1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. Kürtler Ortadoğu'nun korkulu rüyası mı?-1
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtler Ortadoğu'nun korkulu rüyası mı?-1

A+A-

 

Son yıllarda, gerek Irak'la ilgili gelişmeler, gerekse şimdilerde Suriye'deki olaylar Kürt meselesine yoğunlaşıp, bu soruna adeta kilitlendi. Kürt sorunu bugünlerde Ortadoğu'nun en önemli sorunu haline geldi. Suriye'nin Kürt bölgesindeki son gelişmeler ile bütün bölge bu sorun çerçevesinde hareketli ve endişeli/korkulu bir döneme girdi.

Ortadoğu 19. Yüzyıl sonu, 20. Yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile önce işgallere uğradı. Daha sonra ise onlarca ulus-devletin kurulduğu bir arena haline geldi. İngiltere öncülüğündeki Batı'nın dayattığı ulus devletleşme sürecinde en büyük sıkıntı ve acıları Müslüman Kürtler yaşadı. Sultan II. Abdülhamîd Han'ın İttihatçılarca tahttan indirilmesinin ardından Jön Türk idaresinde Kürtler açısından baş gösteren sıkıntılar, Cumhuriyetin kuruluşunun akabinde Şeyh Said'den Dersim'e uzanan korkunç acı ve travmalara dönüştü. Müslüman toplumları/toplulukları birarada, birlik içinde tutan en büyük sembolik/siyasi bağ/müessese olan Hilâfetin kaldırılmasının akabinde gelişen olaylar bu ülkede dindar kesimlere yönelik acıların yanısıra dindar olan Kürt halkına iki kez acı yaşattı. Yeni devletin illegalite kapsamına alıp, ötekileştirdiği dindar müslümanlık ve Kürtlük kimliğinden dolayı iki kat sıkıntı ve acılara maruz kaldılar. Şeyh Said hadisesi sonrasında başlayan süreç herkesin malumu'dur.

Irak ve Suriye'de ise, İngiliz ve Fransız mandasına karşı Kürtler uzun süre direnirler, Irak Kürdistanında Nakşibendî-Kadirî Şeyh Mahmud Berzenci'nin İngilizlere karşı uzun zaman süren direnişi, Suriye Kürtlerinin Fransızlara karşı olan tutumu ve özellikle Hatay'ın Türkiye'ye katılması konusunda, Türkiye'deki o dönemde Kürtler aleyhindeki tüm gelişmelere rağmen, verdikleri kuvvetli destek bilinmektedir.

İkinci Cihan Harbi'nden sonra ise Arap aleminde hızla gelişen Arap milliyetçiliği, Cemal Abdünnâsır'ın Mısır'da işbaşına gelmesi akabinde, Nasırcılık cereyanı şeklinde neredeyse tüm Arap âlemini kasırga gibi sardı.Bu etki ile ardarda gelişen,1958'de Irak'taki A. Kasım askeri darbesi, 1963'teki Suriyede Baas darbesi, her iki ülkeyi Nasırcı-Sosyalist Arap milliyetçiliğine dayalı acımasız diktatörlüklerin pençesine düşürdü. Irak'ta İngilizlerce kurulmuş olmasına karşın, ülkede topluluklar arasında denge politikası izlemeye özen gösteren Şerifler idaresinin,14 Temmuz 1958'de Abdülkerim Kasım darbesi ile kanlı bir şekilde ortadan kaldırılması,Irak'ı milliyetçi-sosyalist askeri diktatörlüklerin vesayetine soktu. Özellikle 1966'da Baas Partisinin egemen olması ile bu yapı daha da kemikleşir. Irak'ta Kürtler bu dönemde daha önce hiç karşılaşmadıkları büyük sıkıntı ve acılara maruz kalırlar. 1988'de Irak-İran Savaşının son aşamalarında cereyan eden 6-7 bin insanın katledilmesi ile sonuçlanan Halepçe katliamı bunun zirvesi olmuştur.

Suriye'de ise Fransızların bağımsızlık verdiği 1946'dan sonra, Kürtler ülke idaresinde

bir hayli etkin konuma gelir. Halep'teki Selahaddin, Şam'daki Salihiyye ve Ruknuddîn Kürt mahallelerinin büyük etkisi görülür. Suriye'nin üst-elité tabakasını oluşturan bu Kürt mahalleleri ülkeye hakim olur. Bu yüzden 1961'e kadar, Suriye'de ardı ardına gelen dört cumhurbaşkanı Kürtlerden çıkar. Ancak, 1950'li yıllardan itibaren yükselişe geçen Sovyet bloku yanlısı gözüken Nasırcı Arap milliyetçiliği dalgası ile 1958'de Mısır ve Suriye, Nasır'ın idaresinde birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti adını alır. Bu milliyetçi dalga, 1961'de bu birliktelik bozulup dağılmasına rağmen, etkisini daha da ağır hissettirir. 1963'te Suriye'de Baas Partisinin iktidara gelmesi Suriye Kürtlerine büyük darbe olur. 19. Yüzyıl sonu ile 20. Yüzyıl başlarında Anadolu'dan Suriye'ye gitmiş, özellikle Şeyh Said hadisesi akabinde Türkiye'yi terk etmek mecburiyetinde kalan Kürtlerden başlayarak yüzbinlerce Kürdün kimlikleri intikam alınırcasına iptal edilip, vatandaşlık hakları ellerinden alınır. Bugün bu rakamın 600-700 bin civarında olduğu ifade edilmektedir.

Kürtlerin yaşadığı bu travmalar, Kürtleri bölgesine, bölge halklarına yabancılaştırarak iyice büyük devletlerin eline düşürür. 1930'lu yıllarda tohumları atılıp, 1940'lar ve 50'lerde gelişen Kürt ulusalcı hareketleri seküler bir yapıya bürünür. 1925 öncesinde Şeyh Said hadisesi dahil tüm Kürt hadise ve ayaklanmaları dini/İslâmi içerikliydi. Türkiye'de 1925 sonrasında Din'e yönelik ağır baskılar bu konuda ciddi bir boşluğa yol açtı. 1950'li yıllardan itibaren Kürtler arasında modern eğitim almış seküler, din karşıtı/milliyetçi fügürler ortaya çıkmağa başladı. Ortadoğu'nun en dindar topluluğu zaman içinde en katı din karşıtı örgütlenmelerin eline düşürülmüş oldu. Oysaki, 1925 öncesinde Kürtlerin önderleri Şeyh, Molla, Seyyid, gibi dini/İslâmî şahsiyetlerdi. Hemen öncesinde, Seyyid Şefik Arvasî, Şeyh Abdülhakim Arvasî, Şeyh Muhammed Ziyauddin, Bediüzzaman Said En-Nursî, Abdürrahim Zapsu, Halil Hayali, Seyyid Abdülkâdir, Şeyh Mahmud Berzencî bu şahsiyetlerin başlıcalarıydı.

Türkiye'de bu gibi şahsiyetlerin tümü devlet eliyle ya ortadan kaldırıldı ya da bir şekilde sürgün/hapis uygulamalarıyla paralize edildi. Bediüzzaman gibi önemli, kilit noktada bir şahsiyetin batıya sürgün edilip bölge ile tüm coğrafi vs. fiziki bağlarının kesilmesi tek başına bunu tetikleyen başlıca faktör oldu.

Kürtler arasında, 1950'lerde başlayan sekülerleşme, seküler-milliyetçilik hareketleri, özellikle Türkiye'de bölgedeki Dini yapı ve kurumların (Medreseler; Nakşibendî-Kâdirî Dergâhları) bizzat devlet eliyle, jandarma baskısıyla ağır darbelere maruz bırakılıp, ciddi oranda zayıflatılması birbirini besleyen faktörler oldu.

Devam Edecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.