1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. 'Kürtler' niçin 'içerden' konuşmuyo
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

'Kürtler' niçin 'içerden' konuşmuyo

A+A-

Kürt sorunu gerçekten barışçıl, siyasi bir çözüm rotasına girmiş olsa, 'Kürtler'in eleştirel sesi, yüksek çıkar. 

PKK’nın temmuz ortasından itibaren şiddeti tırmandırmasıyla birlikte, Kürtlere ve bu arada BDP’ye yönelik çağrılar artmaya başladı.

BDP’ye alışageldik ve bilinen çağrı (ya da davet) yapılıyor; “terörü kına”,“PKK’ya karşı tavır al, eleştir”... Spesifik PKK eylemlerini, örneğin Tunceli’de bir polis ile eşinin hayatını kaybettikleri, düpedüz cinayet kategorisine giren eylemi, herhangi bir genellemeye başvurmadan kınaması isteniyor.

Bu tür çağrı ve davet, genel olarak “Kürtlere” de yapılıyor. “İçerden konuşmaları” isteniyor.Bu çağrı ve davetleri yapanlar, kendilerince “ahlaken üst konumda” oldukları duygusundan hareket ediyorlar. “Bakın, biz, bizim ‘derin devlet’i, askeri nasıl eleştirdik; siz de aynısını sizinkine yapmalısınız” demeye getiriyorlar. “Eleştiri”, “özeleştiri” veya “iç muhasebe” gibi birbirinin aynı olmayan kavramlar, eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanıyor ve “Kürtlere” yönelik olmanın da ötesine geçerek, Mavi Marmara için de önerilir oluyor.

Mavi Marmara’nın güvertesindekilerin geminin demirlerini eğip büküp, silah haline getirmelerinin ve bunlarla İsrail askerlerine karşı koymalarının ölümlerde payı olduğu ifade ediliyor ve bir tür “özeleştiri” gereği dillendiriliyor.

Özeleştiri kavramı, Türkiye’nin entelektüel dağarcığına Marksistler üzerinden girdi. Marksizme ise Katolik Kilisesi’nin “günah çıkarma” uygulaması üzerinden, yani Hıristiyan kültür kodlarından girmişti. Bizim ahalinin kültür kodları farklıdır. Bizde “tövbe” ya da “pişmanlık” gibi kavramlar söz konusudur, bunlar ise “özeleştiri” değildir. Bireylerin “vicdani” nedenlerden ötürü yaptıklarından “pişmanlık” duyması veya “tövbe etmesi” ile örgütlerin, kurumların, kuruluşların, ya da devlet gibi “cihazlar”ın “özeleştirisi” arasında da devasa farklar vardır.

Örgütler ya da devlet gibi “cihazlar”ın “özeleştiri” kapsamına girecek davranışları, siyaset değişikliğini ifade eder. Marksist örgütlerdeki “özeleştiri” de öyledir. İzlenmiş olan bir siyasetin pratikte sonuç vermemesi ve yapılmış olan yanlışlardan ötürü, yeni bir siyasetin benimsenmesi gereği, “özeleştiri” ile ortaya konur.

Mavi Marmara ve ‘iç muhasebe’

Bunun dışında bireylerden istenecek “özeleştiriler”, bir başka deyimle onlardan “günah çıkarmaları”nın istenmesi, yanıltıcı olur. Günahı, günahkârlar çıkarır. Bunun yolu buralarda farklıdır.

Mavi Marmara’daki direnişi ele alalım. Mavi Marmara’nın Gazze’ye yardım seferine gidenlerin amacı, İsrail’in gayri meşru olarak gördükleri Gazze ablukasını yarmak idi. Eyleme katılanların “silahlı” bir güç olmamalarından gayrı “barışçı” bir kimlikleri yoktu ve olmak zorunda da değildi.

Gazze’ye ellerini kollarını sallayarak denizden çıkamayacaklarını ve İsrail’in kendilerini bir şekilde engelleyeceğini yola çıkarken biliyorlardı. Zaten amaç da, dikkati buna çekmek ve “Gazze ablukası”na ve onun gayri meşru olduğuna ilişkin uluslararası duyarlılık yaratmaktı.

İsrail’i Mavi Marmara olayında “suçlu” konumuna düşüren, Palmer Raporu’nun iddia ettiği gibi “orantısız güç kullanması”ndan öteye, Palmer Raporu’nda yer almayan husustur. İsrail, kendisinin ve Gazze’nin karasularından 70 küsur deniz mili ötede, uluslararası sularda “askeri olmayan” bir gemiye “askeri eylemde” bulunmuştur.

Mavi Marmara’nın güvertesindekilerin, uluslararası sularda cereyan eden korsanca bir askeri saldırıya karşı, ellerine geçirdikleri araçlarla karşı koymalarının adı “meşru müdafaa” olmak zorundadır. “Demirlerle karşı koymasalardı ölüm olayları olmazdı” mantığı, zaten İsrail’in “askeri saldırgan mantığı”dır. Kolayı var; Mavi Marmara hiç yola çıkmasaydı, hiçbir şey olmazdı. Ya da İsrail’in “Gazze ablukası”na karşı çıkmazsanız, tatsız olaylara da sebep olmamış olursunuz; Türkiye-İsrail ilişkileri de gayet güzel devam ederdi. Böyle mantık olur mu? Bu mantık, “siyasi mücadele” kavramının neresine sığar?

‘Kürtler’ ve PKK

Dönelim, “Kürtler”in PKK’yı kınaması ya da “içerden eleştiri yöneltmesi”konusuna. Bu kâğıt üzerinde göründüğü kadar basit ve kolay bir mesele değil. Mesele, PKK’nın eleştiriyi bastırıyor olması ihtimalinden, bu davete muhatap “Kürtler”in güvenlik kaygılarından kaynaklanmıyor.

“Kürtler”in önemli bir bölümü PKK’lı değil, içlerinde birçoğu PKK’ya karşı üstelik. PKK’yı eleştiriyorlar da. Eleştirmedikleri veya çok yüksek sesle (davet sahiplerinin istediği ses desibelinde) eleştirmedikleri durumlarda,“hadi eleştirsenize” demeden önce, niye böyle davrandıkları üzerinde düşünmek daha isabetli olur.

Kürt sorunu, gerçekten barışçıl, siyasi bir çözüm rotasına girmiş olsa, sorunu çözmek konusunda güçlü bir siyasi irade, görünür biçimde ortaya çıkmış olsa; PKK’nın şayet böyle bir ortamı, öylesine bir çözüm şansını baltaladığı görülerek, o zaman “Kürtler”in eleştirel sesi, kimse istemese de çıkar. Yüksek çıkar.

“Kürtler”in hangi psikolojik iklimde bulunduğunu, günlük hayatlarında nelerle karşılaştığını hesaba katmadan, bilmeden, hissetmeden, iktidar partisi ve politikasına ilişkin sizin gördüğünüz ve göstermek istediğinizi görmüyorlar diye, “PKK’yı kına” çağrısı yapmanın, “Kürtler”de bir karşılığı yok, ne yazık ki.

Asıl önemli olan, böyle krizli dönemlerde, Fırat’ın batısından yükselen“PKK’yı kına” çağrılarında, “PKK” ve “Kürtler” sözcüklerinin “Kürtler” tarafından eşanlamlı algılanmasıdır. 

Tunceli ve benzeri bir cinayeti haklı olarak hatırlattığınız anda, size, Kızıltepe ve Lice kırsalında işlenen cinayetleri ve faillerine hiçbir şey yapılmadığını hatırlatırlar. Tartışma, kısır döngünün ötesine gitmez. “Kürtler”deki PKK algısı, İstanbul basınındaki yorumculardan farklı. Basındakilerin bir bölümü için, PKK, bugünlerdeki “siyasi taktikler” ve Kandil’de Öcalan’ı bile çiğneyerek yanlış ve zararlı karar veren somut isimler. “Kürtler”de ve özellikle “bölgedekiler”in PKK algısı ise, birçoğu kan bağıyla bağlı oldukları, akrabaları, yakınları onbinlerce ölü, hapishanelerde yatan onbinlerce tutuklu, geçmişi ve gelecek ufku karartılmış yüzbinlerce genç kız ve erkek.

Bu algı farkı, “içerden konuşsanıza” çağrılarının sağır kulaklara çarpmasından başka bir sonuç yaratmıyor.

BDP’ye gelince...

BDP?

BDP’ye gelince, bir yandan yukarıda anlatmaya çalıştığımız haletiruhiye üzerinden siyaseten var olmaya çalışıyor, diğer yandan Kuzey İrlanda’daki IRA-Sinn Fein ilişkisinde olduğu gibi, kendileri silahlı mücadele arka planından gelmediği için, silaha hükmedenlere silahlı mücadele konusunda sözlerini geçirecek ağırlığa ve itibara sahip değiller.

Yıllardır parlamentoya seçildikleri halde, bir-iki, o da yarım saatlik görüşmenin dışında iktidar tarafından muhatap alınmamış olduklarını, temsil güçlerinin sürekli sorgulandığını ve dışlandıklarını da unutmayın. BDP’nin kendi hataları ve zaaflarına bunları da ekleyin.

Ve, BDP’nin çağrılarınıza niçin bigâne kaldığı üzerinde bir daha düşünün...

Önceki ve Sonraki Yazılar