1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. Kürtçe Atölyesi
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtçe Atölyesi

A+A-

17 Mayıs 2013 Cuma günü Batman Çağdaş’ta bir haber. “Kürdi-Der’den sertifika!” başlığını taşıyordu. Köşe yazılarımı takip edenler bilir. Türkiye’de Kürd sorununun  öncelikli, olmazsa olmazının zıman (dil) olduğunu defalarca yazdım.

Açılan Kürdçe kursun Gercüç Eğitim-Sen temsilciliğince atölyenin 1. seviye ilk basamak sınavında başarılı olanlara sertifikaları ve teşekkür belgelerinin verilişini içeriyordu.

Yer “Gercüş” olunca benim için duygusal bir habere dönüştü. Çünkü Gercüç ilçesi baba tarafım Cümeylin (Kozlu), anne tarafım Iloz (Özler) köylerine 2’şer km. mesafede Batman’a bağlı baba ve anne vatanımdır.

Yani doğduğum, çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği toprağımda en hassas olduğum konuda önemli bir adımın atılması benim için çok önemliydi. Bu küçük, ama işlevi ve anlamı büyük hassasiyetin yaygınlaşması gerekir diyorum. Tabii ki kurs olarak değil; eğitim ve öğretimin bütün okullarda verilmesi gerçekleştiği gün bu ülkede Kürd sorunu diye bir sorunun kalmayacağına inanıyorum.

SİTRAN ve KELAMLARLA AYAKTA KALAN DİL

Kürd dili söz konusu olduğunda rahmetli babam ve annemi anmadan geçemem. Babam yörenin saygın bir din alimi ( Melle, Seyda) olmasına rağmen 1950 ve 1960’lı yıllarda çocukluğumda Sierra radyosunun metrelerce uzunluktaki anteni ile Erivan Radyosundan Kürdçe haber, Batmanlı Karabete Xaço’nun parazitli de olsa sitran ve klamlerini büyük bir keyif ve istekle dinlemek ve bizlere dinletmek için çırpındığını hiç unutmuyorum.

Ya o uzun kış gecelerinde; Cumartesiyi Pazara bağlayan gecelerde ortağı Mıxamed’e Direj’in evinde yer sofrasında ceviz, badem, kuru üzüm, beni (cevizli sucuk), helil (pestil) ve meyve ziyafeti eşliğinde Kürdçenin Kurmanci lehçesini Grundik marka bantlı teypte saatlerce süren klam, sitran, dirok, xwedayi kavillerin (ilahi) büyük bir coşku, huşu içinde dinlemek beynimin derinliklerine öylesine kazılmış ki gözümü kapattığımda kendimi o mecliste hissediyorum. Karşımda ev sahibi, babam yer döşekleri, zengin ve renkli sofra canlanıyor.

O nefis, katıksız duru Kürdçesi ile bana ana dilimi öğreten annem Emine’nin çınlayan sesi de kulaklarımdan çıkmıyor. Diyordu ki “Lavo em wekhevi u zimane dayika xwe di xwazın.” Anlamı “oğul biz eşitlik ve ana dilimizi istiyoruz.” Annem ümmiydi, annesinden doğduğu gibi okuma yazması yoktu. Ancak bir alimin eşi olması, eşinin medreselerde öğretmenlik yapması, evinde 7 erkek çocuğuna dini eğitim ve de Arapçayı öğretmesi; şer-i bilgiler için başvuranları yanıtlaması; komşu çocuklarının Arapça ve Kur’an eğitimine verdiği katkı annem için de bir okul görevi yerine gitmişti.

Babamın Türk okullarında okuyan bizlere etüt yaptırması, anlamadığımız konularda yapabildiğince yardımcı olması annemin Türkçesine ( Türkçe öğrenmeme konusunda direnç gösterdi) bir katkı sunmadıysa da ortamdan yararlanarak bilgili, aydın bir Kürd kadını yaptı.

Babam öldükten sonra 28 yıl evinde komşu kadınlara her ramazan teravih namazlarına imamlık yapması sanırım onu kendisini ne kadar yetiştirdiğine dair yeterli bir kanıttı. Duru Kürdçesi ile çocukları ve bazı torunlarına Kürd dili açısında baş öğretmenlik görevini yaptı.

ÖĞRETMEN ve IRKÇILIK

Dili neden mi önemsiyorum? Beni duygulandıran Gercüş haberi okuduğum gün 30 yıl öğretmenlik yapan bir Kürd olarak son derece üzen, tedirgin eden, düşündüren ve tabii olarak tepkime yol açan bir başka başlık ve haber ile karşılaştım.

“Ya Türkçe konuş ya da sus!” başlıklı haberin içeriğinde bakınız ne vardı:  

AKP hükümetinin inkar ve asimilasyon politikalarından vazgeçtiklerini söylemesine rağmen Muş'un Varto ilçesinde bulunan bir okulda yaşananlar, tekleştirici resmi ideolojinin varlığını hangi boyutta sürdürdüğünü gösteriyor. Varto Cumhuriyet İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni Hatice K. Proje ve Performans Ödevi olarak çocuklara yaptırdığı ve 6/B sınıfının panosuna astığı yazılar dikkat çekiyor. Hatice K. öğrencilere verdiği ödevler arasında "Ya Türkçe konuş ya da sus", "Türkçeniz parmak izinizdir", "Benimle Türkche konuşma! Türkçe konuş", “Dilini çocuğun gibi koru!”, “Her şey dil bedeniyle biter”, “Dil katili olma”, “ Dilinle yaşa benliğini koru!”, “ Türkçemizi koru ona sahip çık”, “Dilini sev ki vatanını sevesin” ve “Dilinize saygınız bilginizin göstergesi” yazılarının olduğu görüldü diyordu.

Emekli bir Kürd öğretmen olarak; öğretmen hanımın panoya yazdığı cümlelerdeki tek bir kelimeyi değiştirsem yani “Türkçe” yerine o sözcüklere “Kürdçe” kelimesini monte etsem ben de söz konusu öğretmen gibi faşist kafa ve de ırkçılık yapmış mı olurum? Yoksa Kürd çocuklarına yapılan insanlık dışı yaklaşımı ana dilleriyle varlıklarını sürdürmeleri, Kürd dilinin korunması için insani, vicdani, ahlaki bir görevi yerine getirmiş mi olurum?

Kaldı ki hoca hanımın yaptıklarını okur okumaz 1980’li yıllarda 12 Eylül darbesinden sonra aynı ilçesinde kaymakamlık yapmış biri geçmişte bana anlattığı (kendisi Türk) Kürd diliyle ilgili yaşadığı aklıma geldi. Anlattığı aynen şöyleydi:

İlçeye kaymakam olarak atamam yapıldı. Göreve başladıktan bir süre sonra yazı işleri müdürü bana bir dosya ile geldi. Dosyada bir hayli kabarık tutanaklar vardı. Darbeyi yapanlar malum Kürtçeyi yasaklamışlar. Benden önceki kaymakam yasaktan vazife çıkararak sokakta, çarşıda, pazarda, resmi daire vb. yerlerde Kürdçe konuşanları takibe almış tutanaklar tutuyor. Vatandaş jandarma ya da polise sevk edilerek göz altına alınıyorlar. Duruma göre orada veya mahkemelere gönderilerek para veya hapis ile cezalandırılıyorlar.

Getirdiği dosyadaki tutanaklar için “ne yapayım?” Dedi. Bende “asayiş toplantısına getir” dedim. Asayiş toplantısına Emniyet Amiri ve Jandarma Komutanı yüzbaşı katılıyordu. Böyle bir toplantının sonunda çay sohbet faslında özel kalem müdürüm elinde dosya ile içeri girdi ve ‘Sayın Kaymakamım bu tutanaklar ne olacak?’ dedi. Bilmiyormuş gibi yapıp ‘ne tutanakları’ diye sordum. O da ilçede ‘Kürdçe konuşan ve kaset bulunduranlar’ dedi.

Dosyayı aldım ve Jandarma komutanı ile ilçe emniyet amirine dönerek ‘ne yani bu insanlar bin yıldır var olan ana dilleri ile konuşuyorlar diye haklarında tutanak tutulup ceza mı veriliyor. Böylesine insani bir konuda olacak iş mi, hangi vicdan ile bunlar yapılıyor’ dedim ve dosyadaki tutanakları yırtarak çöpe attım. Jandarma komutanı Yüzbaşı ve Emniyet Amiri hiç ses çıkarmadılar. O ilçede kaymakam olarak bulunduğum sürece bir daha ‘Kürtçe’ konuştular diye kimseyle ilgili bir tutanak tutulmadı. Benden sonra ne oldu bilmiyorum” dedi.

İşte insani, ahlaki, vicdani, eşitlikçi, gerçekten kardeşlik ve de özgürlükçü davranış ile gerçek yöneticilik budur. 90 Yıl bölgeye bu zihniyet ve anlayışta Vali, Kaymakam, Jandarma Komutanları, Emniyet Müdür ve Amirleri, bürokratlar gönderilseydi hiç 30 yıllık kanlı bir kardeş savaş yaşanır mıydı? Bence yaşanmazdı, ya sizce? 

MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİNDEN DOĞAN UMUT

Neyse ki, yine aynı gün aynı ilden insanın içini ısıtan başka bir haber vardı. Muş Alparslan Üniversitesi’nde 10 Mayıs günü Kürd Dili ve Edebiyatı vize sınavını benim gibi duygularını Taraf gazetesindeki köşe yazısına taşıyan aynı üniversitenin öğretim görevlisi sosyolog Adem Palabıyık’ın yazısı bir nebze olsun içime su serpti.

Palabıyık ne mi demişti. Kısa bazı alıntılarını sizlerle paylaşmak istedim:

“..İlk defa bir sınavda öğrencilerin hocayla Kürtçe konuşmasına, soruları Kürtçe sormasına ve kendi dillerinde yazmasına tanık olduk.

…Öğrencilere verilen Kürtçe metinle alakalı yorumlarını yine Kürtçe olarak kağıda yazmaları isteniyordu. Bu durum kendi dilinde yıllarca yazmamış bireyler için harika bir fırsattı ve bu fırsatı öğrenciler iyi değerlendiriyor gibiydi. Çünkü yaptığım gözlemde öğrencilerin büyük bir iştahla yazdıklarını fark ediyordum. Kürtçe okuyup, Kürtçe anlamak, Kürtçe düşünmek ve Kürdçe yazmak bir Kürd vatandaş/öğrenci için sınırsız önemli bir sosyolojik olgu ve Muş Alparslan Üniversitesi’nin verdiği bu fırsat da öğrenciler için böylesi bir durum arz ediyordu.

…İşte Muş Alparslan Üniversitesi bünyesinde atılan bu sosyolojik, tarihsel, siyasi ve insani ilerleme adına ( Kürd Dili ve Edebiyatı ) bütün bu kültürel miras açısından önemlidir.

…. Kürtçe düşüncelerini Kürtçe ile ifade etmesi, şapkalı sesli harfler kullanması, ‘x, w, q’ gibi harflere kelimelerin içinde yer verilmesi, kişiyi farklı bir dünyaya götürüyordu.

….Sınav boyunca Türkçe az konuşuldu, Kürtçe bir sınavdı bu çünkü. Kürtçe eğitim dili olur mu diyenlere de bir cevaptı aslında, bal gibi oluyordu.”

Eline, diline, beynine, kalemine sağlık Adem hoca; Kürd halkına büyük bir umut, söz konusu Muş’un Varto ilçesindeki öğretmene dolaylı da olsa büyük bir ders verdiğin için.

Adem hocanın tespitinden on gün sonra umut veren bir başka haber gözüme çarptı. Kürdçe Üniversite haberi oldu. Diyarbekir’den. Resmi gazetede yayınlanarak kuruluşu tescil edilen Mezopotamya Vakfı’nca Diyarbekir’de Türkiye’nin eğitim dili Kürdçe olan ilk üniversitesinin kurulması için çalışmaların başlatacakmış. Tabii YÖK onay verirse. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.