. Sadece bu operasyonlar sırasında elli bin kadar Kürt; topluca öldürülür.

     Tüm bunların acıları daha taze iken, unutulmamışken Rojavada ortaya çıkan tablo kürtlerin trajedisini özetler niteliktedir. 21.yüzyılın medeniyet ve bilim çağında bir utanç abidesi olarak insanlığa ve islam ümmetine bir haykırış olarak tarihteki yerini alacaktır. Kardeşlik ve ümmetçilik teraneleri arasında bir halkın yok edilişini çaresizce izlemekteyiz. Bu kadar çaresiz, güçsüz ve etrafı kuşatılmış yetim bir halk olarak yapabileceğimiz hiç mi bir şey yok?

     Elbette var. Tüm ideolojik ayrılıklar, din, mezhep, aşiretsel önyargılar ve güç yarışını bir tarafa bırakıp ulus bilinci ile düşmana yekvücut karşı duruş ile mücadelede yeni strateji belirleme vakti gelmiştir. Kürt halkı arasında birbirini ötekileştirme ve karşı cephede görme anlayışı yerine dünyadaki tüm Kürtleri bir görme anlayışı ile bu soykırım ve acılardan kurtulabiliriz. Hak, adalet farklılıklara tahammül etme ve barış dilini kullanarak zalimlere karşı durabiliriz. Rojavada (Kobani) direnen bir halkın özgürlüğü öncelikle iç dinamiklerin devreye sokulması ile gerçekleşebilir. Daha sonra komşu ülkeler olan Türkiye ve İran başta olmak üzere bunların vereceği stratejik, askeri ve diğer destekler ile bu uluslararası istihbarat çetelerine karşı zafer kazanılabilir.

     İslami semboller ve bilgiler ile donatılan uluslararası istihbarat güç odaklarının desteği ile ayakta duran DAIŞ ya da diğer adı İslam Devleti(!) olan bu örgütün söylemlerine ve sloganlarına halkımızın aldanmaması gerekir. İslam ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Hz Ali ye karşı savaşan haricilerin mızraklarının ucuna taktıkları Kur’an sayfalarının verdiği mesaj neyse bu baği topluluğun verdiği mesaj da aynı görülmelidir. İslam toplumu arasına fitne ve fesat koyan, batıda ve bölgemizde islama olan yönelişleri engelleme amacı güden bu şer odaklarına karşı tüm aklı selim düşünen kişi ve kurumların bir arada hareket etmeleri kaçınılmazdır.

     Bu din Allah’ındır. Kıyamete kadar koruyacak olan da sadece O’ dur.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum