1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Kürtler Ne İstiyor?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtler Ne İstiyor?

A+A-

İçinde bulunduğumuz şu son yüzyılda Kürtler hakkında o kadar çok fazla şey yazılıp konuşuldu ki. Bunun  hesap kitabını yapabilmeyi bile zorlaştırıyor..

Sırf bu nedenle bile olsa, önümüzdeki yüz yıl Kürtlerin yüz yılı olacak. Ki, bu ya kalıcı bir özgürlüğü getirecek. Ya da yine uzun süreli bir kölelik ve yok oluşu... Kürtlerin dünya gündemine bu kadar fazla oturuşları, dünyanın Kürtlere olan sevgisinden dolayı mıdır? Sanmıyorum.

Bu bütünüyle dünyanın bu gün geldiği noktada Kürdistan’ın jeopolitik ve stratejik konumuyla alakalı. Bunun altında emperyalizmin geçen yüzyılda ortadoğuda çıkarlarına uygun yaptığı toprak ve kaynak paylaşımlarının doğurduğu huzursuzluklar var. Bunların sonucu olarak Kürdistan’ı işgal eden güçlerin Kürtlere uyguladıkları politikaların modern çağın algısına ters düşmesiyle alakalı bir durum var…

Yani Kürtlerin, bireysel ve toplumsal yaşamda temel insani haklardan bile mahrum bir yaşam biçimine mahkûm edilişleri var… Öyle ki hemen her parçasında Kürt diye bir varlık kabul edilmiyor. Dili, kültürü, edebiyatı, tarihi, gelenekleri, folkloru, inançları… Hayata dair nesi varsa hepsi yasaklanıyor. Anadilini, Kürtçeyi konuştuğu için en ağır hakaret ve işkencelere uğradıktan sonra yıllarca hapislerde tutuluyor. Ki her parçada olduğu gibi Türkiye parçasında da yaşanan son silahlı isyanın temelinde bu zulümler yatıyor.

Geçen yüzyılda Kürtlere dayatılanları saymazsak bile yirminci yüzyılda da Enfal ve Halepçe gibi toplu kıyımların, soykırım oluşları konusunda dünyanın hemfikir olduğu infial uyandıran katliamların Kürtlere dayatılmaları. Körfez savaşı sonrasında Irak'ta şartların ortaya çıkardığı Kürdistan Federe Devleti.

Türkiye Kürtlerinin cumhuriyetin kuruluşundan beri süre gelen hak talebi  ve özgürlük savaşları, bunun sonucu olarak Türkiye Kürdistanı’nın nerede ise yarısının Türk illerine göç etmek zorunda kalışı ve bunun sonucu olarak 3–4 bin Kürt köyünün boşaltılması, faili meçhuller furyasında 50.000’e yakın faili meçhul ve infazlar, Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Kürt diasporası...

Son olarak Batı Kürdistan’da, yani eski Suriye topraklarında ortaya çıkan Rojava’daki fiili durum…

Bütün bunlar alt alta geldiğinde Kürtlerin tesadüfen değil bir takım şartların zorlaması sonucu dünya gündemine oturduğu anlaşılıyor.

Yaşanan bunca şeye rağmen Kürtleri hala milliyetçilikle suçlayanları anlamak gerçekten de zor. Bu da demektir ki bu iddia sahiplerinin kafa ve gönüllerinde iyileşmesi zor ciddi bir arıza var.

Biz, Allah’ı, Kitab’ı ve Peygamber’i birleyen, ahirete iman eden, Müslüman oluşlarının farkında olan Kürtleri milliyetçilik veya ırkçılıkla suçlayanları, biz, Allah’ın huzurunda dava etmeden önce şuna davet ediyoruz:

Bize dayatılan zulüm, katliam, idam, sürgün, talan ve yoksullukların sadece çeyreğini yaşasınlar, yaşamayı göze alsınlar, ondan sonra gelsinler konuşalım. Emin olun o zaman çok daha rahat anlaşırız.

Yine bu bağlamda Mısır'daki din kardeşlerinin idamını bayraklaştırıp tozu dumana katanlar, adı İslam Cumhuriyeti olan İran’da hemen her gün peyderpey idam edilen Kürt ve Beluci Müslüman kardeşlerinin idamına en ufak bir tepki göstermiyorlarsa hemen secdeye kapanıp herkese eşit mesafede olan Allah'tan acilen tövbe istiğfar ile aflarını istemeliler. Zira iman ikilik kabul etmez. İman bütün Müslümanları aynı vücudun azaları olarak kabul eder. İman herkese adil bir merhamet ve yakınlıkta durmayı emreder. Zalim ile mazlumu kardeş kabul eden ve zalimin zulmüne en ufak bir tepkisi olmayan anlayış kimden yana? Bunu sorgulamasak biz kimden yana olmuş oluruz? Hiç düşündük mü?

Şimdi bu kısa izahattan sonra sorumuzu tekrar sorabiliriz. Evet, Kürtler ne istiyor?

Kürtlerle ilgisi olan herkes şunu iyice anlayıp kavramalı ki; Kürtlerin ne yeni bir dine, ne yeni bir kitaba ve ne de yeni peygamberlere ihtiyacı var. Çünkü Kürtler bunların tümüne sahipler.

Ama Kürtlerin insan olma, millet olmaktan kaynaklı olmazsa olmaz temel bazı haklarını kullanma ve yaşama ihtiyaçları ve talepleri var.

Dilini kültürünü yaşama, bayrak, devlet, bütçe, kendi kendini idare, meşru savunma... gibi. Çünkü Kürtler bunların hiç birine sahip değil. Ve bu gün Kürtler çok yönlü bir asimilasyon ve kişiliksizleştirilmeyle yok edilme gibi ciddi bir sorunla karşı karşıya.

Yoksa Kürtlerin din, iman ve peygamberleri bütün saygınlık ve güzelliğiyle gönüllerdeki yerini çok sağlam bir şekilde koruyor.

Konumuzla ilgili olarak 09.04.2014 günü Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde düzenlenen “Toplumsal Sorunlara Dini Bakış” konulu bir panele konuşmacı olarak katılan Sevgili kardeşim Adnan Fırat, herkese sorduğumuz soruyu  şöyle cevaplandırmış:

“Hepimiz Türk Modernleşmesinin kurbanlarıyız. Kürdistan’da Kürd Solu dünyayı okuma biçimini Türk Solu üzerinden aldı. Kürdistan’daki Kürd İslamcılar da Kürd Sorununa Türk İslamcılarının geliştirdiği söylev, retorik ile yaklaştı. Burada köle-efendi ilişkisi söz konusu. En büyük kölelik de kölenin efendisi gibi düşünmesidir. Bizlerin kendimize ait bir akla sahip olması lazım. Türk İslamcılığının vatan, millet, misakı milli kavramlarına yüklediği anlamın İslamla alakası yoktur. Allah Resulü, ‘Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemedikçe iman etmiş olamazsınız.’ diyor. Müslümanlar bu ilkeye göre yaşarsa problem kalmaz. Türkler milli kimliklerinden kaynaklı bir sorun yaşamıyorlar. Ama bundan muzdarip kardeşlerini anlamaları lazım. Koskoca profesör, İslam Hukuku Profesörü kalkıp ‘Kürdler için özerklik meşru mudur, caiz midir?’ diye tartışıyor. Bu utanmazlıktır. Biz sana mı kaldık. Bizim Ehmedê Xanîlerimiz var, Feqiyê Teyranlarımız var, Seîdê Nûrsîlerimiz var. Kendi aklımız bize bunu söylüyor. Türk tarih yazıcılığı Kürdleri yok sayıyor. Kürdlerin Osmanlı ile ilişkileri v.b konulardan bahsedilmiyor. Türk milliyetçiliği ile Kürd milliyetçiliğini eşit görmek de parayı çalan ile parası çalınanı aynı kefeye koymaktır. Biz kendimizi yönetmek, toprağımıza hakim olmak istiyoruz” 

Başta sorduğumuz sorunun cevabını bu çerçevede maddeleştirirsek:

1-Kürtler, bütün insanların insan olmaktan kaynaklı, sahip oldukları bütün haklarını yine insanca yaşamak istiyorlar.

2-Kürtler, 4-5 ülkenin işgaliyle yine 4-5 parçaya bölünmüş Kürdistan adlı coğrafyalarıyla; 50 milyona yakın dinamik nüfusuyla; zengin petrol, su, maden yatakları, tarım ve hayvancılığa elverişli topraklarıyla millet olmaktan kaynaklı bütün haklarını kullanmak, yaşamak istiyorlar.

Bu hakları bir bütün olarak, ne kendilerine, ne de etraflarına zarar ve yıkım yaşatmadan, hayata geçirmenin yolu demokratik çözüm müdür, çok hukuklu, herkesin bütün haklarını güvence altına alan anayasalar mıdır, federatif yapılanmalar mıdır, özerklik midir,  bir devlet kurmak mıdır?

Bu kararın yegâne sahibi yine bu 50 milyonluk çoğunluktur. Ne işgalci devletlerdir, ne de onlara payanda olup, onların onayıyla diktatoryal heveslere kapılan monolitik, ötekileştirici, tekçi Kürt siyasal yapıları ve örgütleridir.

Çözüm modelleri olarak ortaya konan önerilerde Kürtlerin olmazsa olmaz bütün meşru taleplerini güvenceye almayan önermeler bir başarıya değil bir yıkıma, sonu gelmez yeni çatışma, kaos ve felaketlere yeniden bir davetiyedir. Bütün tarafların bunu çok iyi görmesi gerekir. Yoksa herkese yazık olacak.

Gençlerin ölmemesi, anaların ağlamaması elbette insani ve güzel gelişmelerdir. Ama ne gariptir ki büyük bir çözüm, barış ve kardeşlikten söz edilirken devlet bütün hızıyla karakollarını kalekollara çeviriyor. Kürdistan’daki yığınak ve tahkimatlarını güçlendiriyor. PKK ise okul okuyup geleceğe hazırlanması gereken 18 yaş altı Kürt çocuklarına, üniversite gençliğine hala dağları özendirip onları dağa götürebiliyor. Bütün bunlar toplumu derin bir hayal kırıklığı ve umutsuz bir bekleyişe sürüklüyor ne yazık ki? Belki çok şeyle oynanabilir ama barış, esenlik, umut, onur, şeref, haysiyet, inanç gibi kutsiliği içkin kavramlarla oynanmaz. Bunlarla oynandığında toplumlar infiale sürüklenirler..

Kürtlerin millet olmaktan kaynaklı haklarını talep etmelerini ilkel milliyetçilik olarak değerlendirip, biz bir yerleri demokratikleştirmek için yola çıktık, özveride bulunuyoruz demenin mantığını anlamak, sağlıklı bir akılla bunun izahını bulmak.. Hele Kürtlerin bunca kayıp ve bedellere, bunca Kürt gencinin ölümlerine, hala tıklım tıklım dolu hapishanelere, dağları mesken tutmuş bunca Kürt gencine ve bu kadar yıl süren çatışmalarından sonra bunları dillendirmenin izahı gerçekten de çok zor.

Adama sorarlar; Otuz yıldır Kürdistan’da taş üstünde taş kalmadı. Bırak Kürtleri, dağ başlarında kuşların dahi yaşayabilecekleri bir ortam ve zemin kalmadı. Bütün bu yıkımı Türkiye’nin demokratikleşmesi için mi yaşadık? Madem Türkiye demokratikleşecekti, o zaman neden Türk gençleri dağlara çıkmadı da, Kürt gençleri dağlara çıktı?

Eğer millet olmaktan kaynaklı hakların kullanımı ve bunun sonucu olarak devletleşme fikri ilkel milliyetçi ve geri bir anlayış ise bu gerilik neden sadece Kürtlerin payına düşüyor. Neden Türk devleti, Devletçilik çok ilkel, banal ve bağnaz bir anlayıştır, diyerek kendini lağvetmiyor. Neden biz onu lağva davet etmiyoruz. Neden Türkler topyekûn, devletlerini taşa tutup, sen ilkel milliyetçi bir anlayışın ürünüsün, sen bizi geriye götüreceksin. Defol başımızdan. Seni istemiyoruz deyip alanlara çıkmıyorlar?

Son olarak, biz Kürtlerin siyasal yapılarının zihin ve algılarına bir şeyler mi olmuş, yoksa birileri bizimle çok kötü bir oyun mu oynuyor, çözmüş değiliz.

Hakkı ve adaleti üstün tutan Yaradan’dan, biz hakları gasp edilmiş mazlumlara acımasını, onlara rehberlik ve önderlik etme pozisyonu olanlara geniş bir basiret ve feraset vermesini, bu mazlum coğrafyada hakları gasp edilmiş; rengi, dili, dini, mezhebi, cinsiyeti ne olursa olsun, bütün mazlumlara onurlarıyla yaşayabilecekleri bir yaşam formatı nasip etmesini diliyoruz. Yeryüzündeki bütün çocuklar için güven içre ve mutlu yaşayabilecekleri bir dünya hayali ve özlemi kuruyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum